Güven Adıgüzel, Kapitalizm ve Merhamet

          Güven Adıgüzel, Metropol Dervişliğinin zorluklarını bilerek yazdı. İşte etkili bir sol kroşe daha!

  Bir kırlangıcın kanı var ön camımızda / Sanayi devrimi çünkü kuşların ölümüdür” İsmail Kılıçarslan ‘Cinnet Modern’ adlı uzun şiirinin en can alıcı pasajında meselenin özündeki arızayı -biraz da şair duyarlılığıyla olsa gerek- yeterince sarsıcı bir şekilde göstermişti bize aslında. Kapitalizme vurulan bu neşterin duygusal şiddetinin yüksekliği, kuşların kalbinden insanlığımıza doğru sıçrayan kanlarla eşdeğerdir üstelik. Sanayi devrimi; kapital düzenin yerleşmesi, silah endüstrisinin gelişmesi ve modern sömürgeciliğin de doğuşudur aynı zamanda ve elbette kuşların ölümüdür. Kuşların, kadınların ve çocukların…

Çünkü kuşların ölümünü engelleyecek bir merhamete yer yoktur bu sistemin içinde. Tüm beşeri nizamların merhametsizliğin yoksunluğunda boğulduğunu/boğulacağını söylemek için kahin olmaya gerek yok sanırım. İçinden merhametin alındığı, çıkarıldığı her şey ‘vahşi’ olmaya mahkumdur. Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki; Kapitalizmin ‘vahşi’ ya da ‘az vahşi’ gibi türleri olamaz, Kapitalizm zaten özünde merhamet barındırmayan bir sistem olduğu için yani -doğası gereği- vahşidir. Hep daha fazla kazanmak ister. İhtiyaca göre değil, karlılığa göre arz eder. Dişlerinden / dişlilerinden kanlar sızan doyumsuz bir canavara benzer bu yüzden. Sistem, nakit akışına göre bir üretim felsefesini esas aldığı için, kalp sıcaklığının paranın sıcaklığı karşısındaki konumlandırılmasın ‘ebedi  mağlup’ olarak kanıksanması da kaçınılmaz olacaktır.

Kapitalizm, Marks tarafından -gölgesini satamayacağını anladığı an o ağacı kestiren- bir sistem olarak tanımlanmıştı. Marks’ın bu benzetmesi bir bakıma 21. yüzyılın da özeti gibidir. (Yeri gelmişken Müslümanlar için bir tabu olan Karl Marks’a da bir parantez açmakta fayda var. Müslüman düşünür Ahmet Özcan, Marks için; ‘’Modern kapitalist sistemin insan karşıtı doğasını sezerek, ona en iyi eleştirileri getiren kafadır’’ derken tam olarak bunu kastetmişti sanırım. Ona atfettiği ‘derin derviş’ ifadesi abartılı  bulunsa da, şu sözleriyle Marks’a karşı takip mesafemizi netleştirmiştir kanımca; ‘’İnsanın trajedisini kendine dert edinmiş, yaşanan zalim hayata karşı insani bir düzen hayal etmiş, insanın onurunu ve emeğini çalan güçlere karşı itiraz dili geliştirmiş bir ademoğludur. Marks’ı okumak, anlamak ve faydalanmak için Marksist veya solcu olmaya gerek yoktur’’ ‘Din afyondur’ mevzusuna hiç girmeyelim bile bence, o mesele çözülmüştü hatırladığım kadarıyla)

Modern çağın ekonomik parametreleri tüketim kültürü rüzgarı ve adeta bu para tapınaklarının sadık birer üyesi haline getirilmiş bireylerin mecburi hizmet sürelerinin bir türlü dolmaması gibi saiklerle işliyor artık. Kapital düzen, paranın gücüne gönüllü olarak biat ettirdiği -modern kölelerden oluşan- bu orduya fast-food bir anlayışla bakacaktır, elbette. Kapitalizm; merhametin ve kuşların ölümüdür. Doğa’nın, ormanların, ırmakların, ovaların, insanlığın, yeşillin, denizlerin, gökyüzünün, kalp sıcaklığının, içe dönmenin, insan ilişkilerinin ve ‘iyi sözün’ de tabi. Dünyanın son bir seçme şansının kaldığı ortada. Alpaka yününden yapılmış o meşhur kazağı, Amerika’ya başkaldıran sert inadı ve kısık gözlerinden saçılan devrim ateşiyle uzak diyarların kızıl topraklarından haykıran delikanlı Morales’in de dediği gibi; “Ya kapitalizm ölecek ya dünya ölecek’’ Yani ikisinin bir arada yaşama şansı hiç yok.

Yolda yürürken, uzaklara bakarken, gazete okurken veya etrafı izlerken her yandan teklifsizce üzerimize yağan reklamlar modern insana yapılan bir ‘etrafın sarıldı, teslim ol’ çağrısıdır aslında. Ellerimizi yavaşça başımızın üstüne doğru değil de cüzdanlarımıza doğru götürmemizi isteyen bu aşağılık kuşatmanın, köleleştirme operasyonu tamamlana kadar süreceğine şüphe yok. İnsanın, -içe dönmenin en iyi savuşturma biçimi olduğunu hatırlama ihtimali de- her zaman güzel ve ferahlatıcı bir dua olarak kalplerimizdeki yerini koruyacaktır.

Şunu peşinen söylemek gerekir ki; Müslümanlar son on yıldır problemli bir zihin kırılması yaşıyorlar. ‘Nasılsa bizimkiler iktidarda’ meselesi ‘muhafazakar’ adı verilen insanların büyük bir açmazı olarak ortada duruyor. Bu ameliyat sonrası masada kalma ihtimali de mevcut üstelik. Sözgelimi, hata payının bedeli kitlesel ölümler olan, toplu insan katliamları olan ve yaşam alanlarının geri dönülmez bir şekilde tahrip edilmesine yol açılması olan bir kapital sistem  projesi sayılabilecek Nükleer Santral meselesine karşı çıkanların ‘ülkenin gelişmesini istemeyenler’ olarak görülebilme şizofrenisi. Ya da insanlık onurunun altında bir asgari ücret belirlenmesinin hiç kimse tarafından zerre umursanmaması durumu ve  asıl mevzilerini terk ederek siyasete eklemlenen, ülkenin ekonomik-politik durumu birinci öncelikleri olmuş çeşitli tarikatların-cemaatlerin gittikçe daha da garipleşen anlayışları. ‘Nasılsa bizimkiler iktidarda’ ağır bir boşluk duygusu gibi.

Bizler büyük savaşlar, büyük işgaller çağında yaşadığımızı biliyoruz. Bu yüzden emperyalist güçlerin, yeni kapital düzenin hakimiyeti için saldırdıkları coğrafyalarda oluk oluk Müslüman kanı akıtması ve petrolün renginin Körfez savaşları-Irak’ın işgalinden bu yana kırmızıya dönmüş olması Bernard Shaw’ın ‘Kan kokusu almış bir köpekbalığından daha tehlikelisi petrol kokusu almış bir Amerikalıdır.. ‘ sözünü hatırlatıyor yine, yeniden bizlere. Ortadoğu’da şimdilik raconu zalimler kesiyor gibi gözükse de, Şuara-227’ye inanmanın da Müslüman’ın raconu olduğunu söylemek gerekir.

Merhamet birlikte acı çekmektir. Kapitalizmde merhamet yoktur. Kapitalizm kimsenin acısını paylaşmaz. Bir acıyı paylaşmak karlı bir iş değildir çünkü. Merhamet Allah’tan gelir, kapitalizme teslim olmamak bir yanıyla Hira’nın sessizliğine sığınmaktır…
Bir film sahnesi geldi gözümün önüne birden ve hızla akıp giden jenerikte hepimizin adını gördüm. ‘’Sen kaplanı yetiştir, besle. Sonra pençe atıyor diye kement at, ipe çek! Yazıktır kaplana, günahtır kaplana! Artık bütün mantık hesaplarımı kaybettim. Hem de öylesine kaybettim ki; Amerika’da bir cinayet işlense de, dünya çapında bir ses sorsa; “Katil kim?” “benim!” diye haykırabilirim! Soğuk kış geceleri, köprü altında yatan çıplakların vebali benim boynumda, gömleğimin yakasında… Ben ne yaptım? Uykuda, baygınlıkta, annemin karnında, babamın kanında hangi cinayeti işledim? Hangi mukaddesi kirlettim ki kendimi gelmiş gelecek bütün fenalıkların tek sorumlusu biliyorum? Dışımda ne arıyorlar? İçime doğru suçluyum ben! Birde kalkmış belki kendimden birine, ondan öbürüne geçer, bir merhamet yangını çıkar bütün ülkeyi sarar diye; tımarhanelik bir hayalin peşine düşmüş gidiyorum! Reis Beyefendi! Ceketim benimdir! Cep benim ceketime aittir. Eroin de o cebin malıdır. Ben suçluyum, bana acımayın Reis Beyefendi! Bana acımak merhamete haksızlık olur! ”

Not: Kapitalizm öldürür, dikkatli kullanınız.

 

Güven Adıgüzel

İZDİHAM

 

izdiham-26-sayi

İzdiham 26. Sayı

İzdiham dergisi 26. Sayısında hiçbir yerde bulamayacağınız çok özel çalışmalar yer alıyor. Edebiyatla gençleri ve hayatı birbirine dost yapan İzdiham’ın bu sayısında Gökhan Özcan, Ercan Kesal, Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Baki Ayhan T., Murat Kapkıner, Güray Süngü, Zeliha Yurdaer, Onur Bayrak, Dilek Kartal, Yağız Gönüler, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, İbrahim Varelci Süleyman Unutmaz, Ferhat Toka, Selman Urluca, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Özer Turan, Çağatay Hakan Gürkan, Seda Bilici, Feyza Özcan, Beyazıt Bestami, Halil Kurbetoğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Mustafa Toprak, Öner Buçukcu, Fahrettin Dede, Dinçer Ateş, Turgay Bakırtaş ve Bülent Parlak gibi nitelikli eserler veren edebiyatçılar ile genç ve umut vaad eden isimler yer alıyor. İzdiham Maarif Takvimi, Lügatlere Güncelleme, Bulgarlar Ne Okuyor? Adlı çalışmanın yanı sıra bir de taziye ilanı yer alıyor. Dengenizi Kaybettiniz, başınız sağolsun. İzdiham’ı bir solukta okunacak bir sayıyla karşınızda. İzdiham dergisinin 26. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: