Zeliha Yurdaer: Hitchcock’tan Gökyüzünün Efendilerinin İntikamı

The Birds / Kuşlar(1963)

“Şu gezegeni yaşam için gitgide daha zor bir yer kılmak konusunda inat edip duran insanoğlundan başkası değildir.”

Daphne du Maurier’in aynı adlı öyküsünden, biraz da olsa değiştirilerek sinemaya uyarlanan, dönemin haberlerinden, gerçek olaylardan da esinlenerek kameraya çekilmiş bir Alfredd Hitchcock klasiği gerilim filmi Kuşlar.

Kaliforniya’da o dönemde yayınlanan gazete haberlerinde yer alan kuş saldırılarına da dayanan filmin başrollerini, bu filmle ilk kez kendini kanıtlayan güzel yıldız Tippi Hedren, Rod Taylor, Jessica Tandy ile paylaşıyor.

Tippi Hedren’in Melanie rolüyle, son derece şık bir kıyafetle bir evcil hayvan dükkanına girişiyle başlıyor film. Hitchcock’un kadınlarının vazgeçilmezi yüksek topuklu ayakkabılarıyla gücünü temsil eden Melanie, diğer Hitchcock filmlerindeki gibi güzel bacakları, cazibesi, yürüyüşüyle herkesin arzu dolu dikkatli bakışlarını üzerine çeker. Sosyetenin şımarık ve güzel yüzü, zengin bir kadın olan Melanie daha önce sipariş verdiği bir kuşu almak için girdiği dükkanda, yakışıklı, genç ve tanıdığı diğer erkeklerden oldukça farklı olan avukat Mitch’le tanışır. Mitch, bu havai kadını sosyete haberlerinden tanımasına rağmen onu tezgahtar kız sanmış gibi yapar. Bu yanılgıyı kullanmak isteyen Melanie tazgahtar kız numarası yaparak genç adama düşünceli düşünceli yürüyerek fikir vermeye çalışır.

Bu iki karakterin numarası kadın erkek ilişkilerinde yönetmenin kadına bakışını yansıtan bir üstünlük vermektedir. Kadın her şeyin farkında ama farkında değilmiş gibi yapmaktadır. Elindeki kozu ustaca kullanmakta ve karşısındaki erkeği, kadını kandırabildiğini sanması ile sahte bir hazzı yaşamasına izin vermektedir. Fakat daha sonra Melanie’nin bir anlık dalgınlığı ile kanaryayı kafesinden kaçırması, erkeğin gücüyle duruma hakimiyeti ile son bulur bu oyun. Melanie, Mitch’in kız kardeşinin doğum günü için almak istediği kanaryayı kendisi alarak Mitch’in hafta sonları gittiğini öğrendiği Bodego Koyu’ndaki evine giderek kuşu hediye eder.

Bundan sonra her şey farklı gelişmeye başlar. Zira Mitch’in kasabasına gitmesiyle birlikte kasabadaki kuşların insanlara karşı tuhaf saldırıları başlamıştır. İlk tuhaflık Melanie’nin tam Mitch’e ulaştığı sırada bir martının kafasına darbesiyle başlar. Melanie’nin başı kanamıştır ve şık eldivenlerindeki kan lekesi göze çarpmaktadır. Güzelliğinin karşılığı olarak aldığı pırlanta hediyelerle vücudunu süsleyen bu kadının doğanın küçük bir mensubu karşısındaki yenilgisine dikkat çekilmek istenmektedir. Bu üstü kapalı, ifadeyi yönetmenin bir söyleşisinde sahneyle ilgili söylediği “ bu kız gece hayatına çok düşkün, yani tam bir hovardayken, ilk defa olarak gerçekle karşılaşıyor” sözlerinden anlıyoruz. Ve yine Mitch’in erkek gücüyle Melanie’yi kurtarması, Hitchcock’un erkeklere, doğanın verdiği fiziksel gücü filmlerinde de ikrar ettiğini, zarif ve zeki kadını gücü ve şefkatiyle tamamlayan bir erkek figürüyle sinemasında göstermektedir.

Hitchcock, açıkça belirtmese de kahramanlarına söylettiği sözlerle bu saldırgan davranışları hayvanların kasten yaptığını ifade etmektedir. Çünkü bu sahneden sonra da kasabadaki kuşlar defalarca insanlara saldırı girişimlerinde bulunacaklardır. Melanie, Mitch’in ailesini tanıyacak ve bu saldırılarda onun evine sığınacaktır. Bu arada kuşların saldırıları yavaş yavaş ölümlere neden olmakta, Melanie ve Mitch’in karşısına gözleri oyulmuş insan cesetleri çıkmakta, evlerin çatılarına şiddetli saldırılar gerçekleşmektedir.

Tüm bu saldırılardan korunmak isteyen kasaba halkı kendini evlerine kapatarak tehlikenin geçmesini korkuyla beklemektedir. Kuşlar insanları adeta esir almış durumdadır. Hitchcock’un felsefesine göre gökyüzünün efendileri kuşların doğa üzerindeki hakimiyetleri insana da bir ders vermektedir. Durumun korkunçluğunu filmde bir kuşbilimciyi canlandıran kadın karakterin ağzından şöyle ifade eder:

“Kuşlar, Bayan Daniels, arkeopteriks ( kuş-sürüngen arası bir mitolojik hayvan ) zamanından beri yani 140 milyon yıldan beri bu gezegendeler. Bugün dünyada 8650 kuş türü ve 100 milyar da kuş vardır, eğer bütün bu türler birleşseydi, hiç şansımız kalmazdı!”

İnsanların zenginliği, teknolojisi, bilimi, zekası kuşların saldırısını bertaraf etmeye yetmemiş, doğanın acımasız gizemi çözülememiştir. İnsanlar bir bir ölürken, korku ve panik içerisinde beklerken, sadece kuşlar kendinden emin bir şekilde beklemektedir. Kuşlardan korunmak için evlerin pencerelerinin dış cepheleri kapatılmış, kalın çitler, duvarlar örülmüştür. İnsan kafese hapsettiği bu hayvandan kafese girerek korunmaya çalışmaktadır.

Filmin finalinde öyküden biraz daha umut verici bir son olsa da yine de bir belirsizlik hakimdir. Bunca ölümden geriye kalan Melanie ve Mitch’in annesi ve Mitch arabayla uzaklaşırken, onları sessizce izleyen kargalar…belki de bir son belki de intikamın devamı olacaktır.

Hitchcock kuş saldırılarının sebebini tam olarak ifade etmemiştir. Küresel bir yıkımın habercisi midir, garip bir fenomen olarak mı kullanılmıştır bilinmez ama bu olay, bundan sonra bir çok filmde doğanın insandan intikamı temasına ilham teşkil etmiştir. Neticede doğanın insana anlattığı bir hikayesi kendine has bir düzeni ve yaşama hakkı olduğunu daha iyi hissettirmektedir. Bir söyleşisinde Hitchcock, doğanın eğer onunla oynarsak son derece hoyrat olabileceğini söylemiştir. Ve kuşların hakimiyeti ile ilgili şu ilginç sözleri sarfeder:

“Temelde, Kuşlar’da, herkesin doğayı nasılsa var olan bir şey olarak saydığı bir tür genel, kabataslak tema bulunur. Kuşlar günün birinde onlara saldırana dek kimse kuşların kıymetini bilmemiştir. Kuşlar vurulmuş, yenmiş, kafeslere kapatılmıştır. İnsanların elinden her türlü eziyeti çekmişlerdir. Ve artık onlara saldırma zamanı gelmiştir. Doğa şakaya gelmez. Kim bilir? 3000 ya da 4000 yılında bütün hayvanların idareyi alması mümkün olabilir!”

Hitchcock bu fikri biraz daha gizemli ve korkutucu bir hale getirerek filmin reklam kampanyasında da kullandı ve izleyicilerine “ eğer hayatınızda hiç hindi budu yediyseniz, bir kanaryayı kafeslediyseniz ya da ördek avına çıktıysanız, Kuşlar- The Birds, size üzerinde düşüneceğiniz bir şey verecek” diye seslendi.

Yapay bir müzikten ziyade gerçek kuş sesleri ve efektlerin ustaca kullanıldığı, mükemmel karakter oyunculuğu ile sonuna dek zevkle izlenen bir film The Birds- Kuşlar ilginç konusu ve gizemiyle bir Hitchcock başyapıtı. Yönetmenin doğanın yıkıcılığını anlattığı, insanı da içine katarak suç teması üzerine eğildiği Kuşlar, insana verilen güzelliklere bir kez daha teşekkür ettiriyor ve aynı zamanda düşündürüyor:

Bu dünya 3000 yılına kadar yaşarsa, Hitchock’un nazariyesindeki hayvan iktidarından sonra, insan kendi kıymetini ve doğanın kıymetini anlar mı dersiniz? Yoksa her şeye alışma rekorunu kırarak durumdan çıkar elde etmenin yollarını araştırmaya mı başlar?

Federico Fellini’nin “bir kıyamet şiiri” olarak adlandırdığı bu başyapıt günümüzde de dikkatle izlenmeye değer.

Çünkü hala insan çok zalim.

Hala doğa lütufkar ve yine insan nankör.

 

 

 

 

Zeliha Yurdaer

İZDİHAM

 

 

 

İzdiham 28 Çıktı. İzdiham 28. Sayısında da yine herkesten farklı, her şeyden özgün, her şeyden daha şiir. 28. Sayı ile İzdiham yepyeni bir yolculuğa daha başladı.  Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Bekir Şamil Potur, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Alper Çeker, Yunus Meşe, Emine Şimşek, Ferhat Toka, Bilge Çiğe, Mücahit Gündoğdu, Sema Evin, Meltem Gülname Kaynar,  Hatice Çay ve Yağız Gönüler hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham 28. Sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: