Hayriye Ünal, Seyhan Erözçelik Şiirlerine Dair Birkaç Saptama

Şair Seyhan Erözçelik’i kaybettik. Cenazesi  25 Ağustos 2011 Perşembe günü Emirgan Camisi’nde kılınacak öğle namazından sonra Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedilecek.

Seyhan Erözçelik ([i]); bilinçli, esrik bir tutuma hiç yaslanmayan, analizci bir şiir yazdı. Kendi duygularına da soğukkanlı bir yaklaşımı vardır. İç dünyasını muhakkak başka bir öge dolayımında dışa vurmaktadır. Bir diğer deyişle beklenen bir etki-tepki düzeni kurmamaktadır. Atonal müzik anlayışına bağlı, kırık bir ritim algısı vardır. Bu nedenle Ece Ayhan’dan etkilendiği söylendi. Ancak şiir yazmasındaki saikler Ece Ayhan’ın saiklerinden tamamiyle başka olduğu için benzerlik atonalite ve biçimle sınırlıdır. Şöyle açıklayayım bunu:

Ece Ayhan’da şiirin kişisi belli bir bütünlüğe sahiptir. Kendisine olanların nedenini bilmektedir ve karşısında kimlerin olduğunu bilmektedir. Ece Ayhan şiiri tümüyle bir benlik savunusunun şiiridir. Düşman dışarıdadır ve aşikardır. Erözçelik ise savunmadan çok önce, hatta kuruluş öncesi evrede başlar yazmaya. Düşman yoktur ya da görülememektedir. Düşmanın, şairin kendi kontrol-dışı benliği olduğu bile düşünülebilir.

Erözçelik; deformasyon, alıntı, kolaj ve sözcüklerin benzerliklerinden yararlanarak yapılan söz oyunlarına sık başvurdu. Kendisine yabancılaşmış bir öznenin dağılan parçalarını dağılma anında şiirleştirdi. Bu, ilk şiirlerinde daha somut izlenebilir.

“Gözler de kurudu işte, çatladı

ve saçıldı un gibi geçmişe

…bir başka ülkeye yani, vaktin

kum ve güneşle ölçüldüğü zamanlara”

(“Randevu”)

Dağılmaya yüz tutan özne, şair ben’ini de içine alan çağımız insanını göstermektedir. Erözçelik, şiir aracılığıyla bu özneyi inşa etmeye çalışır. Ancak bu öznesine bir ruh bağışlamak istemez. Onun bitmemiş halini sergiler ve nesneleştirir. “(…) , hep o anlatırdı bir / ad sahibi olduğumu, bir kadırgaya dönüp / kaybedildiğimi. // Şimdi biliyorum yalnız bir / harf olduğumu.” (“Yaza Sızıla I”)

Şairin, okuyucuyu şiirin yazılma anına çekme arzusu taşıdığı söylenebilir. Bu yönüyle onun, kuşağına nispetle modern durumun sonuçlarını erken fark ettiği ve bu sayede yeniklik edebiyatına mesafeli durduğu gözlenir. “Zaten topuğumdan vurulmuşum”, “Canevimden vurulmuşum” (“Rosebud”) diyecek kadar acısının farkında, “Jestlerle hayat sürmüyor. / Net olmak lazım.” (“Jestlerin Ölümü”) diyecek kadar kararlıdır.

Nesnelerle ise izlenim düzeyinde bir ilişki kurmuştur. Daha doğru bir ifadeyle nesnenin dış yüzeyini ve hareketsiz görünümünü esas almıştır. Oldukça eski bir söyleşisindeki bir ifadesinden yola çıkarak bu dondurma girişiminde zamana karşı koyma çabası seziyorum: “Çok küçükken abilerimin götürdüğü Blow-up filminde bir fotoğrafın iyice büyütülmesini ve donmuş bir anın giderek dağılmasını, toz haline gelmesini hüzünle hatırlıyorum.”

([ii]) Yağmur Taşı kitabında bu ilgisi taşa yoğunlaştı. Hareketli şeyleri bile dondurarak şiire koydu. Şiirini, bu minvalde, peşpeşe fotoğraf karelerini andıran imgeci tutumla açıklamak yerindedir. Gül ve Telve kitabından itibaren anlam uğruna dilin morfolojisine ilgisini yitirdiği gözlemlenir. Bu yaklaşımına koşut olarak, kendisini de dahil ettiği topluluk ruhuna eleştiriler getirir. Seyrek sergilediği bu tutum  Erözçelik’in ironiye yatkın yanının gücünü gösterir.

“Peki, yerlere kadar eğiliyorum aklın kıyısız denizi huzurunda,

akılcı, tecrübeli asrımızı seviyorum.

Ama gene de üzülüyorum işte. Putlar hâlâ put,

bizler köleyiz yine.”

(“Yirmidört Kahve Falı – On Altıya Ek”)
(1) 1986’da arkadaşlarıyla birlikte Şiir Atı Yayıncılık’ı kuran ve Şiir Atı dergisinin yayımına katılan Seyhan Erözçelik, 2004’te Şiiratı’nı (tek sözcük hâlinde birleştirerek) periyotsuz (mevsimlik?) olarak yeniden yayımlamaya başladı. İlk şiiri “Düştanbul”, 1982’de Yazko Edebiyat’ta yayımlanan Erözçelik’in şiir kitapları: Yeis ile Tabanca, Şiir Atı Yayıncılık, 1986; Hayal Kumpanyası, Şiir Atı Yayıncılık, 1990; Kır Ağı, Remzi Kitabevi, 1991; Gül ve Telve, Yapı Kredi Yayınları, 1997; Şehir’de Sansar Var!, Noyirmiyedi Yayınları, 1999; Yeis (İlk üç kitap ve Şehir’de Sansar Var! bir arada), Don Kişot Yayınları, 2002; Kitaplar – Toplu Şiirler 1980-2003 (Önceki tüm şiir kitaplarına Kitap, Bitti. ve Kara Yazılı Meşkler ekli), Yapı Kredi Yayınları, 2003; Yağmur Taşı, Simurg Yayınları, 2004; Varidik Yoğidik, 2006;

([ii]) Söyleşi: “Seyhan Erözçelik ile 80’li Yıllar ve Şiiri Üstüne”, Konuşan: Cezmi Ersöz, Hürriyet Gösteri, Temmuz 1990.

 

Hayriye Ünal

İZDİHAM

izdiham-26-sayi

İzdiham 26. Sayı

İzdiham dergisi 26. Sayısında hiçbir yerde bulamayacağınız çok özel çalışmalar yer alıyor. Edebiyatla gençleri ve hayatı birbirine dost yapan İzdiham’ın bu sayısında Gökhan Özcan, Ercan Kesal, Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Baki Ayhan T., Murat Kapkıner, Güray Süngü, Zeliha Yurdaer, Onur Bayrak, Dilek Kartal, Yağız Gönüler, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, İbrahim Varelci Süleyman Unutmaz, Ferhat Toka, Selman Urluca, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Özer Turan, Çağatay Hakan Gürkan, Seda Bilici, Feyza Özcan, Beyazıt Bestami, Halil Kurbetoğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Mustafa Toprak, Öner Buçukcu, Fahrettin Dede, Dinçer Ateş, Turgay Bakırtaş ve Bülent Parlak gibi nitelikli eserler veren edebiyatçılar ile genç ve umut vaad eden isimler yer alıyor. İzdiham Maarif Takvimi, Lügatlere Güncelleme, Bulgarlar Ne Okuyor? Adlı çalışmanın yanı sıra bir de taziye ilanı yer alıyor. Dengenizi Kaybettiniz, başınız sağolsun. İzdiham’ı bir solukta okunacak bir sayıyla karşınızda. İzdiham dergisinin 26. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: