Genç öykücü Aynur Dilber ile Yunus Meşe röportaj yaptı

izdiham.com  genç öykü yazarlarını konuşturmaya devam ediyor. Dergah ve Post öykü dergilerinde öyküleri yayımlanan Aynur Dilber’le konuştuk.

 

Yunus Meşe:Bize kendinizden kısaca bahseder misiniz?

Aynur Dilber: Merhaba.  Öncelikle, öncelikle diye başlamak hoş olmasa da bu benim ilk röportajım. Bir daha olur mu, bilmem. Size  çok teşekkür etmek istiyorum. Bu harika bir şey hiç kitabı olmayan, yazmaya yeni başlayan biri için. Gerçi teşekkür genelde sonda edilir. Mesleğim, yaşım vs  bahsetmek istemiyorum. Bu sorunun bu  kadar zor olacağını da tahmin etmezdim. Aslında kendimden hep uzun uzun bahsetmek istemişimdir. Kısaca bunu demiş olayım.

 

Yunus Meşe : Sizi yazmaya iten özel bir sebep var mı? Öykü yazmayı tercih etmenizin arkasında neler var?

Aynur Dilber:  Yazmaya başladığım zamanlarda hayatımın çok yolunda gittiğini söyleyemem. Ama artık hep de böyle olacağını, kendimi ve dünyayı olduğu gibi kabullenmem gerektiğine kendimi iknaya çabaladığımı çok net hatırlıyorum.  Kafesin içine girsin  istiyordum  kuş. Ve bir daha da kafasını uzatmasın  o aralıktan. O dönemde, bu ruh halleri içerisindeyken Güray Süngü’ nün yazı atölyesine katıldım. Asıl amacım bir yazarın soluduğu havayı solumaktı. Öte yandan yazma isteği de vardı tabiî ama beceremem gibi geliyordu. Yazdığım metnin beğenildiğini görünce hepsi birleşti ve ben yazmaya başladım. Aslında ben yazıyı nasip olarak görüyorum. Güray Süngü’yle tanışmam da nasipti. Kendisini çok seviyorum. Hiç kimse de onun yerini alamaz bende. Sayfalarca onu övebilirim. Onun beni görmesiyle başlayan bir süreç olduğunu düşünüyorum yazımın.

Özellikle öykü yazmamın  bir nedeni yok. Yazıya romanla başlayamayacağım için öyküyle başladım. Yazabilseydim şiir de yazmak isterdim.

 

 Yunus Meşe :Düzenli bir okuma ve yazma programınız var mı?

Aynur Dilber: Düzenli değil. Fakat elimden geldiğince okumaya gayret ediyorum. Bazen bu yüzden okumanın zevkinden mahrum kaldığım bile oluyor. Okuma bir ödeve dönüştüğünde tat vermiyor. Okumaya da yazıyla birlikte başladım diyebilirim. Okumak istediğim çok kitap var bu yüzden. Bunu bazen sadece onlar için istediğim de oluyor. Yazıldılar ve okunmayı bekliyorlar. Düzenli  bir yazma programım da yok. Fırsat buldukça, canım istedikçe yazıyorum. Genelde de canım istiyor. Ben de yazıyorum. Yazmayı seviyorum.

Yunus Meşe :Günümüz Edebiyatında öykü ciddi bir canlılık yaşıyor. Genç bir öykücü olarak bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aynur Dilber:  Yazanların daha çok olduğu bir Türkiye daha güzel bir Türkiye’ dir diye düşünüyorum. Daha çok öykü, daha çok roman, daha çok şiir  ve fakat nitelikli olması koşuluyla edebiyatımız için sevindirici olmalı. Ayrıca öykücü olabildim mi emin değilim.

 

Yunus Meşe :Bir öykünüzün hazırlık ve yazım sürecini bizimle paylaşır mısınız?

Aynur Dilber: Öncelikle fark ettiğim, sezdiğim, gördüğüm  bir şey olmalı. Ya da tamamen kafamın içinde kurguladığım bir düşünce. Hemen bu fikri, yakaladığım o hissi yazarsam ortaya daha iyi sonuçlar çıkıyor. Not alıp  daha sonra yazarım dediklerimi yazmaya kalkıştığımda sanki büyüsü kaçmış oluyor, yazma isteği duyamıyorum.  Yani ben elime kalem aldığım zaman öykü yazmaya başlıyorum. Öncesinde şurada şu olacak, şurada da şu olsun yapamıyorum. Ve kalemi bırakınca o yazı tamamlanmış oluyor. Elbette dönüp dönüp okuyorum. Bazı şeyleri çıkartıyorum, ekliyorum ama tüm bunlar bir hafta falan sürer. Aylara yayılan bir öykü çalışmam yok. Öyle yazmak çok isterdim. Denedim de. Ama ilk yazdığımdan pek de farkı olmadı.

 

Yunus Meşe: Günümüzün, genelde Edebiyat; Özelde Öykü dergiciliği hakkında neler düşündüğünüzü öğrenebilir miyiz?

Aynur Dilber: Bence iyi. Kötü dergiler de var. Ama isteyen istediğini bulabiliyor.

 

Yunus Meşe: Öykü mü? Hikâye mi? Neden?

Aynur Dilber: Benim için öykü  de hikâye de bir. Ama bir olmadığını biliyorum. Beni daha çok yazının kendisi ilgilendiriyor. Öykü ya da hikâye denmesi fark etmiyor şu anda.

 

Yunus Meşe : Sizi biraz daha tanımak istiyoruz. Kısa sorularla devam edelim

 Bir kelime?

Neden

 

Bir müzisyen?

Chopin

 

Bir Müzik? 

Chopin, spring waltz

 

Bir film?

Ulis’in Bakışı

 

Bir ülke?

Simeranya

 

Bir şehir?

Trabzon

 

Bir zaman dilimi?

Annemin karnındayken

 

(Kullanıyorsanız) bir sigara markası?

Kullanmıyorum ama kullanmak istiyorum. istemek içmekten güzel. içtim birkaç kez. Çok kötü kokuyor.

 

İmkân verilse olmak istediğiniz bir öykü karakteri?

Şöyle dertlerinden, kederlerinden arınmış  bir öykü  karakteri varsa olayım. Ama yok.

 

Kıskandığınız bir öykü yazarı?

Handan Acar Yıldız

 

Kıskandığınız, “keşke ben yazsaydım” dediğiniz bir öykü?

Çok var. Hatta geçenlerde Post Öykü’ de Hasan Şentürk’ün Küstüm Çiçeği adlı öyküsü için böyle bir tivit atmıştım keşke ben yazsaydım diye. Post Öykü’nün son sayısındaki tüm öyküler için mesela aynı şeyi diyebilirim.

 

Son olarak varsa herkes görsün, okusun istediğiniz.

Üç kitap?

 

Son okuduklarımdan mesela.

Ağır Boşluk, Hepimizden Korkuyorum, Mehmet’ i Sakatlayan Serçe Parmağı

 

Üç öykü?

Müzik Hocası, Şule Gürbüz

Bir tane olsun. Üç öykü eder zaten.

 

 

 

 

 Yunus Meşe konuştu

İZDİHAM

 

 

 

 

 

İzdiham Dergisinin 29. sayısı çıktı.  İzdiham 29. Sayısını hiçbir şey için okumayacaksanız bile 00.05.1965 tarihinde Elazığ Akıl Hastanesi’nde yatan Urfalı bir hastanın Allah’a yazdığı mektup için okuyun!   İzdiham 29. sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın