Hakan Günday, 9.32

09:33

ADAM: Günaydın! Bugün size ben bakacağım.

ŞEHİR: Günaydın da. Yarım saat geç kaldın.

ADAM: Biliyorum! Gerçekten, çok özür dilerim! Sıranın bana geldiğinden daha dün akşam haberim oldu. O kadar heyecanlandım ki bütün gece yatakta döndüm durdum, hiç uyuyamadım. Sabaha karşı sızıp kalmışım. Sonra bir baktım, saat.

ŞEHİR: Neyse, tamam! Evet, şu an saat 9 buçuk olduğuna o göre, öğle tatiline kadar üç saatin var. Öğleden sonra mesai ir bir buçukta başlıyor. Akşam beşte de kapanıyorum.

ADAM: Biliyorum, söylediler.

ŞEHİR: İyi!

ADAM: Nasıl yapıyoruz peki? Ben şimdi burada böyle duracağım herhalde, değil mi?

ŞEHİR: Evet. Yanaş pencereye. Bir adım daha at.

ADAM: Böyle iyi mi?

ŞEHİR: Tamam. Dur orada.

ADAM: Bir şey soracağım.

ŞEHİR: Ne?

ADAM: Bir tavsiyeniz var mı? Özellikle bakmamı istediğiniz bir yer.

ŞEHİR: Nereye istersen bak. Duracağız işte böyle karşılıklı.

ADAM: Anladım. Ben şey sanıyordum da.

ŞEHİR: Ne sanıyordun?

ADAM: Ne bileyim. Başka şeyler de yapmak gerekiyor diye düşünmüştüm.

ŞEHİR: Ne gibi?

ADAM: Mesela. Pencereyi açıyor muyuz mesela?

ŞEHİR: Yok. Bir sürü atlayıp intihar eden oldu. Yasak artık.

ADAM: Anladım. O zaman şey yapalım. Ben size biraz kendimden bahsedeyim.

ŞEHİR: Gerek yok. Biliyorum ben kim olduğunu.

ADAM: İyi de insanlar ne yapıyor bütün gün burada? Vatan borcudur diye geldik! Böyle boş boş ayakta mı dikileceğiz?

ŞEHİR: Bende meraklısı değilim! Öğle tatilinden sonra gelme istersen. Ayarlarım ben yani. Söylemem kimseye.

ADAM: Olur mu canım öyle! Neyse ne! Madem durup böyle bakılacak, bakarız biz de.

10:43

ADAM: Bir şey söyleyebilir miyim?

ŞEHİR: Yine ne var?

ADAM: Benim aslında seninle hiçbir ilgim yok, biliyor musun?

ŞEHİR: Nasıl ligin yok? Sen bende yaşamıyor musun?

ADAM: Yaşıyorum da. Yani ne bileyim, bana hiçbir şey ifade etmiyorsun. Arada böyle soran falan oluyor: Şehrin en çok neresini beğeniyorsun, nereleri seviyorsun, sürekli gittiğin bir yerleri var mı falan diye.

ŞEHİR: Eee?

ADAM: Eesi ben ini için öyle yerler yok işte. Yani ha sende yaşamışım ha başka bir şehirde. Ne bileyim, çünkü senin sevilecek bir tarafın pek de yok aslında, farkında mısın? Heyula gibi bir şeysin! Sana göçen her insanla yeni bir şey olup çıkıyorsun! Kişiliğin yok bir kere! Her gelen değiştiriyor seni. Ama mesela bazı şehirler hiç öyle değil.

ŞEHİR: E siktir git o şehirlerde yaşa o zaman!

ADAM: Terbiyesizleşme hemen! Konuşuyoruz işte şurada.

ŞEHİR: Kusura bakma. Aslında haklısın. Hatırlıyorum da, sen gelince de değişmiştim.

ADAM: Ciddi misin?

ŞEHİR: Tabii!

ADAM: Nasıl değişmiştin mesela?

ŞEHİR: İyice hıyarlaşmıştım mesela!

13:30

ŞEHİR: Yemeğe gitmedin mi?

ADAM: Yok, bekledim burada.

ŞEHİR: İyi, açıyorum perdeyi.

ADAM: Aç bakalım.

ŞEHİR: Niye gidip yemedin bir şeyler, hem dinlenirdin biraz.

ADAM: Söylediklerini düşündüm. Özellikle de o hıyarlaşma meselesini.

ŞEHİR: Boş ver. Takma kafana.

ADAM: Gerçekten de sana ilk geldiğimde tam bir aptaldım galiba. Ne hayallerim vardı. Ne rüyalar! Çok salakmışım!

ŞEHİR: Evet. Ama inan bana, bu konuda yalnız değilsin. Zaten bana hayali olmadan göçen olmaz ki! Bu iş böyledir yani. En nihayetinde insanlar bana hayalleriyle gelir ben de o hayalleri yerim. Yoksa nasıl ayakta kalacağım?

ADAM: Doğru, sen de haklısın. Peki sana bir şey soracağım: Hiç kasaba falan olmak istemedin mi? Ya da ne bileyim, şöyle dere kenarında bir köy?

ŞEHİR: Bazen istiyorum aslında. Ama sonra, diyorum, artık çok geç, asırlar içinde leş gibi bir şey oldun! Senden ne köy olur ne kasaba.

ADAM: Öyle deme. Senin için hala şiir yazan, beste yapan insanlar var!

ŞEHİR: Parazitler, diyelim.

14:47

ŞEHİR: Şafak kaç?

ADAM: Bir şey kalmadı, iki saat sonra bitiyor işte.

ŞEHİR: Yoruldun mu?

ADAM: Yok. Askerde daha beterini tuttum ben böyle nöbetlerin.

ŞEHİR: Bir şey görebildin mi bari?

ADAM: Ne gibi?

ŞEHİR: Kaç saattir bakıyorsun, bir şeyler görmeye başlamadın mı?

ADAM: Yoo. Ne bileyim, sensin işte. Otel odalarındaki boktan fotoğraflarından pek bir farkın yok. Her zamanki manzaran.

ŞEHİR: Sağ ol be! Ne yapacağız o zaman biz böyle? Sen beni sevmiyorsun, ben seni sevmiyorum.

ADAM: Ne bileyim.

ŞEHİR: Paran var mı?

ADAM: Niye?

ŞEHİR: Pencereyi açabilirim.

ADAM: Hani yasaktı?

ŞEHİR: Sen at şöyle üç beş bir şey. Hallederiz. Kimsenin haberi olmaz.

ADAM: İyi, aç hadi. Nereye koyayım parayı.

ŞEHİR: At pencereden aşağı. Dur, açıyorum.

ADAM: Atıyorum bak, yeter mi bu kadar?

ŞEHİR: Bu defalık yetsin bakalım. Sen de gitmek ister misin?

ADAM: Nereye?

ŞEHİR: Paranın peşinden.

ADAM: Nasıl yani? Atlamak istiyor muyum, onu mu soruyorsun?

ŞEHİR: Yok yani, sordum sadece.

16:49

ADAM: Şu köprü daha önce var mıydı?

ŞEHİR: Hangisi?

ADAM: Hani şu iki ucunda heykeller olan? Hiç görmemiştim daha önce. Fark etmemişim.

ŞEHİR: Normaldir, çünkü onu şimdi sen hayal ettin… Bir saniye öncesine kadar öyle bir köprü yoktu.

ADAM: Gerçekten mi?

ŞEHİR: Yok be şaka söylüyorum, kaç yıldır duruyor o köprü orada!

16:58

ŞEHİR: Hadi bakalım, geçmiş olsun!

ADAM: Daha iki dakika var.

ŞEHİR: Ne yapacaksın çıkınca? Var mı bir planın?

ADAM: Bilmem. Hayatıma dönüp yaşayacağım işte.

ŞEHİR: Sabahtan beri buradasın, bana bakıyorsun! Hiç mi bir şey değişmedi düşüncelerinde?

ADAM: Aslında bir şey oldu galiba.

ŞEHİR: Ne oldu?

ADAM: Medeniyet.

ŞEHİR: Efendim?

ADAM: Sokaklarından tutup seni ısırsam, kültür diye ses çıkar!

ŞEHİR: Ne dediğini anlamıyorum!

ADAM: Kapama pencereyi, atlayacağım!

ŞEHİR: Bak, bunu anladım işte.

ADAM: Bir şerh gibi düşeceğim bu şehre!

ŞEHİR: Bağırma! Adam gibi atla da düş kucağıma!

ADAM: Bir seri kurbanım ben burada! Başıma her şey gelir! Ve her şey sadece benim başıma gelir!

17:02

ŞEHİR: Ee ne oldu?

ADAM: Travma sonrası stres bozukluğu galiba. Hani askerlikten sonra olur ya. Tabii bu da bir vatan borcu olduğu için. Neredeyse atlıyordum ha! Neyse ama geçti şimdi.

ŞEHİR: Ulan ne çabuk oldu hepsi!

ADAM: Şehir hayattadır, normal.

ŞEHİR: Defol!

ADAM: Bilmukabele! Ama son bir şey söyleyeceğim!

ŞEHİR: Ne var! Ne?

ADAM: Hani en çok nereni sevdiğimi soruyorlar ya? Sonunda buldum galiba! Senin en çok inşaatlarını seviyorum aslında. Evet, duymayan kalmasın!

ŞEHİR: Bağırma!

ADAM: Kimse de bana bu soruyu bir daha sormasın: Ben bu şehrin ne köprülerini ne de saraylarını seviyorum! Ben en çok bu şehrin inşaatlarını seviyorum! Bir de hafriyatını! Bir de molozlarını! Bir de toprağına batan cam kırıklarını! Şimdi kapa pencereyi! Cereyan yapmasın!

ŞEHIR: Sen ne biç…

ADAM: Cevap verme! Daha hiçbir meydanında şöyle adam gibi bir inşaat heykeli yok! Onun bunun heykelini yeşerteceğine oranda buranda, en azından bir inşaat demiri heykelin olsun! Ya da ne bileyim, bir moloz heykeli! Ama şöyle dev gibi! Bir moloz piramidi!

ŞEHİR: Söyledin mi söyleyeceğini? Bitti mi?

ADAM: Bitti! Yıkıl şimdi karşımdan! Ya da dur! Gel beraber yıkılalım! Atla pencereden içeri, düş üstüme! Hadi! Üç deyince!

Hakan Günday
İZDİHAM
 
Kaynak: OT

İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: