Hatice Büşra Benli, Kadın Günlerinin Büyük Tehlikesi

Bugün yerel seçim sabahı değildi, bayram sabahı olmasına iki ay beş gün yirmi bir saat yedi dakika vardı kimse evlenmiyordu ya da ölmemişti. O kadar sıradan bir gündü ki yine çay suyunu kettleda kaynatmışlardı.

Unutma diye bağırdı kadın sokak arasında domates, biber, patlıcaaaan diye bağıran adam daha nazikti. “Sakın unutmaaa!” kız yersiz bir endişeye kapıldı birden elindeki anahtarı yere düşürdü asansörde bekleyen annesine seslendi “ of, küplere biniyorum şuan neyi unutmayım ? ” annesine of bile demişti artık şansı azdı. Üstelik küplere binmek deyimini iki gün önce okulda duymuştu ilk kez cümle içinde kullanacağı günü böyle hayal etmemişti üstelik yanılmıştı. Tam evden çıkmışken sıradan günlerini mahvedip aksiyona boğan “unutmaaa” cümlesi neden kurulmuştu. Dünyada kurulmayı bekleyen binlerce aşk cümlesi dururken annesi neden kelime israfı yapıp sadece “unutmaaa” demişti. Muhakkak telefonunu, cüzdanını ya da dolaptaki insülinlerimi unutma diyecekti. Annesi çok şekerli bir kadındı ve bir pazar gününe ancak bunları unutmak yakışırdı. “Topuklu ayakkabılarını almayı unutma” dedi kadın, karton çantanın içinde tüm asaletiyle bekliyordu ince belli gökdelenler. Altı üstü çay içmeye gideceklerdi neden evde topuklu ayakkabı giymeliydi. Ve neden hiçbir ev sahibi halılarım kirli değil demiyor,  incinmiyordu ?

Bu önemli bir organizasyondu, kadın gururla gaza bastı. Gidiyorlardı ve herhangi bir kutsal, politik, sosyolojik gerekçeleri yoktu. Önemli olan hiçbir sebep olmaksızın bir araya gelebilmeleriydi. Yeryüzünde hiçbir topluluk ulusal bayram, adli tatil dinlemeden mesaiye gidiyor gibi üstelik maaş almadan çalışmazdı ama onlar gitmeye devam ettiler. Bazen her hafta bazen ayda bir kez ama her koşulda gidiyorlardı. Çocuklar üşüyor, madenler göçüyor, anneler ağlıyor, babalar ölüyor ama onlar hep gidiyordu.

Anne kızın teşrifi ile kadın günü kurumu teşekkül etmişti. Şimdilik üç kişiydiler ve salt çoğunluk sağlanmıştı zira iki kişi bir araya geldiğinde konuşulanlar sır niteliğini haiz olabilirken üçüncü kişiyle dedikodu ismini alıyordu. Dedikodusuz kadın günü de düşünülemeyeceğinden anne, kız görevlerini tamamlamış olmanın haksız gururu ile topuklu ayakkabılarını giydiler ve yerlerini aldılar.

 

Çocuklu katılımcılar gelmediği için başlayamamışlardı çünkü kadın gününden bahsedebilmek için asgari iki azami sekiz -yaramaz, halıya çay dökme tehlikesi taşıyan, eve gidelim anne diye ağlamaya yatkın ve güzel giyimli- çocuğa ihtiyaç vardır. Sekiz sayısı kadınların tahammül eşiğini gösterir. Kız tüm bu düşüncelerle boğuşurken karşı koltukta oturan çok da sevimli olmayan dantel örme ustası, tombiş kadının gözlerini kendini izlerken buldu. Gülümseyecek gibi oldu fakat başına gelecekleri düşününce hemen bu fikri koşarak terk etti. O tedbir almıştı fakat olacakları engelleyemezdi. “Kaç yaşındasın diye başlayıp ah canım pek de güzelsin benim oğlum da avukat” diye devam eden cümleyi günde üç saat kürdili hicazkar makamda şarkı dinleyen yirmi iki yaşındaki kulakları işitmişti. “Henüz yapılmayan araştırmalara göre Türk toplumunda her on kadından üçünün evliliğinde dolaylı da olsa kadın günlerinin katkısı vardır. Üniversite öğrencisi kızların annesi ile güne gitme fobisini en iyi açıklayan bilimsel gerçeklik de budur.” Bunu bir kitapta okumamıştı zaten bunu ancak bir Edebiyat dergisi yazardı.

Hansel ve Gretel Türk olsa muhakkak sehpadaki tabağa ikametgahını aldırırdı. Hansel’ in aklını çelen çikolatalı ev, malum tabağın yanında afedersiniz halt etmişti. Tabakta beş çeşit yiyecek vardı, bu sayı Şanlıurfa Viranşehir’ de en az yedi, İstanbul’ da en az dörttür. Bu sayının altına düşüldüğü takdirde ev sahibini sessizce kınamanızda hiçbir sakınca yoktur. Bunlar nereden aklına geliyorsa oraya dönmeliydi. Kız aklındaki düşüncelerle mücadele etmeyi bırakmıştı. Hatta gün kurumunun ne kadar gerekli olduğuna kanaat getirmişti. Bir televizyon programına davet edilse kadın günü hakkında şunları söylerdi;

“Enflasyon ve kurların seyrine göre kadınların bu toplantılarda altın ya da euro ile yatırım yapması da gündeme gelir. Kadın günlerinin 2000’ li yılların başındaki en büyük faydası bulaşık makinesi almak yönündeydi. Şöyle ki; kocasını bulaşık makinesi almaya ikna edemeyen kadınlar kocasının parası ile güne katılıp sırası geldiğinde toplu paraya kavuşmak suretiyle bulaşık makinesi alıp dolaylı yoldan kocalarına söz geçirebilmektedir. Ataerkil toplum yapımıza darbe gibi inmiş söz konusu faaliyetler kadınların kilo almasına sebebiyet vermekle Türk kadınının yabancı kadınlar nazarında kıymeti nazariyesini de tehdit etmektedir. Bu durum dahili ve harici düşmanlarımızın artmasına sebebiyet vermekle milli birlik ve bütünlüğümüzü de tehdit eder.”

Seyirciyi ikna edemeyeceğini düşündü yetmiş milyona rezil olurum dedi içinden bir an heyecanla “ Kadın günü, sevgililer günü gibi muhtemelen Hıristiyan bir rahip tarafından icat edilmiştir. Zira kadınların birbirini futursuzca yemeye, dedikodu yapmaya ve boş vakit geçirmeye teşvik ettiği bir organizasyon kimsenin hayrına olmayacaktır ve İslam’ın ruhuna da terstir. Hepiniz yanılıyorsunuz ! ” diye bağırdı. En çok kocasının sırlarını gülerek anlatan çirkin kadın şaşırdı.

“ Sarsıcı bir sırrı öğrenince, övünerek başkalarına anlatan halk

Bizim neyimiz olur? ”

Tüm bunlar konuşulurken ev sahibi, sosyal medyaya yüklediği kremşantili pastalarına ve patatesli böreklerine yapılan yorumları misafirleri ile paylaşıyor ve böylece başarısını tasdikliyor daha çok övülmeyi hak ediyordu.

Muhteşem organizasyon noktalanmak üzereydi. Herkes karton çantalarından güllü yasinlerini çıkardı. Gıybetle başlayan günü kefaret niyetine okunan Yasin-i şerifle bitirmek olsa olsa muhafazakar bir endişenin ürünüydü. Tüm bunlar gerçekti Hansel ve Gretel’ in ikametgahı ve yaşlı kadının gözyaşları hariç.

 

Hatice Büşra Benli

İZDİHAM

izdiham-26-sayi

İzdiham 26. Sayı

İzdiham dergisi 26. Sayısında hiçbir yerde bulamayacağınız çok özel çalışmalar yer alıyor. Edebiyatla gençleri ve hayatı birbirine dost yapan İzdiham’ın bu sayısında Gökhan Özcan, Ercan Kesal, Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Baki Ayhan T., Murat Kapkıner, Güray Süngü, Zeliha Yurdaer, Onur Bayrak, Dilek Kartal, Yağız Gönüler, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, İbrahim Varelci Süleyman Unutmaz, Ferhat Toka, Selman Urluca, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Özer Turan, Çağatay Hakan Gürkan, Seda Bilici, Feyza Özcan, Beyazıt Bestami, Halil Kurbetoğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Mustafa Toprak, Öner Buçukcu, Fahrettin Dede, Dinçer Ateş, Turgay Bakırtaş ve Bülent Parlak gibi nitelikli eserler veren edebiyatçılar ile genç ve umut vaad eden isimler yer alıyor. İzdiham Maarif Takvimi, Lügatlere Güncelleme, Bulgarlar Ne Okuyor? Adlı çalışmanın yanı sıra bir de taziye ilanı yer alıyor. Dengenizi Kaybettiniz, başınız sağolsun. İzdiham’ı bir solukta okunacak bir sayıyla karşınızda. İzdiham dergisinin 26. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: