Hece ve Ayvakti Dergisi’nden Mısralar Seçtik

Fatma Şengi Süzer, Hece ve Ayvakti dergilerindeki mısraları seçti

apar topar firar et yeter
epeydir damlalarını saydığın yağmurda
eriyen metropolün pençeleri
döşemeleri sökülmüş etrafa saçılmış
gemilerden firar et tersanelerden
apar topar camilerden
çoktan satışa çıkarılmış terk edilmiş.
Ömer Aksay
(Hece, 203)

 

Gözlerim iki yaban kıymık
Şakırdayan nal sesleriyle
İki küheylan olsaydı keşke
Ali K.Metin
(Hece, 203)

 

yapacak daha iyi bir iş kalmayınca ex diyorlar ya sana
patlayan flaşlar kadar ölümün de hakkı var
varsın kitap ve ekmek de çarpmasın bundan böyle kimseyi
kol kırılsın yen içinde kalsın kalp kırılsın sen içinde
sakın şikayet sanma devri daimdir
susmak konuşmaktan daha fazla işçilik ister
hem kırılan camın attığı son kahkaha bizdendir

Mustafa Köneçoğlu
(Hece, 203)

 

çocukların şıkırtılarına alt komşu çok kızıp bir de
kolunu üst kata kadar uzatarak parmak sallamasın mı
“hemen yatağa” diyor anne bu ahtapotu salonda görünce
baba anlayamıyor bir türlü
kar mı yağıyor karyolaya yoksa çocuklar mı uyuyor
Ayşe Sevim
(Hece, 203)

 

Nereye gidecek nefeslerimiz biz ölünce, e-mail adreslerimiz
Boşa tükenmekten yorulmuş.
-Frenk üzümleri muhteşem olmuş!
Zeynep olmak nasıl, bir şeyi bir şeyle süsleyivermek
Zeynep Arkan
(Hece, 203)

 

Ben bir ateş çalmadım çalaydım keşke
Sol omzumun tam üstünde taşırdım
Görenler avazı çıkana dek bağırmadan
Güzelce bakarlardı ben buna şaşardım.

Bize bal bize vişne bize ayva
Sert bir taşın suya düşerken çıkardığı
Suda batarken kaybettiği hava
Bize yaz gününde yünden hırka.
Yahya Kurtkaya
(Hece, 203)

 

Duydun işte inliyor buralarda ciğerim
Hani parmakların gezinmişti bizim çitlerde
Kalbime yıktığın dağların yücesinde
Getirdiğin ak narı ansızın bıraksaydın ya elime
Şenol Korkut
(Hece, 203)

 

birden ona bilmediği bir dilden
bilsen dedim
ne çok insan
ne çok yüz
ve yazık kimse yüzünün arkasında değil
demedi kadın bilse derdi
yüzüme bakıp ekmeği uzattı
güvercin bekleyen zeytin bahçesi
Dilek Kartal
(Hece, 203)

 

yüzünün mağlubiyeti elbet rüyalarıma sızan
ozansın yasaklı kelebekler gibi girersin şehre
sevdalısın dağlara adın hükümranlıklar yıkar
İsmail Aykanat
(Hece, 203)

 

öyle bir şeyi, dudağıyla
alıp gider çocuklar
ceketlerini çıkarır gibi kapı ağzında
annelerine öfkeyle bakarak
Hasan Hüseyin Çağıran
(Hece, 203)

 

harflerden bir dal çıkar, uzan yanıma
arkasırada oturan birine göre taş biriktirdim
Nergihan Yeşilyurt
(Hece, 203)

Sana anlatamadığım kadar anlamıyor hayat beni
Belki de
Sesimin içine bir güzellik girmeli
Enes Talha Tüfekçi
(Hece, 203)

 

tırabzanlar ve banklar biliyor
balıklar da biliyor
yere diz çöktü güneş
bu güzelliklerin sebebi başka
Melih Tuğtağ
(Hece, 203)

 

iç döktüm kurşun gibi kendi nazarıma
İç döktüm o ufak fidana.
Andım, kadınların asi ve mağrur hızmalarını
Dedim, varsın olsun diye
Hazinliğin sonu böyle.
Anıl İbrahim Bakırcı
(Hece, 203)

 

Otobüste yirmibeşkuruşluk para üstünün gelmeme korkusu
Bugün ne yapayım ne giyeyim nerde öleyim kuşkusu
Allah’ı unutup da her şeyi düşündüğüm bir günün sonu
İyiyim, ne yapayım, Allah razı olsun.
Hasan Özlen
(Hece, 203)

 

Hüznün kılcal bir yayılması vardı
Bir sigara dumanı ile bulanırken bakışları
İçimden göç eden kumrular
Örseledi bir kırmızı gülü
Taner Taştekin
(Ayvakti, 147)

 

Sallana sallana devam etti yolculuğu
Çuvalın aşılmaz duvarlarına çarpa çarpa
Adetler böyleydi:
Köy yerinde kediler barındırılmaz
Köyün dışına atılırdı, hayatın dışına,
Çakıl taşlarının dibine
Sertaç Gereç
(Ayvakti, 147)

 

Sessizlik iki kere içimde
Biri senden biri benden
Çünkü adı aşktır
Hangi kelime dayanır bu ağır yüke
Mustafa Özçelik
(Ayvakti, 147)

 

Kemikten gözlerle ağlayan ölülerin peşinden
Kaç kasırga biçtim rüzgârların ruhuna
Mehmet Baş
(Ayvakti, 147)

 

adımın yarısı göğün  koynunda yatar,
bir yarısı suların.
Yâni bir gizli hayalet ve gizli bir günah.

Ellerine süt mü yağar yoksa bulutlardan çıktığın anda getirdiğin yıldızlar mı?
Söyleme, neden seni birden biz yapar;
birden bizi sen konuştukların, neden birden beni alıp götürür dağların serinliklerine,
sonra birden neden sevinçlerin yıldız yıldız birden ay
M.Ragıp Karcı
(Ayvakti, 147)

 

 

Fatma Şengil Süzer

İZDİHAM

 

 

“İzdiham, 31. Sayısında kapağı okuyucuları istediği şekilde tamamlasınlar diye manşeti siz atın dedi.” İzdiham Dergisi’nin 31 sayısı müthiş bir içerikle okuyucusunun karşısına çıkıyor. Edebiyat dünyasında yeni bir çığır açan İzdiham’ı mutlaka okuyun. İçeriği ile göz kamaştıran İzdiham’ın 30. Sayısı okuyucusuna anlamı büyük, yıllarca saklanacak bir hediye de veriyor. Herkes, herkesle gerçekten selamlaşsın diye.
İzdiham dergisinin 31. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın