Güray Süngü, Aydın Nedir?

Aydın:

Aydın bir insan çeşididir. Ülkenin kara tarafında doğmuşları da vardır, deniz tarafında doğmuşları da vardır, ama akıl başa eriştikten sonra denize doğru meylettikleri söylenebilir. Yetişme çağında ebeveynlerinden sen bilirsin lafını pek çok duydukları için olsa gerek, otomatik olarak her bir şeyi bilir hale gelmişlerdir. Bilergeleri aşırı gelişmiştir. Bilerge, tıpkı duyarganın duyma ile olan alakası gibi, bilme ile alakalı bir organdır ve sadece aydınlarda bulunur.

Şiirden, romandan, sosyolojiden, siyasetten, badmington-badmidgon- neyse işte, balıktan, resimden, coğrafyadan, modadan, şaraptan, aşktan anlarlar. Gerçi en son okudukları şair kendilerinin doğumundan otuz yıl filan önce, en son okudukları romancı da kendilerinin doğumundan elli yıl önce ölmüş olabilir ama sorun değildir, onların beyinleri aşırı gelişmiş olduğundan okumalarına gerek yoktur. Bilmeleri yeterlidir.

Öte yandan Aydın ismi onlara aydınlıkla ilgileri nedeniyle verilmiştir. Aslında aydınlık değil de ışıkla ilgilidirler. Işık ampül ışığı kabilinden değildir. Nevinden değildir de denebilir çünkü Aydın ‘kabilinden’ kelimesini sevmez ama ‘nevinden’ kelimesini seviyor olabilir. Aslında onu da sevmiyor olabilir.

Aslında aydın pek bir şey sevmez. Yurttaş, ülkü gibi kelimeleri sevdiğini iddia eden tarihçiler olmuştur tarihte ama onlar tarihte kalmışlardır. Ayrıca Aydın’ın ışıkla olan ilişkisi dönemsel değil kalımsaldır. Aydın, kalımsal kelimesini önce icad edip, sonra seven insandır. Misal, ışıklı yollarda yürür, yürürken aydınlatır ve rahmetli olunca da -aydın rahmetli olmaz, uykuya dalar- ışıklar içinde uyur.

Aydının bir görevi vardır. Dünya perişandır ve insanlar cahildir. Aydının görevi perişan dünyayı kötülemek, insanların cahilliğiyle dalga geçmektir. İdealarında varolan itki batıya özgelenmiştir ki… (afedersiniz bir an aydınlanır gibi oldum da…)

Dünyada her şey bir şeye bakar. Misal afedersiniz öküz (afedersiniz diye öküze diyorum, zatı alilerini cümle içinde kullanacağımdan…) trene bakar; ayçiçeği güneşe bakar ki bir adı da günebakandır zaten; Aydın ise batıya bakar. Hatta tarihte kalmış bir takım tarihçilere göre, Aydın batıya baktığından ve doğu arkasında kaldığından çoğu aydının bıngıldağına güneş geçmiştir. Öte yandan bunu iddia eden tarihçiler Aydın’ı kıskanıyor olabilir.

Bundan mütevellit, Aydın için dünya ikiye ayrılır, yüce batı ve aşağılık diğerleri. Aydına göre bir batılı dünyaya bedeldir. Öte yandan dünyada çok batılı vardır, bu tez anlaşılmazdır, misal bir batılı ‘içinde batılı olmayan’ dünyaya mı bedeldir. Dünyanın içinde batılı varsa, bir batılı, içinde milyonlarca batılı olan bir dünyaya nasıl bedel olabilir. Saçmadır. Neyse. Aslında dünya batıdır zaten. Diğer yerler dünyaya eklemlenmiş kenedir. Olmasa da olur. Hatta olmuştur. Batı çalışmakta didinmektedir, teknoloji ve bilim üretmektedir, sanat ve spor üretmektedir ama geri kalan geri kalmış yerler -adı üstündedir, geri kalan yerler geri kalmışlardır- batının nimetlerini kıskançlık ve hasetle izlerken ona beddualar etmektedir. Aydın bu yüzden çok acı çeker. Üzülür.

Aydın ülkemizde genellikle köşelerde yaşar. Köşeler gazetelerde bulunur. Gazeteler kağıttandır. Kağıt ağaçtan elde edilir. Ağaç ise hem sözde hem özde tahtadır. Tahtanın konuyla alakası yoktur.

Aydınlar köşelerden başka tiyatro antrelerinde, sinema fuayelerinde, resim ve fotoğraf galerilerinde de yaşar. Sanatla uğraşıyor görünme çabaları yüzünden evrimsel olarak boyunlarında fular çıkmıştır. Fularsız aydınlar da vardır. Onlar henüz tam olmamışlardır.

Aydınlar ezberlenmiş repliklerde ustadırlar. Barış, demokrasi, çağdaş kelimelerini günde üç kere söylemezlerse nefes darlığı çekerler. İmza toplamaya bayılırlar. Yılda on bildiriye imza atmazlarsa vücutlarınla kara lekeler çıktığını söyleyen tarihçiler vardır. Kara leke dönüşüm habercisidir. Sakıncalıdır. Yerelliği ve yerliliği çağrıştırır. Yerlilik berbat bir şeydir Aydın için. Utanç vericidir.

En iyi yaptıkları iki şeyden birincisi varolanı görmezden gelmek; ikincisi olmayanı var kılıp göze sokmaktır. Darbe karşıtıdırlar. (darbe, bakınız ileriki sayılar) Ama bu karşıtlık darbenin yönüyle ilgilidir. Öteye darbeyi severler, beriye yapılan darbeye karşıdırlar. İnsanlar tarafından kadirleri kıymetleri bilinmediği zannıyla bazen bunalıma girerler. Bunalıma giren aydın dünya beni anlamıyor diyerekten bodrumda bar açma hayali kurar.

Aydınlar, konuşma ve yazma bilirler.

İnsanlar ile iletişimi bu şekilde sağlarlar.

Ama duyma bilmezler.

Bu sebeple iletişim hep yarım kalır.

 

 

 

 

Güray Süngü, *bu metin daha önce Hacamat dergisinde yayımlanmıştır.

İzdiham

 

 

 

 

 

İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: