Hugh Thomas, Kazanacaksınız ama İnandıramayacaksınız

Irk Şenliği’nin yapıldığı 12 Ekim 1936 günü, Salamanca Üniversitesinin konferans salonunda büyük bir tören düzenlenir. Salamanca Piskoposu Dr. Plá y Daniel’in de hazır bulunduğu törenin konukları arasında Franco’nun karısı ve General Millán Astray da vardır. Törene, Salamanca Üniversitesi Rektörü Miguel de Unamuno başkanlık etmektedir.

Başlangıçtaki formalitelerin ardından kürsüye çıkan General Millán Astray, Katalonya’yı ve Bask bölgesindeki vilayetleri, “Milletin bünyesine sirayet eden kanser hücreleri” olarak nitelendirir. “İspanya’yı sağaltacak olan faşizm, sahte duygusallıklara kapılmamış kararlı bir cerrah gibi onları kesip atmayı, onların kökünü kazımayı çok iyi bilir,” der. Salonun uzak bir köşesinde birileri Millán Astray’ın sloganını haykırır: “Yaşasın ölüm!” Coşkulu kalabalığın tezahüratı karşısında, “İspanya!” diye bağırır Millán Astray. Bir grup insan, “Bir tane!” diye bağırarak karşılık verir. Yeniden “İspanya!” diye haykırır general; dinleyicileri, bu kez biraz gönülsüzce, “Büyük!” diye cevap verir. Generalin son “İspanya!” çığlığını, takipçileri “Özgür!” diye yanıtlar.

“Hepiniz benim ne söyleyeceğimi merak ediyorsunuz,” diyerek yavaşça yerinden kalkan  Unamuno’ya çevrilir bütün gözler. “Beni iyi tanırsınız, sessiz kalamayacağımı bilirsiniz,” diyerek sürdürür sözlerini Unamuno. “Kimi zaman susmak, yalan söylemekle aynı şeydir. Çünkü sükût, ikrar olarak yorumlanabilir. Şu an aramızda bulunan General Millán Astray’ın konuşması -gerçi onun yaptığına konuşma demek ne kadar doğru olur bilmiyorum- hakkında birkaç şey söylemek istiyorum. Beklenmedik bir öfke patlamasıyla Basklara ve Katalanlara yağdırdığı hakaretleri bir tarafa bırakıyorum. Biliyorsunuz, ben Bilbaoluyum.[1] Piskopos ise, istese de istemese de, Barcelona doğumlu bir Katalandır.” Sonra susar. Ürkütücü bir sessizlik olur salonda. Milliyetçi İspanya’da böyle konuşan birine rastlanmamıştır daha. Rektörün sözlerini nasıl sürdüreceğini merak eder herkes. “Ölü sevici, budalaca bir çığlık duydum az önce: Yaşasın ölüm! Ben, ki hayatımı kalabalıkların öfkesini azdıran, kalabalıkların kavrayamadığı paradoksların çaresini bulmaya adadım, bu alanda uzmanlık kazanmış biri olarak bu saçma sapan paradoksu iğrenç bulduğumu söylemek zorundayım. General Millán Astray sakattır. Bunu alçak sesle söylemenin kimseye yararı yok. General Millán Astray, harp malulüdür. Cervantes de öyledir. Ne yazık ki bir yığın sakat insan var İspanya’da. Tanrı bize yardımcı olmazsa, yakında çok daha fazla insan sakat kalacak. Kitle psikolojisi normlarının General Millán Astray tarafından dikte edilmekte olduğunu düşünmek bana acı veriyor. Cervantes’in ruhsal yüceliğinden yoksun bir sakat, teselliyi çevresindeki sakatların çoğalmasında arıyor.”

General Millán Astray artık dayanamaz, “Kahrolsun akıl! Yaşasın ölüm!” diye bağırır. Falanjistler, bağıra çağıra generali desteklerler. Ama Unamuno sürdürür konuşmasını:   “Burası aklın mabedidir. Bense bu mabedin başpapazıyım. Sizler bu kutsal mabede saygısızlık ediyorsunuz. Yeneceksiniz, çünkü muazzam ve vahşi bir güce sahipsiniz. Ama inandıramayacaksınız. İnandırabilmek için ikna edebilmek, ikna edebilmek içinse sizin yoksun olduğunuz iki şey gerekir: akıl ve mücadelede haklılık. Sizden İspanya’yı düşünmenizi istemenin beyhude bir çaba olduğunu biliyorum. Söyleyeceklerim bu kadar.”[2]

[1] Bilbao, Bask bölgesinin en büyük şehridir. (ç.n.)

[2] Miguel de Unamuno kürsüden inerken, faşist militanlar namlularını ona doğrultur. Generalin işaretini beklemektedirler. Tam o sırada, Carmen Franco ayağa kalkar, Unamuno’nun koluna girer. Namlular indirilir, Unamuno ev hapsine alınır. İki ay sonra (31 Aralık 1936’da) ev hapsindeyken hayata gözlerini yumar. (ç.n.)

Hugh Thomas’ın La guerra civil  española adlı kitabından alınmıştır. Çeviren: Gökhan Aksay

İZDİHAM

İzdiham'ın 37. sayısında Rainer Maria Rilke'nin vasiyetnamesi Sema Peltek'in çevirisiyle Tükçe'de ilk kez İzdiham'da yayımlanıyor. Müslüm Gürses’i kapağına taşıyan İzdiham Dergi’nin Ekim-Kasım sayısı; Meltem Gülname Kaynar’ın hazırladığı İzdiham Maarif Takvimi’yle başlıyor. Rilke’nin Vasiyetnamesi ilk kez Sema Peltek'in çevirisiyle Türkçe yayımlanırken Gökhan Özcan’ın kendine has bir tarzda yazdığı yazısıyla devam eden bu sayıda Gerard de Merval’in morg kaydına yer veriliyor. Erhan Tuncer köşesinde Yeşilçam Şiirlerinden oluşan bir yazı dizisine başlarken; birbirinden farklı üsluplarıyla dikkat çeken ve bu sayıda yer alan yazarlar: Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Faruk Aksoy, Furkan Güngör, Güray Süngü, Hakan Göksel, İbrahim Varelci, Melda Zirek, Muhammed Güleroğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Seda Nur Bilici, Talip Kurşun, Tuğba Karademir, Turan Karataş, Yasin Kara. Şiirleriyle: Bülent Parlak, Abdülhamit Güler, yer alırken; öyküleriyle: Arzu Özdemir, Emine Şimşek, Zeynep Kahraman Füzün; masalıyla: Meryem Ermeydan yer alıyor. Filmler ve Replikler köşesini Berat Karataş hazırladı. Etibar Hesenzade Şehriyar'ın biyografisini yazdığı, Arzu Özdemir'in de bir şiirini çevirdiği dergide: Enes Aras, Mercedes Kadir’i; Ferhat Toka, Cahit Zarifoğlu’nu; Özer Turan, Bakunin’i; Yunus Meşe, Kadı Burhanettin’i anlatıyor. Röportajlarda; Beyazıt Bestami dolarla, Hacı Ahmed Eriş oto tamircileriyle, Mustafa Toprak Ahmet Hamdi Tanpınar ile konuştu. izdiham dergisinin 37. sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.    

Bir Cevap Yazın