Hece Dergisi’nin 213 ve 214. Sayılarından Mısralar

Hece Dergisi’nin 213 ve 214. Sayılarından Mısralar

 

 

Saçlarına bizden bir gül koyamaz

Senin deniz diye öptüğün masal

Hayır, alnımız ne hatırlayamaz

Günü elma gibi ısıran kumsal

 

Mustafa Muharrem

(Hece, 213)

 

 

 

 

 

çektirdiğimiz hiçbir fotoğrafta çıkmayan neydi

bir kişi iki kişi üç kişi eksik değilken hem de

 

Mustafa Köneçoğlu

(Hece, 213)

 

 

 

 

 

 

nereye çevirse yüzünü bir ağrı

kalbi o yana çarpardı insanın

uzun kirpilerine bağlı bir

dağ geçidi gibi

ölürken bile severek ve hızla

 

Vural Kaya

(Hece, 213)

 

 

 

 

 

 

 

ezan camiden çıkıp bir iki adım atınca

geri koşup imamın boynuna sarılmış

….

biri meteordan bir alyans yapmış

başkası “evet”demiş, “yanalım”

….

bir delikanlı dua ederken

ölmüş babası arkasına geçip “amin oğlum” demiş

 

Ayşe Sevim

(Hece, 213)

 

 

 

 

 

çekirdeğin ortasında kadın çalıştım

toprak ve suyu kararak diş ve ayaklarını

öfke ve masumiyet kararak kol taktım sonra tırnak

sonra bana güç

karşılarına geçip hep övüyorum onları

atomların yarıçap uzunluklarını toplayıp onlara

penyelerimi çıkarıp onlara değerli madenleri onlara

sıfır nokta bir santim daha yaklaşıyorum

hak ediyorum ya yaklaşıyorum

 

Ümit Güçlü

(Hece, 213)

 

 

 

 

 

 

 

Beyaz tenli kadınlardan bahseden kitabı kapıyorum usulca

Bize bunu öğretiyorlar, beyaz olmayı, beyaz kalmayı.

Çünkü insan denemeli bir kere, 29 yaşına gelince

Nihayet ölümle elde edilebilir aranılan kozmetik de.

 

Nergihan Yeşilyurt

(Hece, 213)

 

 

 

 

 

 

hep aynı mısraya oynayan şair

gibisi yok- masalarda kalıp kirlenen

şehir artığı, silgi boşluğu ya da kapı arkası

çınlayan kulaklarımda

 

Hasan Hüseyin Çağıran

(Hece, 213)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ben Gazze

Zaman yirmi birinci yüz yıl

İnadına açıyorum pencerelerimi her sabah inadına bir çiçek gibi

İnadına süslüyorum evlerimi inadına bir çiçek gibi

Benle parlayacak sönük nuru kalplerin

Benle dağılacak kara bulutları sahipsiz göklerin

İnadına yaşamak denilecek inadına

Omza düşen her çocukla

 

Enes Talha Tüfekçi

(Hece, 213)

 

 

 

 

 

 

 

annemin ahşap yorgunluğuydum

içli nefesinde gecikmiş bir bahar

kapılar açıldı sandım kapılar yakın

sonra beni bir yokuşta unuttular

 

Elif Nuray

(Hece, 213)

 

 

 

 

 

 

 

bayramları şeker reklamında oynayan dedenin

çekimler sonrası yine yalnız kalması

sırf bu yüzden imrendim adı çeşmede şık duran adamlara

ekmeğim yoktu ve ruhum Ankara

yirmi dokuz şubattım bir normun fazlası

 

Rıfat Eroğlu

(Hece, 213)

 

 

 

 

 

 

önce ben gidiyorum

bakın

gök açık, su serin

 

kadınlar, diyorum

bir acı deniz gibi kalacak içimizde

hiçbir yere varmayan yollardan geçeceğiz

 

Mikâil Söylemez

(Hece, 213)

 

 

 

 

 

çirkin bir çantayla tüm şehri dolaşmaktan fırsat bularak

öğrendim

ıslak keçe çiğnemekten ibaretmiş güzel dedikleri

 

Onur Ocak

(Hece, 213)

 

 

 

 

 

 

Sırtımı yasladığım bahane

Ayağıma bağ atan cürüm

Beni hep bir felaket gününe gönderiyor

Çarpışan kıtaların altında insanlar

İnsanlar hem zemin geçitlerde tren bekliyor

Artık hangimizin kalbi dayanır bir mucizeye

 

Yasin Yılmaz

(Hece, 213)

 

 

 

 

 

 

Duvarlarda asılı kalıyor

Tarih, fotoğraflar, kutsal kitaplar

Bir tek ruhumuz sırtımızda

Yaşamak

Bir yükün altında

 

Hamza Günerigök

(Hece, 213)

 

 

 

 

kendimi yiyorum her mevsim dudağımda çürükler

ırmaklara salıyorum ruhumu ve atlar sevgilim

yaşamak küheylan bir bahar gibi donmuş

doru ve ırmak

 

Bilal Can

(Hece, 213)

 

 

 

 

 

 

Allahaşkına şu dünyaya ızdırabını haykır Musa!

Bizim kalemler fabrika çıkışlı

Bildiklerimiz patronun söylediği kadar

En şiddetli öfkemiz bile taşamıyor ambalajdan

Etiket fiyatına yüzde elli susuyoruz

Anlat Musa, bari sen anlat.

 

Ömer Onaylı

(Hece, 213)

 

 

 

 

 

Vaktim yok ama benim neden vaktim yok

Hikâye anlatmadan sevdiremez ki âşıklar kendini

Aldanmışız bu iş onların da bütün vaktini almış

Benim vaktim kalmamış hikâyeler anlatmaya

Anlatılacak bir hikâye olmayı düşlemekten başka

 

Celâl Fedai

(Hece, 214)

 

 

 

 

 

Ölülerin yüzüne tavus tüyü kapatmak merakı

sokağına sevişli bir bandoyla gelen aydınlık

bir çocuk, çocuk olsa kambur aşklardan kimya çalsa

 

Emre Öztürk

(Hece, 214)

 

 

 

Ben ağlayan çocukları susturma ustasıydım

Dönüşüm projesi, petrol kuyularından fışkıran bir karanlık

Kardeşlik vakitleri akşam saatlerinde

Aynı haberlerde talihsiz bir kadının cansız bedeni.

Kendi yüzünün en uzağına atılmış

Atılmış bir çöp kutusuna kundağıyla bir bebek

Ortadoğu’ya yeni bir kan bombası atılmış

Hayata atılmış enkazdan çıkarılan bir bacak

Belki de hep bunların yüzünden

İnsan, yüzünün en uzağında yaratılmış.

 

Zeynep Arkan

(Hece, 214)

 

 

 

 

 

kanına yürüyen toksin, ağzını çalkalayan buğday, serin

özlemenin bütün dillerdeki ılıklığı, saçlarını kestiren ay

boynunu bir çocuk korosuyla süsleyen güneş

su samuru ve göz dikizinde koy bitiren büyük okyanus anlamları

uyuyunca geçiyor ama hayattayken bütün başedemediklerin.

 

Salim Nacar

(Hece, 214)

 

 

 

 

 

perdeler ellerimin uzantısı oluyor

bir filozofun dediğine göre

onları ben yaratıyorum

ay da yaratılmış durumda

ben kutsal bir biçimde ikiye bölünmüşüm

penceremin tam kenarında

 

Ertuğrul Rast

(Hece, 214)

 

 

 

 

 

 

 

 

o sapaktan sola döndüm

beklediğim işareti bulur gibi saçların beyaz

uzamış saçların boyun uzamış

dokunma dediğim kimyasallara dokunmuşsun, yanlış park

etmişsin bana yanlış yap dediğimi yapmış iç dediğimi

içmemişsin şimdi

bir kahinin yanında dizlerim titriyor boynum kırık

 

Ümit Güçlü

(Hece, 214)

 

 

 

 

 

 

Bir defteri kapatıyorum

Yenisini açmak gerek

Açıyorum: Boş

 

Kâğıdın rengi mavi olmalı

Yaşamı yazacaksa insan

Yazıyorum: Düş

 

Kemal Gündüzalp

(Hece, 214)

 

 

 

 

 

 

kadın olmanın şiire –bu mısrayı vurun bence

olmamanın bir mezarı olur

yani ben

tabutlarda çiçek yetişsin istiyorum

kurtları kemirsin endişe- bi dakka- toprak ört beni diyebilir kadın

durup öyle devrik bir cümlede

devrik bir cümlede devrilen sahiden nedir

otobüsten iner gibi her gün ölüme.

 

Emine Kocabaş Kılınç

(Hece, 214)

 

 

 

 

 

 

ibrahim’in şarkısı her kapı gıcırtısında başlıyor

zor değil, masaya dayanmış dirsek kıvamında

zorlamak tarihe düşülmüş her notu

bilirkişi raporlarından sıyırmak kalanları

rapor bu- başvuruya mecbur bırakır ne de olsa

 

Hasan Hüseyin Çağıran

(Hece, 214)

 

 

 

 

 

ben A’yı gördüm çok eski bir tanıdık gibi

elleri ince uzun gözleri bazen yeşil bazen mavi

A dedim yorgun bir kısrağın irkilmesi

A harfinde yarım kalmış bir ansiklopedi

aşkın A’sı aydınlığın A’sı yahut ah

Kuzey Amerika’nın ıssız bir bölgesinde

bir vakit yaşamış bir yalnızgezerin dil sürçmesi

 

Mehmet Sümer

(Hece, 214)

 

 

 

 

 

Yüzümde savaş artığı bir gülümseme

Senin bana baktığın yerdeyim

Kuşkularla geçirme hayatını

Azgın hayvanların mezarlarını kazıyorum.

 

Sen temizle sadece temizle.

 

Davulların sesine aşina kulağım

Hırlayan hayvan gürültülerine

Modern yaramazlıklar yapmayacak kadar kurşunlu

Adını söylemeyecek kadar ketumum.

 

Çocuğu öldüremediler.

 

Atilla Mülayim

(Hece, 214)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

kavrukluğu tüm gece yürüttük

dalın kovuğu iyice büyük

yekta’yı kovdular ben başka bilmem

eskilerimiz eridi ben başka bilmem

yolu koruduk yolu yardık ben

başka bil

biz başka bizi karıştırma

 

Betül Aydın

(Hece, 214)

 

 

 

 

 

 

 

Satır aralarında saklanmış

Seni gözleyen – ben

Yazmamak için onca sebep:

Ebuzer bile öldü, arkadaşım, Muğla’ydı.

Ben annemi anımsadım.

 

Ali Berkay

(Hece, 214)

 

 

 

 

 

 

 

Evet, belkigörmedim

Yeşil sinekli Bolşevik ölülerini

İlerici toplumun ruhani liderlerini

Ama gördüm alnında beliren yazıyıelinde beliren küreği

Bana güvenin bu bir yanılma çeşididir

Hata payım aslan payım

Bana acıyın bu bir aldatma çeşididir

 

Onur Ocak

(Hece, 214)

 

 

 

 

 

uzayan gözler senindir şarkılarda

şu masa şurada suskunsa

şu deniz yorganıysa gecelerin

şu berzah sabrı ki orada söylemeyi unutmuştum

bir kaplumbağanın ağladığını unutmuştum

 

Şükran Kara

(Hece, 214)

 

 

 

 

 

Rakamlara da geçse adımız kayıtlarda da görünse

kelimelerim

sizim artık

diyebilmek saadetini bahşeder mi bana dilim

safi bir ırmak arıtabilir mi beni küf dokusundan

diz kapaklarımdan başlayan

 

Halil Ünal

(Hece, 214)

 

 

 

 

 

Kırbacın üstünde

Sallanan at büyüyor tuhaf

İsteklerim ilk nefsim

Belki de nefsi sonradan doğuyor insanın

Anne rahmi öyle cennet nefs orada yaşamıyor

Doğuyoruz ona dünya gerek diye belki de

 

Anıl İbrahim Bakırca

(Hece, 214)

 

 

 

 

 

Konuşamayışın mülteci çocukları utandırmalıydı

Sesin hayli gerçek hâlbuki.

Bütün yanlış anlamaları düzeltir

Bir hareket

Kapıyı aralayışın.

 

Ahmet Sami Yalçınkaya

(Hece, 214)

 

 

 

 

Kaybedince bütün değerlerinizi

Fark etmenin ne anlamı var kör bıçak,

Boynunda olmuş ya da olmamış.

Solgun yüz bakmış ya da bakmamış

 

Ayşe Çil

(Hece, 214)

 

 

 

 

 

ışıkları gölgemi bile kırmıştır sokağın

sendelemek nedir garipserim akşamları

düşer gibi olmaklarım

düşmemeklerim

düştüm.

geçti korkum.

……….

bunların seninle ilgisi nedir

bunların çiçekle, duayla

ben yalnızca uzun yaşadığımı farzediyorum

kabul ben sularındayım öte zamanların

 

Melike Kılıç

(Hece, 214)

 

 

 

 

denizi ölçtüm ardından toprağı

delirdim delirdik sözlerle kalpleri ölçtük

elimizde patladı termometremiz

avucumuzda civa tadı kaldı

haykırışlarımıza amansızca unutun dediler

iğne oldu limanlar, gemilerde plak

gözlerimizdeki megafon tutuştu

son olarak

 

Afra Kutluğ Benli

(Hece, 214)

 

 

Fatma Şengil Süzer hazırladı. 

İZDİHAM

 

İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: