İkiye Bölünen Vikont’tan 50 seçilmiş cümle

Abdullah Seydi Özçal hazırladı. 

1-‘’Kıtlık tarlaları perişan ettikten, kuraklık ırmakları kuruttuktan bu yana,’’ diye karşılık verdi emir eri, ‘’artık onlar da insan eti yiyorlar. Ölülerin bulunduğu yerlerde kargalarla akbabaların yerini leylekler, turnalar, flamankuşları aldı.’’ (Sayfa:7)

2-‘’Kuşun mu, yoksa insanın mı daha önce öldüğü, hangisinin karnını doyurmak için ötekinin üstüne atladığı bilinmiyor.’’ (Sayfa:8)

3-‘’At karnının deşildiğini hissedince, bağırsaklarını tutmaya çalışır.’’ (Sayfa:9)

4-‘’Birçok yiğidin dün deşilen iç organları henüz yerde, ama kendileri gökyüzünde.’’ (Sayfa:9)

5-Kendisini bekleyen korkunç yazgıyı kestirebilseydi, olanca acısına karşın, belki onu da doğal ve kaçınılmaz sayacaktı. (Sayfa:13)

6-Düşman sahibi olmak, sonra da bunların kafalarında tasarladıkları gibi olup olmadıklarını görmek kadar keyifli bir şey yoktu insanlar için. (Sayfa:15)

7-Ağaç gibi dalları olan, ipleri tek bir bocurgatla yukarı çekilen bir darağacı yaptı, öyle büyük, öyle iyi tasarlanmış bir düzenekti ki, bir seferde, hüküm giyenlerden daha fazla kişiyi bile asabilirdi; nitekim vikont bundan yararlanarak, iki suçlunun arasına bir kedi yerleştirip on tane de kedi astırdı. (Sayfa:33)

8-Kuruyan cesetlerle kedilerin leşleri üç gün boyunca sallanıp durdu, önceleri kimsenin yüreği kaldırmıyordu onlara bakmayı. Ama çok geçmeden görkemli bir görüntü oluşturdukları fark edildi, düşüncelerimiz birbirleriyle uyumsuz duygulara bölünmeye başladı, öyle ki, cesetlerin indirilmesi, büyük düzeneğin sökülmesi üzülmemize bile yol açtı. (Sayfa:33)

9-Ben hava gibi özgürdüm, çünkü anam babam yoktu, üstelik ne köleler kategorisine giriyordum ne de efendilerinkine. (Sayfa:35)

10-Atının nal sesleri duyulur duyulmaz, herkes cüzamlı Galateo’nun geçmesi sırasındakinden bile büyük bir süratle kaçışıyor, çocukları, hayvanları götürüyordu, akılları bitkilerinde kalıyordu, çünkü vikontun kötülükleri hiçbir şeyi esirgemiyor, en beklenmedik anlarda, en kestirilmeyen, en anlaşılmayan eylemlere yönelebiliyordu. (Sayfa:37)

11-Dayımın durumu, tıp açısından doktorda hiçbir ilgi uyandırmıyor gibiydi, ama ben yavaş yavaş onun, sadece ailesinin isteği ya da saygınlık nedeniyle doktor olduğunu, bu bilime hiçbir önem vermediğini düşünmeye başlamıştım. (Sayfa:38)

12-Pietrochiodo Usta darağacı yapma sanatını çok geliştirmişti. Artık her biri gerçek bir marangozluk ve makinecilik başyapıtıydı; sadece darağaçları değil Vikont Medardo’nun sanıkları itiraf ettirmesini sağlayan işkence sehpaları, bocurgatlar ve benzeri işkence aletleri de öyleydi.(Sayfa:39)

13-Tatlı ezgiler söyleyerek, biçimi bozulan yüzlerinin çevresine yasemin taşları takarak, hastalığın kendilerini ayırmış olduğu insan topluluğunu unuturlardı. (Sayfa:41)

14-Aslında niye onu bir doktor saymada inat ettiğimizi bilmiyorum; hayvanlarla, özellikle küçük hayvanlarla, taşlarla, doğal olaylarla yakından ilgileniyordu, ama insanlar ve hastalıkları onda tiksinti, şaşkınlık uyandırıyordu. (Sayfa:41)

15-Cüzamlıların bir özelliği vardır, yanarken acı duymazlar, uykudayken yangın çıkacak olursa, hiç kuşkusuz bir daha uyanamazlar. (Sayfa:42)

16-Kadınların, çocukluğunu bildikleri kimseler üzerinde sahip olduklarını iddia ettikleri inatçı otoriteyle, Sebastiana, her kötü davranışından sonra vikonta çıkışmayı ihmal etmiyordu, oysa herkes vikontun yapısının düzelmez, sağlıksız bir acımasızlığa büründüğünde görüş birliği içindeydi. (Sayfa:43)

17-Doktor Trelawney, beni çok düş kırıklığına uğratmıştı. Lekelerinin cüzam olmadığını bildiği halde, yaşlı Sebastiana’nın cüzamlılar köyüne gönderilmemesi için parmağını bile kıpırdatmamış olması, alçaklık belirtisiydi; ilk kez doktora karşı bir tiksinti duyuyordum. (Sayfa:45)

18-Zarlarla bir topar para çıkardı. Benim param yoktu; düdüklerimi, bıçaklarımı, sapanlarımı koydum ortaya, ütüldüm.

‘’Sıkma canını,’’ dedi sonunda Esau, ‘’hile yaptım ben.’’ (Sayfa:49)

19-Topal, Çolak, Tekgöz, Yansız, Kalvincilerin dayıma verdikleri sıfatların bir kısmıydı, onu gerçek adıyla andıklarını hiç duymamıştım. Böyle konuşmakla, sanki hakkında çok şey biliyorlarmış, çok eski bir düşmanmış gibi, bir tür yakınlık kuruyorlardı onunla. (Sayfa:50)

20-Medardo’nun anlaşılmaz çılgınlıkları sanki kendileri için anlaşılırmış, kestirilirmiş gibi, göz kırpmalarının, küçük kahkahalarının eşlik ettiği küçük cümleler söylüyorlardı. (Sayfa:50)

21-Güzellik de, bilgi de, adalet de ancak parçalara bölünmüş olanda vardır. (Sayfa:54)

22-Vikont kendi kendine şöyle dedi:’’ Bilenmiş duygularımın içinde, bütünlerin adına sevda dedikleri duyguya karşılık olabilecek hiçbir şey yok. Böyle aptalca bir duygu, onlar için bunca önemli olduğuna göre, bendeki karşılığı kim bilir ne denli parlak ve korkunç olur.’’ (Sayfa:55)

23-Bende herkes gibi kötülük yapıyorum, ama başkalarından farkım, elimin keskin olması.(Sayfa:57)

24-O gece, anasının uyuduğu samanlık ateş aldı, babasının uyuduğu fıçı kırıldı. Ertesi sabah iki ihtiyar bu felaketin kalıntılarına bakarlarken, vikont çıkageldi.

‘’Bu gece sizleri korkuttuğum için bağışlayın,’’ dedi, ‘’ama konuya nasıl gireceğimi bilemiyordum.’’(Sayfa:60)

25-Bir gün Doktor Trelawney benimle çayırda dolaşırken, vikont çıktı karşımıza atıyla. Neredeyse doktoru ezerek, yere düşürdü. At, nalları İngilizin göğsünde durdu, dayım dedi ki:

‘’Bir açıklama istiyorum doktor, olmayan bacağımın çok yürümek nedeniyle ağrıdığı gibi bir duyguya kapılıyorum. Ne olabilir bu ?’’ (Sayfa:62)

26-Sebastiana cüzamlılar köyüne giden patikada gözden kaybolalı beri yetimliğimi daha sık anımsar olmuştum. (Sayfa:63)

27-Sakallı adamdan uzaklaşmak için geri çekilmiştim, ama bu kez de, bir defnenin dalları arasında saçlarını tarayan burunsuz bir cüzamlıyla burun buruna gelmiştim. (Sayfa:64)

28-Sütninemi bulduğum için mutluydum, ama elimi tutup hiç kuşkusuz cüzam bulaştırdığı için umutsuzluğa kapılmıştım. (Sayfa:65)

29-‘’pis örümcek! Tek elim var, onu da zehirlemeye kalkıyorsun! Ama bu çocuğun boynu yerine benim elimi sokman daha doğru elbette.’’

Dayımın böyle konuştuğunu hiç duymamıştım. Dediklerinin gerçeği yansıttığı, aniden iyi yürekli kesildiği kuşkusu düştü içime, ama hemen kovdum bu düşünceyi, ikiyüzlülük, sahtecilik olağandı onun için. (Sayfa:68)

30-‘’Buradan geçerken, oltaya yakalanmış bir yılan balığının çırpınmakta olduğunu gördüm, öyle dokundu ki bana, özgürlüğüne kavuşturdum, sonra bu davranışımın balıkçıya verdiği zararı düşününce, elimde kalan son değerli şey olan yüzüğümle bu zararı gidermek istedim.’’(Sayfa:68)

31-Vikontun oluklu oku bir süredir hep kırlangıçları vuruyordu, ama kuşları öldürmeyip yalnızca yaralıyor, sakat bırakıyordu. Buna karşılık gökyüzünde, ayakları sarılarak, destek verici sopalara bağlanmış, kanatları yapıştırılmış ya da tafta geçirilmiş kırlangıçlar da görülüyordu; bu sarılıp sarmalanmış kırlangıçlar neredeyse bir sürü oluşturuyorlar, hep birlikte, sanki bir kuş hastanesinin iyileşme yolundaki hastaları gibi, büyük bir sakınımla uçuyorlardı; olacak şey değil, ama hastanenin doktorunun da Medardo’nun kendisi olduğu söyleniyordu. (Sayfa:73)

32-Pamela’nın anlattıkları, iyi Medardo’yu duygulandırdı. Sevecenliğini çoban kızın saldırıya uğrayan erdemleri, kötü Medardo’nun bir benzeri olmayan hüznü ve Pamela’nın yoksul ana babasının yalnızlıkları arasında paylaştırdı. (Sayfa:75)

33-‘’İkiye bölünmüş olmanın iyi tarafı şu ki Pamela, yeryüzündeki her erkeğin, her kadının, her şeyin kendi eksikliği konusunda duyduğu acıyı anlıyorsun. Bütünken anlamıyordum, dört bir yana ekilen acıların, yaraların arasında, bütün olmayan birinin inanma yürekliliğini gösterebileceği bir ortamda sağır, iletişimsiz deviniyordum. Sadece ben değil Pamela, ben bölünmüş, parçalanmış bir varlığım, ama sende, herkes de, artık ben daha önce, bütünken tanımadığım bir kardeşliğe sahibim, yeryüzündeki bütün sakatlıklarla, eksikliklerle kardeşim.’’ (Sayfa:76)

34-‘Benimle gelecek olursan Pamela, herkesin derdinin acısını çekmeyi, başkalarının derdini giderirken kendi derdini gidermenin yolunu öğrenirsin.’’ (Sayfa:76)

35-‘’Birlikte iyilik yapmak, birbirimizi sevmenin tek yolu.’’ (Sayfa:77)

36-Bacciccia’nın bostanında nar ağacının olgun meyvelerinin her birinin çevresine bir mendil sarılmıştı. Demek Bacciccia dişlerinden rahatsızdı. Dayım narları sararak, yarılmalarını, kopmalarını önlüyordu, çünkü rahatsızlık mal sahibinin çıkıp narları toplamasını engelliyordu.(Sayfa:78)

37-Yaşlı Giromina kadının merdiveninde, kapıya doğru tırmanan bir dizi salyangoz gördük, hemen pişirip yenecek irilikte salyangozlardı. Dayımın ormandan Giromina’ya getirdiği bir armağandı bunlar, ama aynı zamanda yaşlı kadının kalp rahatsızlığının arttığını, doktorun, kadını korkutmamak için girerken gürültü etmemesi gerektiğini de haber veriyorlardı. (Sayfa:79)

38-Vadi de bir koyun ayağını mı incitti, bir sarhoş meyhanede bıçağını mı çekti, gece yarısı evli bir kadın aşığına mı gitmeye kalktı, sanki gökten inmiş gibi, yüzünde gülümsemesiyle, karalar içinde, ipince onu buluyorlardı karşılarında, yardım ediyor, doğru öğütler veriyor, şiddetin, günahın önüne geçmeye çalışıyordu. (Sayfa:80)

39-‘’Baba,’’ dedi oğullarında biri, ‘’sanki birinin gelmesini bekler gibi vadiye bakıyorsunuz hep.’’

‘’İnsan bekliyorum,’’ diye yanıt verdi Ezechiele,’’hakbilir insanı, güvenle bekliyorum; haksızlık edeniyse korkuyla.’’ (Sayfa:81)

40-‘’Altımda bir binek hayvanı olunca, iyilik yapmak için daha uzaklara gidebilirim.’’ (Sayfa:83)

41-‘’Kötü görünüyorsunuz,’’ dedi, çok uzun olduğu için sakalını da çapalamakta olan bir yaşlıya,’’iyi hissetmiyor musunuz yoksa kendinizi?’’

‘’Karnında yaban turpu çorbasıyla, on saat çapa sallayan yetmiş yaşında biri kendini ne kadar iyi hissedebilirse.’’ (Sayfa:84)

42-‘’Hastalık, kuraklık!’’ diye bağırıyordu yaşlı Ezechiele, yumruklarını kaldırarak sağlıksız işçilerin, kuraklığın verdiği zararların önünden geçerken.’’ (Sayfa:85)

43-Hem org olacaktı hem de yoksullara un öğüten bir değirmen, hatta olabilirse, börek pişirebilecek bir fırın. İyi, her gün düşüncesini geliştiriyor, kağıt üstüne kağıt karalıyordu; Pietrochiodo ona yetişemez olmuştu, çünkü bu org eşittir değirmen eşittir fırın, aynı zamanda kuyulardan su çekerek eşekleri bu işten kurtaracak, tekerleklerle her köye girebilecek, üstelik bayram günlerinde havalanıp çevresindeki ağla kelebek avlayacaktı. (Sayfa:87)

44-‘’Hüküm veren, ama kendisi de hükümlü yalnız bir adam için. Kafasının yarısıyla kendisini ölüme mahkum ediyor, öbür yarısıyla düğümün altına girip son soluğunu veriyor. Keşke ikisi bir birbirine karışabilse.’’ (Sayfa:87)

45-Belki ayrım gözetmeyen analık sevgisi, belki de yaşlılığın zihnini bulandırmaya başlaması nedeniyle, sütnine, Medardo’nun ikiye bölünmüş olduğunu pek dikkate almıyordu; bir yarıyı, öbür yarının kötülükleri için azarlıyor; birine, ancak ötekinin yerine getirebileceği öğütler veriyordu.(Sayfa:89)

46-Duygularımız renksizleşiyor, köreliyordu, çünkü kendimizi kötülükle erdem arasında yitip gitmiş hissediyorduk, ikisi de insan aykırıydı. (Sayfa:91)

47-Kötü ruhlar da sapık düşüncelerin bir yılan sürüsü gibi çöreklenmediği, erdemli ruhlarda ise dünya nimetlerine sırt çevirmenin, özverinin çiçek açmadığı ay ışıklı bir gece yoktur. (Sayfa:92)

48-Yeşile çalan bir şafak söküyordu; çayırda, karalar giymiş, iki çelimsiz düellocu, kılıçlarını çekmiş duruyorlardı. Cüzamlı borusunu öttürdü, işaretti bu; gökyüzü gerinmiş bir zar gibi titreşti, yedi uyuklayanlar mağaralarında tırnaklarını toprağa geçirdiler, saksağanlar kafalarını kuyruklarının altından çıkarmaksızın, koltuk altlarından bir tüy kopartıp canlarını yaktılar ve engerek kendini dişledi ve eşekarısı iğnesini taşta kırdı ve her şey kendisine karşı çıkmaya başladı, su birikintilerinin kırağısı buz tuttu, likenler taş kesildiler, taşlar liken oldu, kuru yaprak toprağa dönüştü, yoğun ve sert bir zamk ağaçları ayrım gözetmeden öldürmeye başladı. İnsan, iki elinde de bir kılıç, kendi kendisiyle çatışıyordu. (Sayfa:99)

49-Her birinin vuruşu, yeniden bütün damarları kesmiş, ikisini yarıya ayıran yarayı yeniden açmıştı. Şimdi sırtüstü yatıyorlar, vaktiyle bir arada olan kanları, çayırda yine birbirine karışıyordu.(Sayfa:100)

50-Bazen insan kendini eksik sanır, oysa sadece geçtir. (Sayfa:101)

 

 

İtalo Calvino, İkiye Bölünen Vikont 

İZDİHAM

 

 

“İzdiham, 31. Sayısında kapağı okuyucuları istediği şekilde tamamlasınlar diye manşeti siz atın dedi.” İzdiham Dergisi’nin 31 sayısı müthiş bir içerikle okuyucusunun karşısına çıkıyor. Edebiyat dünyasında yeni bir çığır açan İzdiham’ı mutlaka okuyun. İçeriği ile göz kamaştıran İzdiham’ın 30. Sayısı okuyucusuna anlamı büyük, yıllarca saklanacak bir hediye de veriyor. Herkes, herkesle gerçekten selamlaşsın diye.
İzdiham dergisinin 31. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın