Hilal Fazla, Üç Nokta

Çocukla konuşup konuşmamak konusunda çok kararsız olan kız ne yapacağını bilemez bir türlü. Bir anda karar verir kendini toplar ve yanına gider. Birkaç dakika önce eli ayağı titreyen, heyecandan ne yapacağını bilmeyen kız şimdi gayet sakin ve kendinden emin durur. Sanki büyük bir başarıya imza atmış da onu paylaşmaya gelmiş gibiydi. Arz-ı halini anlatmaya gelmişti oysaki. Merhaba der rahatsız ediyorum ama birkaç dakikanızı alabilir miyim?

Beni hatırlar mısınız bilmem ama size bir not bırakmıştım ne düşünüyorsunuz doğru mu yanlış mı yaptım bilmiyorum. Lütfen beni yanlış anlamayın sizi rahatsız etmek istemem ama bilmenizi istedim sadece bir şey beklediğim falan yok sizden diyerek konuşur kız. Çocuk kızın yüzüne pek bakamaz biraz şaşkın biraz da çekingen tavırlarıyla rahat olmaya çalışır. Bu senin duyguların ve hayatın kimse bunları sorgulayamaz der. Yani senin kafanda yaşadığın şeyler bunlar ben sana ümit falan vermedim gibisinden konuşur, başarı ve mutluluk dilekleriyle de sözünü bitirir. Kız sakin bir şekilde dinler ve yanından ayrılır. Sırtından bir yük boşalmışçasına rahatlar ama yol boyunca ağlar durur. Birkaç gün böyle içine kapanmıştır kız.

Kendini anlattığını düşünüyordu karşıdakinin de onu anladığını. Günler öncesinden küçük bir not kâğıdına iki mısralık bir şeyler yazıp çocuğa verip gitmişti. Hiç aklında öyle bir şey yoktu oysa aniden olmuştu ve pişman olmadı bu yaptığından. Aradan on beş gün falan geçtikten sonrada çıkıp karşına konuştu ve sonuç malum. Kızın yaptığı şey aslında ansızın olan bir şey de değildi iki yıldır gibi bir sürede yaşadığı hatta kaçmaya çalıştığı duygular yüzünden geliyordu bu cesareti.

Sürekli aynı ortamda olan bu ikili bir şey olmamış gibi davranırlar hele kız gayet rahattır bir o kadar da çocuğu rahatsız etmemeye çalışır. Öyle ki konuşmamaya, bir araya gelmemeye hatta kapısının önünden dahi geçmemeye kadar. Neden, benden rahatsız olmasın! Birbirlerinin ne düşündüklerini, hissettiklerini bilmeden kızın da bazen anlam veremediği şekilde sessizce bir yıl devam eder gider. Çocuk bilse ki onu uzaktan görmenin bile ona yettiğini konuşmasına bile gerek olmadığını. Bilse de bir şey değişmez zaten. Kız çok hassas davranır ama bir taraftan da çok üzülür bitirmeye çalışır ama yapamaz ki.

Dördüncü yılda kız artık mantıklı davranmaya çalışır çocuğun düşüncelerini merak eder. Gidip kendisi konuşmak ister ama ne tepki vereceğini bilemez ve çok yakın bir dostu gider konuşur. Kız tabi olumlu bir şey beklemiyor ama çocuğun cevabı onu çok şaşırtır. Kızı tanımadığını, gittiğini, unuttuğunu söyler durumu anlamaya çalışır. Yani birinin onu nasıl karşılıksız bu kadar sevebileceğini anlamaz ve üzüldüğünü söyler. Velhasıl çocuk her şeyden habersiz gayet masum bir konuşma yapar ve bu işin imkânsız hatta imkânsızın bile yetersiz kaldığını söyleyerek konuşmasını bitirir. Arkadaşı kızın yanına gelir ve anlatır ne olduğunu.  Duyduklarına çok üzülür kız, çocuğun ona karşı bir şey hissetmediğini bilir ama hiç yokmuş gibi tanımıyormuş gibi konuşması kendini aptal gibi hissetmesine neden olur. Ve imkânsızın bile yetersiz kaldığı bu duyguyu nasıl ben göremedim bu kadar büyüttüm diye de sorar kendi kendine.

 Hayat devam ediyor tabi çocuk daha çok dikkat eder aynı ortamda bulunmamaya, bakmamaya derken kız hem sevdiğini görmek ister hem de görmemesi lazımdır. O büyük cesaretle açıldığı, duygularını açtığı çocuk onu unutmuştur ya da tanımamazlıktan gelmiştir. Artık hiç konuşmazlar arada karşılaşırlar o kadar. Dört yıl boyunca sevdiği, vazgeçemediği, bir kere görmenin bile hediye gibi geldiği bu insanın gözünde hiç değeri yoktur kızın. Hayatına devam eder ama o hep aklındadır. En yakınındayken bile en uzak olduğu, sessizce sevdiğiydi oydu sadece. Kırgındı artık çocuğa arada nefret ettiğini söyler ama başkasından onun hakkında kötü bir şey duyunca da toz kondurmazdı. Bazen de umutsuzluğa kapılıp; ee bu zamana kadar olsaydı olurdu dimi, ya ben yeteri kadar sevemedim ya da hayırlı değilmiş derdi. Hep âşıklıktandır ya sevdiğine kendini layık görememek kendini belki o yüzdendi bu hüznü. Bu kızın imtihanı da bu demek ki sabretmesini öğrenmekti.

Bu çocuğu sevmesi bu kadar bağlanması belki başka yanlışlar yapmasını engellemiştir kim bilir.  Onu tanımadan önce aşkın hele de bu tarz şeylerin saçma olduğunu düşünen bu kız çocuğu ilk gördüğünde konuşması bittikten sonra şöyle demişti: İşte bu, o kişi bu. Belki de aradığını bulamadığı için saçma gelen şeyler karşısına çıktığı an kalakaldı. Ama bunun bir beğeni falan olduğunu düşündü hep iki yıl geçtikten sonra kendinden kaçamadı. Çok cesaret de iyi değil be gitti söyledi de ne oldu bir de bizim toplumumuzun tabuları da var önce kız açılır mı hiç ayıp!  Eğer bir kişi de âşıklık istidadı varsa, dile getirmeli edebiyle doğru veya yanlış ya da imkânsız kime göre?

Ayrılık vakti geldi çattı hüzün ve burukluk var. Sevdiğinden sevilmediği kişiden ayrılma vakti! Hoşça kal bile diyemeyeceği ne düşündüğünü dahi soramayacağı birisi işte. Kırgınlığını yüzüne söylemek ister ama ne fark eder ki. Görmeden de sevmeye devam edilir o yüzden daha fazla kelimeleri tüketmemek gerek. Belki de bu yaşananlar W. Benjamin’in dediği gibi bir ‘Son Bakışta Aşk’tır ne dersiniz?

Hilal Fazla

İZDİHAM

 

 

 

 

izdiham-26-sayi

İzdiham 26. Sayı

İzdiham dergisi 26. Sayısında hiçbir yerde bulamayacağınız çok özel çalışmalar yer alıyor. Edebiyatla gençleri ve hayatı birbirine dost yapan İzdiham’ın bu sayısında Gökhan Özcan, Ercan Kesal, Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Baki Ayhan T., Murat Kapkıner, Güray Süngü, Zeliha Yurdaer, Onur Bayrak, Dilek Kartal, Yağız Gönüler, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, İbrahim Varelci Süleyman Unutmaz, Ferhat Toka, Selman Urluca, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Özer Turan, Çağatay Hakan Gürkan, Seda Bilici, Feyza Özcan, Beyazıt Bestami, Halil Kurbetoğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Mustafa Toprak, Öner Buçukcu, Fahrettin Dede, Dinçer Ateş, Turgay Bakırtaş ve Bülent Parlak gibi nitelikli eserler veren edebiyatçılar ile genç ve umut vaad eden isimler yer alıyor. İzdiham Maarif Takvimi, Lügatlere Güncelleme, Bulgarlar Ne Okuyor? Adlı çalışmanın yanı sıra bir de taziye ilanı yer alıyor. Dengenizi Kaybettiniz, başınız sağolsun. İzdiham’ı bir solukta okunacak bir sayıyla karşınızda. İzdiham dergisinin 26. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: