Heinrich Heine, Lirik İntermezzo

ÖNDEYİŞ

Bir şövalye vardı üzgün, sessiz,
Solgun yanakları çukurda;
Kapılmış karanlık hülyalara
Dolaşırdı sendeler gibi orda burda.
Dalgın, hissiz, yavaş, sakar
Sallana yıkıla yürür gördükçe onu,
Gülüşürdü çiçekler, kızlar.

Evde karanlık bir köşeye çekilir,
Kaçardı çok vakit insanlardan.
Özlemli, uzatır kollarını,
Fakat tek söz çıkmazdı ağzından.
Yalnız gece yarısı oldu mu
Başlar bir tuhaf şarkı, ses —
Kapısı vurulurdu.

Girer sevdiği usulca içeri,
Hışırtılı elbisesi dalga köpüklerinden,
Terütaze bir gonca gül gibi,
Örtüsü elmas, pırlanta,
Narin endamını saran saçları altın,
Tatlı bir güçle selâmlar gözleri —
Düşerlerdi birbirlerinin kollarına.

Kucaklar şövalye olanca aşkıyla,
Şimdi ateşlenmiştir o duygusuz,
Pembedir solgun yüz, uyanmış düşteki,
A çılır gitgide durgun adam;
Oyun oynar fakat ona kadın:
Elmas, beyaz örtüsüyle örter
Başını yavaşça, adamın.

Girer billur saraya, su altında,
Büyülenir ansızın şövalye,
Şaşırır, kamaşmış gözleri
Titreşen parıltılarla.
Kucaklar onu deniz perisi,
Güveydir şövalye, peri gelin,
Çalar nedimeleri gitara.

Çalarlar, söylerler çok hoş şarkılar
Ve kalkarlar dansa;
Gitmiş aklı başından adamın,
Daha sıkı sarılır güzele —
Derken söner ansızın ışıklar;
Şimdi gene kasvetli şair odasında.
Evindedir tek başına, şövalye.

1
Güzelim mayıs ayında
Tomurcuklar açılınca,
Benim de kalbimde
Aşk yeşerdi.

Güzelim mayıs ayında
Başlayınca ötüşmeye kuşlar,
İtiraf ettim ona
İçimdeki özlemi.

2
Yeşerdi gözyaşlarımdan
Çiçekler, dolu dolu;
Çektiğim ahlar
Bülbül korosu.

Yavrum beni seviyorsan
Al çiçekleri hediye,
İzin ver şakısın bülbüller
Pencerenin önünde.

3
Gül, zambak, güvercin ve güneşti
Bir zaman gönül verdiklerim.
Artık sevmiyorum, şimdi tek sevdiğim
O küçük, o nazlı, o tertemiz, biricik;
Odur bütün sevgilerin kaynağı,
Gül de o, zambak da, güvercin, güneş, hepsi.

4
Baksam gözlerine
Kalmaz acım, üzüntüm;
Öpsem dudaklarından
Dirilirim büsbütün.

Yaslansam göğsüne, gönlümde
Bir cennet ferahlığı;
Ama dersen: “Seni seviyorum!”
Ağlarım acı acı.

5
Tatlı, güzel yüzünü
Düşte gördüm geçende.
Melek yüzleri gibi hoştu, güzeldi,
Fakat solgun, acıdan solgundu öyle.

Yalnız dudaklar kırmızı, onları da
Soldurur, çok sürmez, öpüşü ölümün.
Söner duru gözlerde o ışık cümbüşü,
Söner aydınlığı gökyüzünün.

6
Yanağını yanağıma daya,
Birlikte aksın gözyaşlarımız!
Bastır kalbini kalbime,
Alevler birbirine karışsın!

Akınca büyük yangına
Irmağın gözyaşlarımızın,
Ve kollarım kuvvetle seni sarınca —
Öleyim özleminde aşkın!

7
Bastırayım ruhumu
Zambağın çanağına;
Duyulsun çiçekten sevgilimin
Bir ezgisi, iç çekiş gibi.

Çok tatlı, çok güzel bir saatte
Bir öpücük vermişti sevgilim;
Bu türkü de o öpüş gibi
Ürpersin, titresin!

8
Binlerce yıldır kımıldamadan
Gökte yıldızlar
Aşk acılarıyla
Bakışırlar.

Zengindir, güzeldir çok
Konuştukları lisan;
Hiçbir dil bilgini
Fakat anlamaz bu dilden.

Öğrendim bense,
Unutmam bir daha;
Bir tanemin gül yüzünde okudum
Bu dilin gramerini.

9
Şarkıların kanadında, güzelim,
Uzaklara götüreyim seni;
Ganj kıyılarında bir yer
Biliyorum, yerlerin en güzeli.

Sessiz ay ışığı, bahçe,
Çiçekler kırmızı;
Bekler Iotüsler orda
Üzgün kardeşlerini.

Sevişir, gülüşür menekşeler,
Yıldızlara bakarlar;
Anlatır güller yavaşça
Mis kokulu masallar.

Zeki, sessiz ceylanlar
Hoplar, zıplar, dinler çevreyi;
Kutsal ırmağın, uzakta,
Çağıldar ninnileri.

Uzanırız bir palmiye
Altına seninle;
İçtiğimiz aşk, sükûn
Mutlu bir rüya içinde.

10
Güneşin görkeminden
Ürker lotüs çiçeği;
Eğer başını düşlerde
Bekler geceyi.

Aydır lotüsün sevdalısı,
Serper ışığın, uyandırır,
A lır yüzünden örtüyü:
Çiçek pek utangaçtır.

Açılır, kızarır, parlar
Sessiz, gökte bakışları;
Saçar ıtırlarını, titrer, ağlar,
Aşktır bu, aşkın yanışları.

11
Şavkı vurmuş o güzel
Ren nehri üzerine:
Kutsal ve büyük Köln,
Katedraliyle, yüce.

Yaldız deri üzerine,
Katedralde bir portre
Serpti nurlarını
Hayatımın çölüne.

Çevresinde Meryem Ana’mızın
Bir çiçekler, melekler halkası;
Gözler, dudaklar, yanaklar
Sevgilimin yüzünde tıpkısı.

12
Sen beni sevmiyorsun, evet.
Sevme, aldırmıyorum;
Yeter ki seyredeyim yüzünü,
Bir kıral kadar mutluyum.

Sen benden nefret ediyorsun, evet,
Pembe, minik ağzın söylüyor bunu;
Yeter ki öpeyim dudaklarını,
Unuturum üzüntümü.

13
Yemin etme, öp yalnız,
Ben inanmam kadın yeminlerine!
Verdiğin söz tatlı, fakat
Çok daha tatlı seni öpüşüm!
Öptüm seni, bu gerçek,
Oysa buhar, uçar söz.

Ah, yemin et sevgilim, boyuna,
Boş söze de güvenirim ben!
Mutluyum, buna inanıyorum
Kucağına doğru, bitkin yıkılırken;
Eminim, seveceksin beni
Daha uzun bir süre, ebediyyen!

14
En güzel türküleri
Sevgilimin gözlerine yazdım.
En iyi övgüleri
Dudaklarına.
En parlak dörtlükleri
Yanakları için yazdım,
Bir de zarif sone yazardım
Olsaydı kalbi.

15
Öyle sersem, öyle kör ki bu dünya,
Günden güne tatsız!
Güzelim, senin için der ki bu dünya:
“O kız hoppa, arsız!”

Öyle sersem, öyle kör ki bu dünya.
Hep yanlış tanıyacak seni;
Bilmez, insanı yakarak mutlu eden
O tatlı öpüşlerini.

16
Sen bir hayal yaratığı mısın,
Söyle, sevgilim, haydi,
Boğucu günlerinde yazın
Şairin tasarladığı?

Gözlerde o büyülü parıltı,
Böyle minik bir ağız, hayır,
Bir çocuk, böyle sevimli, tatlı…
Yaratamaz bir şair.

Doğabilir vampir, yarasa
Şairdeki ateşten,
Canavar, ifrit, ejderha..
Korkunç masallarda görülen.

Fakat tatlı, güzel çehreni,
Zalimsin, hainsin, hayır,
Masumluğu sahte bakışlarınla seni
Yaratmaz bir şair.

17
Dalga köpüklerinden doğan o tanrıça
Gibi mutlu sevgilim, mutlu ve sevinçli;
Çünkü gitti bir yabancıya,
Onu nişanlı seçti.

Kalbim, ah nelere katlanmamış kalbim,
Kızma bu hainliğe, kızma sakın;
Katlan, dayan, hoş gör
Yaptığını o sevimli çılgının.

18
Kızmış değilim parçalansa da kalbim,
Ey ebediyen yitirdiğim sevgili kızmio değilim.
Bir pırlanta gibi parlıyorsun ya.
Düşmez tek ışık, gecesine kalbinin.

Çoktan beri biliyorum. Düşümde gördüm seni,
Kalbini dolduran geceyi gördüm,
Gördüm bağrını kemiren yılanı,
Ne kadar zavallısın, sevgilim!

19
Evet, zavallısın, bense kızgın değilim,
İkimiz de zavallı olalım, sevgilim!
Ölüm hasta kalbimizi parçalayıncaya kadar
İkimiz de zavallı kalalım, sevgilim!

Ağzının çevresinde titreşir alay,
Kibir şimşekleri saçar gözlerin;
Görüyorum kabaran göğsünde gurur,
Ama sen de zavallısın bencileyin.

20
Flüt, keman sesleri,
Trompet gümbürtüleri;
Oynuyor canımın içi
Uymuş düğün havasına.

Davul, zurna sesleri…
İyi kalpli melekler
Hıçkırıyor, inliyor
Bu gürültü arasında.

21
Tamamen unuttun demek,
Kalbin ki benimdi o kadar zaman;
Kalbin ki tatlı, sahte, küçük,
Yok başka şey daha tatlı, daha sahte ondan.

Aşkı da, acıyı da unuttun demek,
Kalbimi çiğneyen ikisiydi benim.
Aşk, acıdan üstün mü bilmem,
İkisi de güçlü, büyük, benim bildiğim.

22
Bilseydi küçük çiçekler
Ne derin kalbimdeki yara,
Benimle ağlaşırlardı
Acımı paylaşmaya.

Bilseydi bülbüller
Ne kadar üzgünüm, hasta,
Ötmezlerdi, kalırdı
Şen şakrak şakıma.

Bilseydi altın yıldızlar
Derdimi, kederini,
İner, gelir gökten, beni
Teselli ederlerdi.

Ama ne bilsin onlar,
Acımı yalnız birisi bilir:
Kalbimi parçalayan
O bilir, kendisi bilir.

23
Güller neden solgun böyle,
Söyle, sevgilim, neden?
Yeşil çimenlerde
Neden susmuş mor menekşe?

Tarla kuşu neden gökte
Öter dertli dertli?
Neden pelesenklerden
Yükselir ceset kokusu?

Çayırlarda neden güneş
Böyle soğuk, kasvetli?
Neden yaslı, ıssız toprak
Bir mezar gibi?

Ya ben neden hastayım, yaslı,
Sevgilim, söyle?
Ah, söyle, canımın” içi, neden
Bıraktın beni böyle?

24
Sana beni çekiştirdiler
Dert yandılar uzun uzun;
Ama bir şeyi söylemediler:
Azabını ruhumun.

Bir poz, bir tavır, bir telâş
Salladılar sızlanarak başların;
Fena adam dediler benim için,
Sen hepsine inandın.

Görmediler, bilmediler fakat,
Beterin beteri vardı:
Bu en fena, en aptalca şey
Benim bağrımda saklı.

25
Çiçek açmış ıhlamur, şakıyan bülbül,
Gülümseyen güneş, neşeli;
Göğsün inip kalkıyordu,
Sarıldın, öptün beni.

Dökülen yapraklar ve karga sesleri,
Güneşin kaşları pek de çatık;
Yaptığın reverans ne kadar nazikti,
Soğukça vedalaştık.

26
Bazan değişti hislerimiz,
Gene de anlaştık çok iyi.
Evcilik oynadık, karı koca olduk,
Aramızda ne dövüş, ne kavga,
Şakalar, öpüşmeler
Güldük, eğlendik beraber.
Çocukluk, arzuladık
Saklambaç oynadık derede, ormanda;
Ah öyle saklanmışız, birbirimizi
Bulamadık bir daha.

27
Dostluğun sürekliydi, vefalı, sadık,
Esirgemedin kendini;
Bunaldığım zamanlarda
Teselli ettin beni.

Yiyecek, içecek,
Para buldun bana;
Çamaşır, giyecek,
Yol pasosu aldın bana.

Soğuktan, sıcaktan, sevgilim,
Tanrı korusun seni,
Ve aslâ göstermesin sana
Benim çektiklerimi.

28
Cimriliği toprağın uzun sürdü,
Derken mayıs geldi cömert;
Bir neşe, bir sevinç, her şey güldü,
Benimse içimden gelmiyor gülmek.

Çiçekler açıyor, çanlar çalıyor,
Konuşmakta kuşlar masalda gibi;
Benimse içimden gelmiyor konuşmak.
Her şey zavallı, her şey âdî.

İnsanlar, kalabalık sıkıyor beni,
Dostum bile — eskiden oyalanırdım;
Evlendi tatlı sevgilim, ne çare,
Onun yüzünden bu halim.

29
Ne de çok oyalandım, ne de çok
Yâdellerde âşık, hülyalı:
Usandı beklemekten sevgilim,
Kendine bir gelinlik yaptırdı
Ve sardı, damat diye, şefkatli kollarıyla
Bir delikanlıyı, aptalın aptalı.

Pek güzeldir, pek nazlıdır sevgilim,
Gözümün önünde o tatlı hayali;
Menekşeydi gözleri, yanakları gonca gül,
Açardı her dem taze parıltılar içinde.
Nasıl da uçurdum ben böyle yâri,
Vardı sersemliklerim, bundan büyüğü olmadı.

30
Gözleri mor menekşe,
Pembe gül yanakları,
Eller beyaz zambak.
Yeşerip açarken hepsi,
Kurumuş minik kalbi.

31
Dünya ne güzel, gök öyle mavi,
Tatlı, ılık esmede rüzgâr,
Yeşermiş çayırda çiçekler göz kırpar,
Parlar üstlerinde sabah çiğleri,
Ne yana baksam herkes neşeli —
Ama ben mezarda olmak isterdim,
Kollarımda ölmüş sevgili.

32
Girdiğinde o karanlık mezara
Tatlım, sevgilim,
Koynuna sokulmaya
Ben de yanına gelirim.

Üşümüş, sararmış, susmuşsundur,
Öper, koklar, basarım bağrıma;
Sevinç sesleri… titrer, ağlarım,
Ölürüm ben de sonunda.

Kalkar gece yarısı ölüler,
Dans ederler kıvıl kıvıl;
Mezarda kalırız ikimiz,
Yatarım kollarında.

Dirilir mahşer günü ölüler,
Mükâfat, mücazat bekler onları;
Biz seninle sarmaş dolaş yatarız,
Hiçbir şey umurumuzda mı?

 

 

Heinrich Heine, Çeviren: Behçet Necatigil
İZDİHAM

 

 

İzdiham Dergisi 32. Sayısında birbirinden güzel yazılar, şiirler, çıldırmalar, öyküler ve denemelerle okuyucusuyla buluşuyor. Kapakta viyolonsel çalan Vedran Smailovic.  Bosna yerle bir edilirken her enkaza smokinini giyerek ağıt yakan Vedran’ın iç burkan hikayesini okuyacaksınız. Arka kapakta ise saçlarını üfleyince tarak uzattığımız Naim Süleymanoğlu. İzdiham, unutulmaz bir sayı daha sunuyor. İzdiham Dergisi 32. Sayısına Buradan Ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın