Hatice Büşra Benli, Kalbinize Otağ Kurdunuz da Bey Kızı mı Olmadık

Ya demokrasiye ile yönetilen bir ülkede 657’ye tabii memur bir babanın değil de Amanos dağlarında yurt tutmuş bir oba beyinin kızı olsaydım? Marmaray’la dört dakikada kıta değiştirmeyi meziyet sanan delikanlıları değil at üstünde kafirle cenk eden bir yiğit alpi seviyor olacaktım. Hepsi bu değil tabii ev kirasını çıkarmak için nice rüşvet heveslilerine meydan okuyarak üç kuruşa avukatlık yapmak yerine obamın deve kervanı yorulsun diye kilimhanede hatunlarla halı dokuyor, kumaşlara renk versin diye dağda çiçek topluyor olacaktım. Moğol ve Haçlı saldırılarına hazırlıklı olmak, namusumu, dinimi ve bayrağımı korumak için sosyal medyada profil resmime çay bardağı ya da manzara fotoğrafı koymak yerine at binmeyi, kılıç kuşanmayı ve töremi öğrenecektim. Bu yazı bir oba beyi kızı olduğum ihtimali düşlenerek kaleme alınmıştır.

Sevgili okur, birazdan okuyacağın hikayenin ilham kaynağı Trt1 ekranlarında yayınlanan “Diriliş Ertuğrul” dizisi ve şanlı tarihimizdir. Yazının tamamlanma sürecinde hiçbir ırk ya da ideolojiyi yüceltme amacı güdülmemiştir. Fatih Sultan Mehmet’in ve Selahaddin Eyyübi’nin torunlarının kardeş olduğu gerçeğini göz ardı etmeden kaleme alınmış bu yazı aynı zamanda hiçbir amaca da hizmet etmemektedir. Bu gerçeği tüm siyasi otoriteler, emperyal güçler ve terör örgütleri de aklından bir saniye olsun çıkarmazsa herkes için hayırlı olacağına inanıyorum.

Ali dağının eteklerinde kurulmuş üç yüz otağı, yüzlerce yiğit, cesur, savaşçı alpi ve mahir, güzelliği mehtabı kıskandıran ve en az erleri kadar yiğit hatunu, yağız atları olan, töresini de örfünü de İslam’dan öğrenmiş bir obada yaşıyorum. Erleri İslam sancağı uğruna cenk etmeyi hatunları ise erlerine bu kutlu yolculukta yârenlik etmeyi kendine görev edinmiş bir halk olarak Anadolu’da varız. Bizim için ekonomik özgürlük ki bu kilim dokuyabiliyor olmamızla alakalı eşini, boşanmak için tehdit edecek bir malzeme değil, aksine erlerimiz için sofraya daha leziz aş getirmeye vesiledir. Bizim için otorite, kayınvalidemize ayda kaç kez gittiğimizle ölçülmez çünkü otağın direği de beyi de erlerimizdir. Bizim için sevmek facebook beğenisi, twitter favlarıyla ispatlanmaz biz gönlünün sırlarını yalnızca Allah’a aşikâr eden hatunlarız. Erlerimizin yiğitliği yalnız pusat tutuşlarından değil yüreklerinden bellidir. Bilirler ki yüreği olmayan adam değil yârine, ne otağına ne obasına ne de dinine sahip çıkamaz.

Obada yine olağanüstü bir hareketlilik var. Babam Abdurrahman Şah otağından hiç çıkmadı. Alpler seher vaktinden bu yana talim yapıyor. Kılıçları göğü delmek, kalkanları yağız yeri usandırmak için sözleşmiş. Alplerin ne cenkten ne de seferden şikayet ettikleri görülmemiştir. Kilimhanede bacılar yok herkes otağında eriyle sabah aşı yemekte. Yiğit Alp Karadere’ deki sazlıkta beni bekliyor. Her buluşacağımızda üç süt taşımı vakti geç kalıyorum. Benim ona yaptığım zulmü Haçlı keferesi müslümanlara yapmamıştır.

-Nerede kaldın Günkız’ım! Seni beklemek, kara kışı bahara devşirmekten zor.
-Yiğidim otağımın yanında bir kuzu gördüm kocakurt canına kast etmiş ayağı yaralıydı ona şifa bulmaya gittim. Gönlüne gam düşürürsem, kocakurtun akşam öğünü olayım.
-Ne kocakurt, ne Haçlı keferesi ne de Moğol eşkiyası senin ay yüzüne, tatlı canına bir şey edemez. Gökte güneş, yerde toprak ve Allah şahidim olsun ki pusatım da kalkanım da önce Allah sonra obam ve senin için kınında durmayacaktır.

Her seferinde otağımın yanına yaralı bir kuzunun geliyor olması hakikat değil. Yiğit Alp’im de bunu bilir. Ama usanmadan pusatı ve kalkanı üzerine her defasında söz verir. Bugün çokça vicdan azabı çekiyorum geciktiğim için. Obadaki hareketliliğin sebebini öğrendiğimde atıma binip gidebileceğim en uzak sazlığa dörtnala gittim. Yiğit Alp’imin beni bu halde görmemesi gerekir. Yiğidi cenge giderken hatunlar ağlamaz, güle oynaya sevdiğini yolcu eder. Sevdiğinin ağladığını gören alpin cenk ederken pusatının paslanacağına inanılır. Yiğit Alp’im ilk kez cenge gidiyor bu sebeple ilk kez töreyi çiğnedim. Şimdilik akıllı telefon da icad edilmedi. Bu yüzden Yiğit Alp’ime “Sarjını kontrol et Yiğit Alp’im, swarmda yer bildirimi yapma kefereler sizi bulmasın. Cenk bitince beni ara merak ederim.” demek yerine “Güneş tenini yakmasın, yağmur bedenini üşütmesin, ayağına taş değmesin, su gibi git su gibi gel” diyorum. Bir alpe yâr olmak kafirle göğüs göğse çarpışmaktan daha zordur.

Yiğit Alp’im dönene kadar dakikalar yıl, saatler asır olacak. Sağ salim obaya dönerse bana tekrar hayat bahşedecek sevineceğim, şehadet şerbeti içer cenkte şehit düşerse yine daha çok sevineceğim. Kafirle cenk ederken şehit düşen bir alpin yâri olmak obamızın genç kızları için en büyük onurdur. Bilgenin dediği gibi, insan bir kalp taşıyorsa sonuçlarına katlanmalıdır.

Sevgili okur, Yiğit Alp cenkten döndü mü, Günkız yârinin yollarını gözlerken ne hallere düştü inan ben de bilmiyorum. Vakti zamanı gelince onların akıbetini hepimiz öğreneceğiz. Şimdilik bu kadar.

 

Lütfen Okurken Dinleyiniz: 

 

Hatice Büşra Benli

İZDİHAM

İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: