Halit Ayarcı, Şiir Kritikleri 22

Nerde doğduğunu anlamayan birer mülteci balıklar dalıyor rüyalarıma
Gecenin hüzün skalasını ez geçiyor bir çift kuşu
Dünya ekonomisini öldürülenler üstüne döndüğünden beri
Her anne doğurduğu çocuk için
Bir cinayet daha geçiyor bir annenin sabıka kaydına Afrika da
Müminler kardeş mi diyorum bir kelebeğe
Ömrümden kalan saatlerle bir pazarlık yapalım
Sen bana bir günü ver ben sana kendimi diyorum.
Daha uzlaşmadan pencere camına vurup intihar ediyor kendini kelebek
İnsan olmak bu kadar mı korkunç Liya
Ve anlaşmaya oturmuş bütün korkak adamlar
Yeşili yok edeceğiz diyor betonist bir ayı
Hangi bal arısı terk etti ki kovanı
Neden sen gidiyorsun ki Liya
Gitmesi gereken icra memurları varken
Ölmesi gereken o sümüklüböcek gibi sümüğüyle dünyayı kirleten devlet boşbakanları varken
Benim senin ardından acı çekmem bu dünyadaki başka bir yanlış
Ve başka bir yanlış daha düştü anne rahminden dünyaya Afrika’da
Bütün aşklar mı bonzaili neden bu kadar bilinçsiz
Oysa henüz bir balığa anlatmıştım seni
Henüz yalnız fok balıklarını bile kıskandırmamıştım ki
Bir kesişe anlatıyorum bütün bunları
Temize çıkar mı kürk katileri diyorum.
Yeni kadın isimleri veriyor laf arasında keşiş
Bilmiyordum.  erkek çocukların hepsi günahkâr doğar
Başka bir kadına âşık olmak için mi ağlar
Kesiş âşık olduğunu da söylüyor
Bir kediye
Bir mabede doğmasaymış cerrah olmak istediğini söylüyor
Bütün günahları estetik edebileceğini söylüyor dualarla
Anlamıyorum kesişi, zaten dinlediğimde söylenmez ya
Bana ne ben de âşık olarak doğmasaydım harita olmak isterdim dedim
O zaman bütün çocukları saklayabilirdim bir adada
NATO ayılarının ulaşamadığı
Sonra özür dilem gereken binlerce hayvan var bu dünyada onlara benzettiklerim için bazı insan bozuntularını
Hayvanlar önemser mi beni senin gibi Liya
Bilmiyorum ama harita olmamak yeterince sıkıyor canımı
Otur oturduğun yerde birde sen sıkma canımı diyemedim.
Kayıtlara geçti sustuklarım münkirle menkir ne çok yazıyorlar sustuklarımı
Oysa söylediklerim daha az
Bir Kürtçe şarkının ortasın öyle savunmasız duruyorum
Kaç kişi yasak diye anmadı adımı
Oysa her gece bütün dünya uyurken annem topraktan bile gizli Kürtçe seslendi ezanla kulağıma
Bir ninni diyordu gökteki aya bir ninni daha bitmeden gündüz olmasın diye yasak bir dilde gözyaşı döken kaç kadın kaldı ki Liya
Sen kalkmış bana yürümüyor diyorsun bu aşk
Aşk Kürt bir çocuk oysa
Emekleyerek giden sesiz, yasak, durgun bir ölü gibi soğuk
Lütfen otur şuraya artık
Bizden daha mühim ölümler var dünyada
Çocukları kim uçuruyor birer birer kafesinde
Kelebeklere kim veriyor bu yapma çiçekleri
Henüz çözmedi mi devlet başkanları çayın bağımlılık yaptığını
Azrail’e bir telgraf çeksek mi diyorum hazır ölmüyoruz
Bir kaç ülkeyi silmem istiyorum dünyadan bir kaç korkak savaş başkanı ve adalet bakanı
Bunlar neyin başı neye bakıyorlar
Bir işçi havuz problemi sanıyorlar her şeyi
Sana diyorum Liya
Dünya bu kadar büyükken
Neden ölüyor Afrika da açlıktan çocuklar
Neden ağlıyor Şengal dağlarında Kürtçe bakışlı bir anne

Neden Filistin siliniyor haritadan
Neden harita kanıyor Arakan da
Ah Liya henüz nerde doğduğunu bilmeyen birer mülteci balıklar dalıyor rüyalarıma ve hala ölüyor çocuklar bu kadar mı kirli yaşamak için dünya bir de sen gidiyorsun sahi
Bu kadar mı kısa aşk,  kalmak ve öpmek için
Bütün ayrılık skalaları seni kaparsa
Kim saracak beni rüyamda
Kime anlatacağım Allah’a karşı olan bu dünyayı
Kim umursar ki artık bu susulanları
Şimdi kal birlikte tıkayalım bütün günahları insanların gözlerine, kulaklarına
Varsın onlar şiir desinler, deli saçmalığı desinler

 Murat Toluk


Sn.  Murat Toluk

Şiir her şeyden önce bir yapı ve ses meselesidir. Sonra imgelem, gösterge ve anlamın kullanılış biçimi ile bu yapı ve ses derinleşir. Yazdığınız metne şiir diyebilmemiz için gerekli hususiyetler olmadığı gibi yeterli nedenlerimiz de yok. Bunlar pekala nesrin de cümleleri olabilirdi. Bu sebeple şiir ve diğer türler arasındaki farkı kavrayıncaya kadar şiir yazmamanızda yarar görüyoruz.

Halit Ayarcı
İZDİHAM

İzdiham'ın 37. sayısında Rainer Maria Rilke'nin vasiyetnamesi Sema Peltek'in çevirisiyle Tükçe'de ilk kez İzdiham'da yayımlanıyor. Müslüm Gürses’i kapağına taşıyan İzdiham Dergi’nin Ekim-Kasım sayısı; Meltem Gülname Kaynar’ın hazırladığı İzdiham Maarif Takvimi’yle başlıyor. Rilke’nin Vasiyetnamesi ilk kez Sema Peltek'in çevirisiyle Türkçe yayımlanırken Gökhan Özcan’ın kendine has bir tarzda yazdığı yazısıyla devam eden bu sayıda Gerard de Merval’in morg kaydına yer veriliyor. Erhan Tuncer köşesinde Yeşilçam Şiirlerinden oluşan bir yazı dizisine başlarken; birbirinden farklı üsluplarıyla dikkat çeken ve bu sayıda yer alan yazarlar: Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Faruk Aksoy, Furkan Güngör, Güray Süngü, Hakan Göksel, İbrahim Varelci, Melda Zirek, Muhammed Güleroğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Seda Nur Bilici, Talip Kurşun, Tuğba Karademir, Turan Karataş, Yasin Kara. Şiirleriyle: Bülent Parlak, Abdülhamit Güler, yer alırken; öyküleriyle: Arzu Özdemir, Emine Şimşek, Zeynep Kahraman Füzün; masalıyla: Meryem Ermeydan yer alıyor. Filmler ve Replikler köşesini Berat Karataş hazırladı. Etibar Hesenzade Şehriyar'ın biyografisini yazdığı, Arzu Özdemir'in de bir şiirini çevirdiği dergide: Enes Aras, Mercedes Kadir’i; Ferhat Toka, Cahit Zarifoğlu’nu; Özer Turan, Bakunin’i; Yunus Meşe, Kadı Burhanettin’i anlatıyor. Röportajlarda; Beyazıt Bestami dolarla, Hacı Ahmed Eriş oto tamircileriyle, Mustafa Toprak Ahmet Hamdi Tanpınar ile konuştu. izdiham dergisinin 37. sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.    

Bir Cevap Yazın