Güven ADIGÜZEL; DİRİLİŞ; ERTUĞRUL İLK SEZON DEĞERLENDİRMESİ

 

 

Güven ADIGÜZEL; DİRİLİŞ; ERTUĞRUL İLK SEZON DEĞERLENDİRMESİ

 

 

 

                       TELEVİZYON GELDİ, KURULUŞ’A DAYANDI

              

Dizilerin akıbetlerinin evlerine ölçüm cihazı kondurulmuş iki bin kişilik çekirdek bir ailenin elinde olduğunu düşünürsek, televizyon sektöründe dönem dizisi yapmak gibi çok boyutlu bir risk’in altına girmek pek akıl karı bir iş değildir aslında. Hem maliyetler, hem de sürdürülebilir bir izleyici kitlesi oluşturmak gibi afiyet kaçırıcı mevzular -Türkiye özelinde- dönem işi yapılması fikrine peşinen soğuk bakılmasını sağlayan etmenlerdir. Sektörel bir sancıdır bu. Malumunuz; yapımcıların, rating numaraları çekmeden, tarihi utandırmadan, meselenin hakkını vererek dönem işi yapabildiği pek vaki değildir bu topraklarda, olsun.

Muhteşem Yüzyıl meselesine hiç girmeden ilerleyelim isterseniz; TRT’nin yakın dönemde ekranlara getirdiği Osmanlı/Kıyam isimli dizinin Türkan Şoray’a rağmen ‘olmamışlığı’ dönem dizilerini sevenler adına umut kırıcı bir gelişmeydi. Aslında 1988 yılında Tarık Buğra’nın aynı adlı eserinden uyarlanan, dehşetengiz oyuncu kadrosuyla efsane olan 12 bölümlük Kuruluş/Osmancık dizisi, en azından çerçeve ve ruh açısından TRT için iyi verilmiş erken bir sınav niteliğinde sayılabilirdi. Maalesef devamı gelmedi bu işlerin. Açılan kapıların rüzgârları da hep cılız kaldı.

Başta İlber Ortaylı olmak üzere birçok tarihçi, 19. Yüzyılı, bütün Osmanlı tarihinin en hareketli, en sancılı, en yorucu ve en uzun asrı olarak kabul ederek; geleceğimizi hazırlayan önemli olayların yaşandığı bu dönemi ‘’İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı’’olarak kodlarlar. 13. Yüzyıl da böyledir bence. Türkler için (doğal olarak Müslümanlar için de)  en uzun ve en zorlu yüzyıllardan biridir. Sancıları şöyle bir hatırlarsak; Haçlı Seferleri, Haşhaşilerin varlığı, Cengiz Han’ın tarih sahnesine çıkışı, Ayn Calut Muharebesi’nde Moğolların Baybars tarafından ilk kez durdurulması, İslam Halifesinin vahşi bir şekilde katledilmesi, İlhanlı hâkimiyeti, Yassı Çemen Savaşı, Kösedağ Savaşı, Selçuklu Devleti’nin fiilen yıkılışı, Ertuğrul Gazi’nin vefatı, Beylikler Dönemi ve Osmanlı’nın kuruluşu gibi derin mevzular hep aynı yüzyılda gerçekleşmiştir. Tabi Yunus’un doğumu, Mevlana’nın vuslatı gibi gönül dünyamızı titreten hadiseler de yine 13. Yüzyılın içinde vuku bulan olaylardır.

Okullarda okutulan tarih derslerinde mesele genellikle Osmanlıyla yani 14. Yüzyılla başlatılır. Oysa en uzun yüzyılın (13.) ayrıntılarında çok önemli şifreler, anahtarlar ve ibretler saklıdır; alan ve anlayanlar için. Zaten tarih başka hangi gerekçelerle var olabilir ki?

   ERTUĞRUL’UN HİKÂYESİ

Yapımcılığını Tekden Film’in üstlendiği, Metin Günay’ın yönettiği, senaryo ekibinin başında da Mehmet Bozdağ’ın bulunduğu, 10 Aralık 2014’te yayınlanan ilk bölümünden itibaren duygu dünyamıza dâhil olan Diriliş: Ertuğrul dizisi, kuruluş anlatıları çerçevesinde yine aynı yaraya yani 13. Yüzyıla dönerek doğru bir mevzi üzerinden ‘mesele’ye dâhil olmayı tercih etti. Böylelikle nokta atışı bir hamle yaparak varlığını anlamlandıran Diriliş: Ertuğrul, Kuruluş/Osmancık dizisinin kaldığı yerden devam ederek aynı rüyayı tabir etmeye talip olmuştur belki de, kim bilir?

17 Haziran 2015’te yayınlanan 26. bölümüyle sezon finali yaparak kısa bir mola alan dizi için, hem izleyiciler hem de eleştirmenler nezdinde yapılan ilk kritikler gayet olumluydu. Yüreklendirmenin ötesine geçen bir ‘olmuşluk’a övgüydü bu yorumlar. Hikâyenin akışı, dramatik yapı, kostümler, mekân-atmosfer, oyuncu performansları,dövüş sahneleri/genel koreografi ve bu tip prodüksiyonlarda kesinlikle üst düzeyde bir kalite tutturmanın şart olduğu ana müzik ve ara geçiş müzikleri oldukça başarılı bulunan unsurlar arasındaydı. Yönetmenle birlikte, görüntü yönetmeni ve kast sorumlusunu da ayrıca kutlamak gerekir.

Dizinin meselesine eğilecek olursak;  hikâye Kayı obasında 1225 yılından başlatılıyor ve en iyi ihtimalle Ertuğrul Gazi’nin ölümüyle (1281) sona erdirilecek. 60 yıllık -ayrıntılarına pek de vakıf olmadığımız- önemli bir dönemin işleneceği düşünülürse, senaristlerin işinin hem çok kolay, hem de çok zor olduğu ortada. Şüphesiz bu bir belgesel anlatısı değil ama tarihselliğe ana hatlarıyla sadık kalmaya da -misyonu itibariyle-mecbur bir hikâye. Zaten Ertuğrul Gazi’nin, Osmanlı’nın kuruluşundan yaklaşık 1 asır önce, ‘Daire-i Nu’maniye Fi’d Devlet’il Osmaniye’ adlı eseri yazan ve 1240 yılında dünyasını değiştiren Muhyiddin İbn’l Arabi’yle herhangi bir şeyh-mürit ilişkisi olmamasına rağmen, Şeyh-i Ekber’in diziye manevi korucuyu olarak dâhil edilmesinin anlamı, hikâye arayışından başka bir şey değildir. (1206 doğumlu büyük arif, Osmanlı’nın fikir babası Şeyh Edebali tarihselliğe daha uygun bir isim aslında) Halime Hatun’un, tarihi bir gerçekliği olmasa da Selçuklu soyundan gelerek Osmanlı-Selçuklu evliliğininhikâyeye dâhil edilmesini sağlaması da yine böyle bir referansın/arayışın güzelliğiyle ilgili bir durumun resmidir. Bu kısımları yani hikâye arayışını yadırgadığımı söyleyemem.Rüyayı görenin bu kadarına hakkı vardır çünkü.

Uluslararası Moğol sanatçı Gammat’ın illüstrasyon çizimleriyle oluşturulan hikayenin ana evreni bir kuruluş anlatısını resmederken, tali merkeze ise Kayıların rüyasını esas alan manevi/koruyucu bir ruh’un taşındığını görülüyor. Diriliş Ertuğrul, bu noktada tarihi referansları tek gerçek olarak benimsemekten ziyade, senaryosunu rüya ve hikâye bahsiyle boyutlandırmayı tercih ediyor. Bamsı Beyrek gibi hayali bir mit kahramanının Kayı Obası’nda Alp olarak yer alması gibi tercihler bu duruma örnek gösterilebilir.

    KAYILARIN RÜYASI

   3 sezon olarak tasarlanan ve 2017 Temmuz’da sinema filmi olarak izleyeceğimiz final bölümüyle sona erecek bu kuruluş anlatısının, aynı ekiple, Osmanlı Devleti’nin başlangıç dönemine ait bir hikâyeyle yola devam etmesi muhtemel görünüyor. Zaten dizinin kendi izleyici kitlesini oluşturmakta gayet başarılı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu sebeple şartlar olgunlaşır, TRT de devam kararı alırsa, Kayıların yeni rüyalarına tanıklıketmemiz olası bir güzellik gibi görünüyor. Bu türdeki büyük prodüksiyonların kendilerine televizyon ekranlarında ‘yaşam alanı’ bulmalarının, Türk sineması adına da olumlu kazanımlar doğuracağı ve sektörün önünün açılacağı muhakkak. ‘Çaldıran Savaşı’ ve‘Ankara Savaşı’ gibi sinematografik meydan muharebelerini beyaz perdeye aktarılabilmenin ihtimali bile tek başına çok kıymetli. Gişede hayal kırıklığı yaratanKaraoğlan ve şu son ‘Kara Murat’ faciasından sonra artık bu işlerin bittiğini düşünmüştüm ki Diriliş bu umudu yeniden tazelememize güzel bir vesile oldu.

3 sezonun şematik kurgusu, genel anlamda; ilk sezon tapınakçılarla mücadele, ikinci sezon Moğollarla savaş ve üçüncü/son sezon Ertuğrul Gazi’nin ölümü/Osmanlı’nın kuruluşu şeklinde planlanmış olmalı. Dizi başlamadan önce mücadele edilecek cepheler arasında Haşhaşiler’in de adı geçiyordu. 1256 yılında  Hasan Sabbah’ın son varislerinden Rükneddin Hür Şah’ın teslim olduğu ve acımasız Moğol imparatoru Hülagû Han’ın -kalenin bulunduğu dağın alt kısmına açtırdığı tünellere petrol ve barut doldurmak marifetiyle- zeka dolu bir hamleyle patlatarak yok ettiği son Haşhaşi kalesiAlamut’un da yıkıldığı düşünülürse, bu ihtimal (Haşhaşilerle mücadele) ortadan kalkmış da olabilir. Hatırlayacağınız üzere; hikâye 1225 yılında Kayı obasında başlatılmıştı. Süleyman Şah’ın Fırat’ta boğulması (sezon finali) 1227 yılına denk geliyor, yani ilk sezonun 2-3 yıllık bir tarihsel ilerlemeyle yol aldığı düşünülebilir. Bu tarihselliğin ‘ana omurga’ya hangi derecede yedirileceğine elbette senaristler karar verecek. Bu noktada diğer bir görüş, ikinci sezonda tapınakçılarla ruh akrabalığı bulunan derin ezoterik teşkilat Haşhaşiler’in yer alma ihtimalinin teknik olarak mümkün olduğu yönünde, tabi ana eksen ve çatı Moğollar üzerine kurulacaktır. İkinci sezonun ilk bölümünün nerede ve hangi tarihte başlatılacağı mevzusu, varsayımlarımızın cevabını büyük ölçüde verecektir şüphesiz, bu tipteki tarihi senaryolarda, bazı yılları atlayarak ilerlemek de sık karşılaştığımız bir metot çünkü. Moğol merkezli bir senaryo çatısı kurulursa, bu, 2. sezonda Hülagü Han ile Abakay Han/Baycu Noyan isimlerini çok sık duyacağız demektir. Moğolların ana eksen’e alınacağı ikinci sezon gerçekten heyecan verici olacağa benziyor. Umarım bizi yanıltmazlar.

DİRİLİŞ’İN ŞİFRELERİ

   26 bölüm süren ilk sezonun temposunu belirleyen faktörler arasında, Kurdoğlu’un şahsi iktidar hırsını ‘Oba’nın Geleceği’ gibi müphem ve öznel bir elbise üzerine giydirmesinin rolü gerçekten büyüktü. Hakan Vanlı’ın takdire şayan oyunculuğu unutulmazlar arasındaki yerini aldı. Kurdoğlu’un o ‘sinsi gülümsemesi’ Ragnar Lodbrok’un ‘deli gülümsemesi’yle rekabet edecek özgünlükteydi. Büyük role tırmanan Engin Altan Düzyatan’dan bir ‘Ertuğrul’ portresi çıkacağına ben de en başta pek inanmamıştım doğrusu ve hatalı bir oyuncu tercihi olduğunu düşünmüştüm. Rahmetli Ömer Lütfi Mete bir sohbetimiz sırasında daha önce ‘bundan oyuncu falan olmaz’ dediği Kenan İmirzalioğlu konusunda çok fena yanıldığını söylemişti. ‘Zengin, romantik, prens’ rollerine yakışır, değimiz Engin Altan’ın Ertuğrul Gazi’liği üzerinde hiç ama hiç sırıtmadı. Gittikçe rolüne daha sağlam basıyor ayrıca.

Diriliş’in ilk 7 bölümünde çalan tehlike çanlarıyla yoksa bu dizi de aşk merkezli sade suya tirit romantik bir hikâyeye evriliyor diye korktuğumuz lanetli durum’un başımıza gelmemesi sevindirici bir gelişmeydi. Ertuğrul Gazi-Halime Hatun aşkı dozunda, kararında, demini alarak, ana omurga’nın önüne geçmeden fonda kalarak ilerledi, şükür. Ancak Selcan Hatun karakterinin merkeze oturtularak kötü/habis/fetbaz kadın’ın kötücüllüğü üzerinden entrikalı bir hikâye kotarılmaya çalışılması açıkçası sıradan bir izleyici olarak beni diziden bir parça soğuttu. ‘Yedi Güzel Adam’ı da sırf bu sebeple, yaniKambur Emine karakterinin güzelim hikâyeyi ‘Şiirli Asmalı Konak’a çevirmesi yüzünden izlemeyi bırakmıştım. Senaristlere böylesi (ihtiras, entrika, aşk, kötülük) çok daha kolay geliyor anladığım kadarıyla ama bunun yanlış bir tercih olduğu kanısındayım. Öyle bir derdimiz olsa, zaten gider her akşam Fox T.V dizileri izleriz. Aynı dili konuştuğumuz birilerini de aramanın zahmetine hiç katlanmayız. Selcan Hatun karakterinin -sanki bir yerden uyarı gelmiş gibi- ani dönüşümüne bu sebeple çok sevindim, kötü kadın/entrikamerkezli bir senaryo kurgusuna bir daha hiç girişilmez umarım.

TELEVİZYON GELDİ, KURULUŞ’A DAYANDI

Her hafta 2,5 saatlik bir süreyi dolduracak kadar uzun ve hiçbir tarafı aksamayacak kadar kusursuz bir metin yazmak zor, bu periyod senaristleri yorar. Yurtdışındaki muadilleri yıllık; 50 dakika-12 bölüm üzerinden ilerlerken, bizdeki durum korkunç; 125 dakika – 35 bölüm. Sürdürülebilir bir heyecan oluşturmak ve 30 ana karakteri her birinin kendi kişisel özelliklerini atlamadan hikâyeye yerleştirebilmek güçlü bir matematik ve sezgi ister elbette. İyi bir ekip çalışıyor belli ki.  Bir ara not olarak; Mustafa Burak Doğu’nun senaryo ekibinden ayrılmasına üzüldüm, yazdığı pasajlar/diyaloglar dikkat çekiciydi.

Hemen şunu da söyleyelim; Diriliş Ertuğrul dizisinde inanılmaz derecede bir figürasyon zaafı göze çarpıyor. Süleyman Şah, obasında savaşmaya hazır 2.000 Alp’inin hazır bulunduğunu söylemesine rağmen, gerek savaş sonrası Oba’ya girişlerde, gerek Oba’dan ayrılışlarda, gerek de talimgâh alanında nedense en fazla 8-10 Alp görünüyor. Atların bağlı olduğu açık ahır kısmı ise sadece 3-4 attan müteşekkil durumda. Ana 4-5 karaktere kişiye özel eğitimli atların tahsis edildiği belli ama en azından 20-30 atlık bir Alp ahırı olması ve icraata/sefere gidilirken ana karakterlerin arkasında yer alacak bir atlı figürasyonun da görüntüyü zenginleştirmesi gerekir. Kayı obasının, at üstünde doğan bir milletin obası olduğunun anlaşılması için bu hamle şart, görüntü estetiği açısından da elbette. Figürasyon pozisyonundaki Alplerin sayısı acil olarak çoğaltılarak daha zengin bir görünüm yakalanmalıdır. Slow-motion yüklü cenk sahnelerinin dozu iyi ama büyük bir prodüksiyon hedefleniyorsa şayet, bahse konu bu eksiklikler de göz ardı edilmemelidir.

Aynı eksene paralel olarak, Kurdoğlu karakterinin 5 Alp’le darbe yapması, 26 bölümlük ilk sezonun en akıl almaz sahnesiydi. Büyük bir ‘gerçeklik’ hatası yapılarak, kapıda duran iki nöbetçiyi etkisiz hale getirmek suretiyle Obanın Beyini, Süleyman Şah’ı devirmek, ne akla, ne senaryo matematiğine, ne de tarihi gerçekliğe uygundu. Dizinin tarihi zekâsına gölge düşüren hatalardan biriydi bu akıl almaz durum. Kuşatma altındaki tapınakçıların kalesindeki gizemli tapınak şövalyelerinin siper almak yerine, hiçbir şey olmamış gibi çamurlu bahçede talim yapmaya devam etmeleri de benzer bir gerçeklik algısını kıran ‘kusurlu’ sahnelerden biriydi. Bu kısımlar/sahneler göz önünde bulundurularak bir parça daha özenli davranılabilmenin mümkün olabileceği kanısındayım. Dizideki her millet ve her dinden herkesin istinasız Türkçe konuşuyor olması inandırıcılığı öldürüyor ama bu mesele bizdeki sinema ve dizi sektöründe neredeyse bir gelenek halini almış durumda. Kurtlar Vadisi-Filistin filminde de Arap-İsrail-İngiliz karakterlerin tamamı Türkçe konuşuyordu. Bu topa çok girmek istemiyoruz galiba, anlaşılan pek bi zahmetli bir iş. (Titus’un Obaya gelip Deli Demir’le Türkçe konuştuktan sonra, yine Türkçe olarak ben dilinizi pek bilmiyorum demesi nasıl bir absürtlükdü -kimse görmedi mi, uyarmadı mı- onu da hiç anlamadım doğrusu)

BİR KURULUŞ VAR, BİZDEN İÇERİ

Diriliş Ertuğrul’daki başarılı kasttan; ses tonu ve görünüşüyle yönetmen Onur Ünlü’yü andıran ‘devlet ebed müddet’in temsilcisi Afşin Bey, karizma şelalesi baltalı alp Turgut, gözlerinden ışıltı akan İbnu’l Arabi ve ezelden Karadenizli Bamsı Beyrek en sevdiğim karakterler arasında yer alıyorlar. Cüneyt Arkın ve Süleyman Turan gibi tarihi filmlerin büyük yıldızlarını misafir oyuncu olarak Diriliş Ertuğrul’da görmek de heyecan verici olurdu aslında. Dizinin Asya ezgileriyle örülü şahane soundtrackinin neredeyse büyüleyici bir güzellikte olduğu söylenebilir. Müzikalite yükseklerde seyrediyor, önemli bir iş yapılmış gerçekten, kulaklarımızın pasını sildi attı.

Deli Demir’in anlattığı masal ve hikâyelerin; milli/kültürel yörüngeyi, İbnü’l Arabi’nin nakşettiği kıssa ve menkıbelerin ise; tasavvufi/manevi meseleleri işaret ediyor olmasına benim bir itirazım yok. Varsın, istikamet her daim Dede Korkut ve İbnü’l Arabi olsun.

2. sezona; Süleyman Şah, Kurdoğlu ve Titus gibi diziyi sürükleyen güçlü başkarakterler ile El-Aziz, Atabey, Nasır ve Ömer gibi ilgi çekici yan karakterlerden yoksun bir biçimde başlayacak olan Diriliş Ertuğrul’un, Moğollarla yapılacak mücadele heyecanı ve diziye katılacak yeni karakterlerle yoluna güçlü bir şekilde devam edeceği kanısındayım. Kayıların izlediği Ahlat-Karacadağ-Söğüt rotası ve Süleyman Şah’ın oğullarının Gündoğdu-Sungur ve Ertuğrul-Dündar olarak ikiye ayrılması, bu tarihi durumlar senaristler tarafından nasıl görülecek, merakla bekleyeceğiz. Ama daha şimdiden belli oldu ki; Serdar Gökhan’ı gerçekten çok özleyeceğiz. Dizide emeği geçen herkesi sıradan bir izleyici olarak can-ı gönülden kutlarım. Toy sizin, av bizim olsun.

 

  DİRİLİŞ ERTUĞRUL BİRİNCİ SEZON’UN EN GÜZEL 10 SAHNESİ

10-) 

09-) 

 

 

08-)

 

07-)

 

 

06-)

 

05-)

 

04-)

 

03-)

 

02-)

01-)

 

Bir de son olarak şu var;

 

 

izdiham-26-sayi

İzdiham 26. Sayı

İzdiham dergisi 26. Sayısında hiçbir yerde bulamayacağınız çok özel çalışmalar yer alıyor. Edebiyatla gençleri ve hayatı birbirine dost yapan İzdiham’ın bu sayısında Gökhan Özcan, Ercan Kesal, Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Baki Ayhan T., Murat Kapkıner, Güray Süngü, Zeliha Yurdaer, Onur Bayrak, Dilek Kartal, Yağız Gönüler, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, İbrahim Varelci Süleyman Unutmaz, Ferhat Toka, Selman Urluca, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Özer Turan, Çağatay Hakan Gürkan, Seda Bilici, Feyza Özcan, Beyazıt Bestami, Halil Kurbetoğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Mustafa Toprak, Öner Buçukcu, Fahrettin Dede, Dinçer Ateş, Turgay Bakırtaş ve Bülent Parlak gibi nitelikli eserler veren edebiyatçılar ile genç ve umut vaad eden isimler yer alıyor. İzdiham Maarif Takvimi, Lügatlere Güncelleme, Bulgarlar Ne Okuyor? Adlı çalışmanın yanı sıra bir de taziye ilanı yer alıyor. Dengenizi Kaybettiniz, başınız sağolsun. İzdiham’ı bir solukta okunacak bir sayıyla karşınızda. İzdiham dergisinin 26. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: