Hakkı İnanç, Kaçak

Köpeği etinden et koparılmış gibi havlayınca, Mümtaz Bey yatağından nasıl fırladığını bilemedi. Perdeyi sıyırdı. Bahçede üç katlı bir apartman. Pencereyi açtı. Gözlerini ovaladı. Hâlâ oradaydı. Kulübenin yanında. Derken, apartmandan bigudili bir kafa tomurcuklandı: “Bu ne gürültü!” Terliğiyle köpeği avladıktan sonra, bir gemiyle göz göze geldi kadın: “Akşam o kadar kuru yemeyeydim iyiydi.”
Polisler olaya hiçbir anlam veremedi. Mümtaz Bey sağa sola ürüyüp duruyordu. Apartman sakinleri ise kenar mahalleden Boğaz’a taşınmanın mutluluğuyla yeni muhitlerini keşfe çıkmışlardı.

“Evet, amirim. Sabaha karşı aniden bitivermiş. Bilmiyoruz amirim. Üç katlı. Gri bir bina. Sol yanında büyükçe bir kalp var. Hayır, bir şey yazmıyor. Kırmızı. Boya hâlâ taze; kokuyor.”

***
Babamın horultusu evi tutmuş. Parkamı sırtıma taktım. Portmantodaki vazoyu son anda yakaladım. Malzememi aldım. Kapıyı yavaşça kapadım.

Ay tepede donmuş. Ayaklarım botlarımın içinde gıcırdıyor. Kediler çöplerin karnını deşmiş, kimsesiz portakal kabukları sokağa dağılmış. Nebahat portakal soyuyor. Bir dilim koparıyor. Dudaklarıma koyuyor. “Tatlı mı?” Kabukları sobaya atıyor. Mutluluk işte böyle kokuyor. Havadaki kömür genzimi yakıyor. Atkımı doladım. Yün. Naftalin. Kovanın sapı parmağımı kesti. Öbür elime aldım. Nebahat sabah bu sokaktan geçer. Saçının örgüsü sırtını döver. Pabuçları gözleri gibi ışır. Kedilerden hızlı gider. Evlere baktım. Hepsi yazılmış. Bakkalın kepengi. Elektrik direği. Köpeklerin üzeri. “Benim de sende gönlüm var, Kemal. Defterinin ucundaki kıvrıkları düzeltirken izliyorum seni. Bahçede gol atarken. En çok da camda saçlarını tararken. Yüzünde o an’a has bir ifade. Çocuk, desen değil. Adam, desen değil.” Gölgem uzadı, kısaldı. Bir sokak lambası göz kırptı yüzüme. Durdum. Gösterdiği duvara baktım. Fırçama davrandım.

Farları görünce tavşan gibi kaldım. Gür bıyıklı bir polis indi. Diğeri arabada bekledi. “Bırak elindekini!” dedi Bıyık. Bıraktım. Bir cesede bakar gibi baktı duvara. “Kendi evinin duvarına da sıçıyor musun, it!” dedi.  Bir kalpten kim, neden bu kadar korkardı? Karşı gelmedim. Kolumu burkmasına. Saçımı çekmesine. “Pis komünist!” dedi. Oysa ben daha çok âşıktım. Bileğime kelepçe astı. Kafamı arabanın kapısına çarptı. Direksiyondaki polis “Ne istiyorsunuz siz bu devletten?” diye sordu. “Sopa!” dedi Bıyık. Arkama döndüm. Apartmanla bakıştık. “Git buradan!” dedim.

Hakkı İnanç
İZDİHAM

“Biz yazılıya çalışmıştık, hayat bizi sözlü yaptı.” İzdiham Dergisi’nin 30 sayısı müthiş bir içerikle okuyucusunun karşısına çıkıyor. Edebiyat dünyasında yeni bir çığır açan İzdiham’ı mutlaka okuyun. İçeriği ile göz kamaştıran İzdiham’ın 30. Sayısı okuyucusuna anlamı büyük, yıllarca saklanacak bir hediye de veriyor. Herkes, herkesle gerçekten selamlaşsın diye. İzdiham Dergisi'nin 30. Sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın