Gökhan Özcan, Sende açılan yara bende kanıyor

Kendimi bildim bileli, seni de biliyorum. Kendimi ne kadar kendimden biliyorsam, o kadar senden biliyorum. Bir yerde durdum duralı, sen de yanımda duruyorsun. Belki de sen bir yerde duruyorsun, ben yanında duruyorum. Aslını sorarsan, hiç önemi yok bütün bunların. Biz yalnızca görüşüp bilişelim diye, tanışıp sevişelim diye ‘sen’ ve ‘ben’iz. İşin özünde sen ve ben değil, biziz.

Bir çok değiliz, biriz. Bir çok yankımız varsa da, aslında aynı gümrah ses, aynı avâzeyiz. Ben ne kadar çoksam sende, sen o kadar çoksun bende. Sen azıcık olmadığında bende, ne kadar az şey kalıyor varlığımdan geriye? Ve ben azıcık olmadığımda sende, ne kadar az şey kalıyor senden geriye? Bazen ikimiz aynı cümlenin öznesiyiz biz; bazen sen benim cümlemin öznesi, bazen ben seninkinin…

Asırlardır aynı aşk ve muhabbetle aynı kutlu fiilin ucundan tutmuyor muyuz? Aynı ağır yükü taşımıyor muyuz omuzlarımızda birlikte. Ben olmadan ifade edebiliyor musun tam olarak kendini? Ben edemem, edemiyorum, neden edeyim ki hem! Neden sensiz olayım ki ben! Neden bensiz olasın ki sen! Aynı topraklarda serpilip büyüdük seninle. Aynı kırların çiçeği olarak açtık. Aynı ulu çınarın dallarında yükseldik gökyüzüne. Aynı yataktan aktık birlikte ummana. Aynı güneşte ısıttık üşüyen ellerimizi. Aynı ayın ışığında yıkandık kederlerimizden. Aynı şeyin tarifiyiz biz, aynı yolun yolcusu, aynı türkünün nakaratı… Kardeşiz biz, yeryüzünün dinlediği en zengin, en güzel hikayelerden biriyiz, Allah’ın huzurunda kayıtlı aktimiz.

Madem bu böyle ve madem budur geçmiş asırların kalplerimize fısıldadığı kutlu hikaye; peki neden öksüzüz şimdi birbirimizden, neden yetimiz kardeşliğimizden? Neden bir içli sızıya dönüşüp kaldı kardeşliğimiz, neden derin sandıklara kilitlendi o güzel hatıralar, neden mahzunuz bu kadar birbirimize bakarken, neden bu kadar tedirginiz ve neden bu kadar çok öfke birikti birikti birikti içimizde bize karşı. Bize karşı, yani birbirimize… Ne zaman geriye doğru bir muhasebeye girişsek, bir ton suç, bir ton da suçlu çıkıyor ortaya. En iyisi hiç tartışmayalım; suçu ben en baştan üstüme alıyorum. Seni ihmal ettim sevgili kardeşim, hukukunu çiğnedim. Senin kelimelerinin duyulmaz kılındığı bir gökkubbenin, benim de içimi daraltacağını idrakimde tutamadım. Sana baktığımda kendimi görmeyi elden bıraktım. Senin canın yandığında acımaz oldu canım. Senin hukukun çiğnendiğinde kırılmaz oldu kolum kanadım.

Seni üşüten ayazdan üşümez oldum. Sen kıvılcımlandığında ben tutuşup yanmaz oldum. Irağına düştüm, gurbetine düştüm, ama hiç hasretine düşmez oldum. Neredeyse unuttum seni, seni sevmeyi, senle olmayı, sende olmayı, seni kendimde, canımda taşımayı, nereye gidersem yanımda götürmeyi. Şimdi yeniden el ele tutuşunca, yine iki deniz gibi kucaklaşınca, yine can cana kavuşunca, bak nasıl bir anda hükmünü kaybediveriyor aramızdaki mesafeler, kırılıveriyor soğuğu bütün akıl tutulmalarının, bilcümle hafıza kayıplarının. Öfke, içimizde tortulaşan o tonlarca öfke, bak nasıl bir anda eriyip gidiveriyor bahara durmuş karlı tepeler gibi. Bak nasıl dağılıp gidiveriyor, sanki her birimizi içten içe ele geçirmiş gibi görünen o kara bulutları nefretin. Kardeşiz çünkü biz. Yan yana yazılmış isimlerimiz Levh-i Mahfuz’da.

Başka bir şey olamayız, olamıyoruz. Başka bir manaya gelemeyiz, gelemiyoruz. Ne kadar birbirinin ırağında cümlelere koşsalar da bizi, ne kadar ayrılığa kursalar da gönül saatlerimizi, geliyor, gelecek mutlaka bütün o kahır cümlelerinin boşa çıkacağı bir hayırlı vakit ve hükmünü ilan edecek bütün kirli zembereklerin dağılacağı o saati vaktin sahibi. Kardeşim, canım, cânânım, seni en unuttuğum yerlerden başlayarak hatırlamaya başlamalıyım bir an önce ben. Ve sen, beni sevmeye başla yine en baştan. Tanışalım, birbirimize karışalım yeniden. Sen olarak, sen kalarak, bana senden güzellikler katarak gel yeniden yanımda ol, ki yanında durayım bütün kalbimle, bütün kardeşliğimle. Unutmayalım hayır olanları, örtmeyelim üstünü hayır açılmış yaraların. Sadece yeniden başlayalım bir yerden ve ilk işimiz de adaletle, sevgiyle, şefkatle sarmak olsun o yaraları. Çünkü senin yaraların aslında ne kadar benimse, benimkiler de o kadar senin!

Gökhan Özcan
İZDİHAM

 

 

 

 

İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: