Gökhan Özcan, Ah ki yarasızlıktır derdimiz!

Kavgayı ne için icat etmiştik, hatırlayan var mı?

Uzun zamandır her konuda sadece deliler gibi didişiyor ve kendimiz dışında herkesi insanlık dairesinin dışına atmaya çalışıyoruz. Bizi birbirimize benzeten neredeyse tek vasfımız artık bu!

Doğruluğu ve mertliği olmayanın sözü nedir, davası nedir, gayesi nedir, varacağı menzil neresidir?

Yeni medyatik paylaşım kültürü, derin acıların, can yıkıcı merakların, kalp sızılarının içimize işlemesinin önüne geçmek için paratoner malzemeler üretti. Duyarlılık esansına batırılmış klişe cümleler, güya vicdan kanatacak fotoğraflar, suçu birilerinin üstüne yıkacak haber başlıkları, özenle bünyeden uzakta tutulan gündelik trend topic yüklenmeleri… Tıkla, paylaş, ardına :(ekle ve kurtul, sonra bir altta sınırsız sorumsuz makaraya devam!

Birbirinin derdiyle dertlenemeyen, kendini bir diğerinin yerine koyamayan, bunu hiç denemeyen, kendi hikayesi dışında hiçbir hikayeyi anlamaya niyeti olmayan ve dolayısıyla kaskatı bir dünyanın içinde kaskatı bir insanlıkla yaşamaya mahkum olan tek kişilik sağır dünyaların sahipleri durmadan neyi kiminle paylaşıyorlar. Bu çılgın paylaşım müptelâlığının anlamı nedir?

“Ne çok acı var” dedi elindeki kitabı kapatarak biri. “Evet yaa, retweetle retweetle bitmiyor!” dedi diğeri.
“Ateş düştüğü yeri yakar” der ya eskiler, işte öyle… Biz, ‘ateş yine bize değil de başkasına düştü’nün örtülü sevincini paylaşıyoruz sanki daha çok kendi aramızda.

Yeni yaşama kültürü sürekli insanı yaralanmaktan alıkoyan bir zihin konforuna, bir insaf uyuşmasına, bir kalp kamaşmasına yatırım yapıyor. Bugün hayatı ve insanı özünden zedeleyen şey aslında biraz da bu. Yarası olmayan acıyı bilmez, sabırla pişmez, kemale yönelmez. Kendi ‘ah’ını bilmeyen başkasının feryadına kulak vermez.

Yaralanmayan yaralar. Canı acımayan can acıtır. Rahmeti bilmeyenin merhameti olmaz. Bakın etrafınıza, bunca yara bere içinde yarasızlıktır bizim asıl derdimiz!

Acıyı tecrübe edenler, paylaşmaya çok da müsait bir şey olmadığını bilirler. Acı öğrenmemiz içindir, insan olmamız içindir. Bir zaman içine girdiğimiz ve dışına çıkamadığımız bir şeydir. İçinde büyüdüğümüz, derinleştiğimiz, katmerlendiğimiz, renklendiğimiz, güzelleştiğimiz bir koza…

Gaye kelebek olmaksa, her koza bir çilehane…

“Yarelerim hoş görünür gözüme/ Bir derdim var bin dermana değişmem” diyor Şah İsmail Hatayî. Vah ki, yarasızlık derdinden muzdaribiz biz bugün!

Dert insana lazımdır, yara cana lazımdır.

Kendi kalbinin duvarına ucu küt kalemiyle, “Tevekkülün serinliğine ermek istiyorsan, sabır ateşinde pişmeye gönüllü olacaksın!” diye yazdı beyaz saçlı adam…

Kendini, yaralarıyla iyileştiren insanlar da var.

“Sanma ki derdinden kaçanın” dedi meczup “yolu dermana çıkar!”

Gökhan Özcan
İZDİHAM
“İzdiham, 31. Sayısında kapağı okuyucuları istediği şekilde tamamlasınlar diye manşeti siz atın dedi.” İzdiham Dergisi’nin 31 sayısı müthiş bir içerikle okuyucusunun karşısına çıkıyor. Edebiyat dünyasında yeni bir çığır açan İzdiham’ı mutlaka okuyun. İçeriği ile göz kamaştıran İzdiham’ın 30. Sayısı okuyucusuna anlamı büyük, yıllarca saklanacak bir hediye de veriyor. Herkes, herkesle gerçekten selamlaşsın diye.
İzdiham dergisinin 31. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın