Furkan Çalışkan, Rubicon Yazıları

 ‘’gerçek, bende nefes darlığı yapıyor’’

E.M.CİORAN

Altı ay önce gitar elinde iğreti dururdu. Şarkıları ağlatamazdı. Eğer şarkılar ağlamazsa, pamuk tarlasında bir zenci, dilsiz şeytan olurdu. Eğer şarkılar ağlamazsa, gırtlaklarda harfler büyümezdi. Altı ay önce küçük siyah bir noktaydı. Sonra ortadan kayboldu…

Altı ay sonra geri döndüğünde, inanılmaz bir gitar tekniğine sahipti. Yıllar sonra Rolling Stones’un efsanevi gitaristi Keith Richards onun için şöyle diyecekti ‘’ ilk duyduğumda iki farklı gitarın çaldığını sanmıştım, ancak uzun zaman sonra gitarı tek başına çaldığını anladım’’. Altı ay sonra geri döndüğünde, vecd halinde idi. Misisipinin köhne barlarında, o tuhaf ritmi ve melodisi, dua etmek ve kusmak arasında gidip geliyordu. Blues’un karanlık çocuğu oldu. Parmakları tellerin üstünde, verem mertebesinde bir ibadeti yerine getiriyordu…

Onun için ruhunu şeytana sattı dediler. Dörtyol ağzında durup, şeytanla pazarlığa girdiğini ve şeytanın onun gitarını çaldığı efsanesi yayıldı. Me and Devil ve Hellhounds on my trail gibi şarkıları da bu efsaneyi besledi. Modern bir Faust hikâyesi olarak bugüne 42 kayıt ve 29 beste ile geldi. Onun adı Robert Johnsondı…

Biliyorum modern zihinleriniz hikâyenin rasyonalitesine takıldı. Aslında o altı ay içerisinde ne oldu? Nasıl oldu da gitarı doğru düzgün tutamayan bu çiftlik zencisi, birden ortaya hiç görülmemiş bir stil ile çıkabildi?  Olan biten şudur efendim; Robert kendilerini terk eden babasını bulmak için bir yolculuğa çıkar ve bu yolculuk sırasında, günümüze hiçbir kaydı ulaşamamış, yerel bir blues ustası olan İke Zinneman ile tanışır, böylece gitar çalmayı Robert’e İke öğretir. En önemli bestelerini de bu dönemde yapar. Robert’in şeytanı İke olmuştur. Babasını bulup bulamadığını ise bilemiyoruz. Peki, o halde, gerçeklerle yetinecek kadar Viyanalı olmayalım. Şu şeytan ve müzik olayına geri dönelim. Bakalım Milorad Paviç bize bir şeyler söyleyecek mi?

Parmak Basış: Müzikte, bir enstrümanda bir melodinin çıkartılması için parmakların en uygun biçimde kullanılması ifade eden bir terim.

Şeytan Parmak Basışı: ‘’Şeytan Parmak Basışı’’’nın Mağripliler tarafından kullanılan bir İspanyol versiyonu vardır. Yalnızca on birinci parmağın nasıl kullanıldığının gösterildiği gitara uyarlanmış hali korunmuştur. Bir efsaneye göre şeytan çalmak için on parmağını ve kuyruğunu kullanırdı. ( Hazar Sözlüğü)

Robert’in de on birinci parmağı vardı. Şeytanın kuyruğu. Habis’in kıyısında bir âleme, şehvet ve tevazu ile yönelebilmesi için ona ihtiyaç duydu. O ruhunu verdi, şeytan ise kuyruğunu. Fantastik mi? Hiç sanmıyorum. Günde ruhunuzu şeytana kaç kere satarsınız?  Tahmin ettiğinizden çok daha fazla… Robert ya da Paganını ile farkınız sizin bunu bedavaya yapmanızdır sadece. Bir de çoğu zaman bunun farkına varmazsınız. Bu yüzden bankalara, kışlalara ve avmlere ihtiyaç duyarsınız.

Şeytan parmak basışı, yarını olmayan bir mümkündür. Yaratımın, habis gerçekliği, o yardım ve o mahvoluş. Aslına bakarsanız ilham denilen eylem, sisli bir mağaradır. Ya Şeytanın kuyruğu elinizde, bir ucuna çıkarsınız ya da diğer ucuna yani Allaha… Blues köleliğin sessizliği ile özgürlüğün çığlıkları arasında bir yerde durur. Bu yüzden hem ilahidir hem şeytani… Dünyanın en gerçekçi müzik türlerinden  biridir. Bazen o kadar uzar ve o kadar sıkıcı bir hal alır ki, bu rutin melodi ve gırtlakta büyüyen şey çok rahatsız eder sizi. Tıpkı hayat gibi… Şeytanın parmağı ya da Allah’ın ipi.

Habis, gücünü masumiyetten alır.

Çünkü there is no aphrodisiac like innocence*

* Masumiyet gibi afrodizyak yoktur.

Furkan Çalışkan

İZDİHAM

İzdiham'ın 37. sayısında Rainer Maria Rilke'nin vasiyetnamesi Sema Peltek'in çevirisiyle Tükçe'de ilk kez İzdiham'da yayımlanıyor. Müslüm Gürses’i kapağına taşıyan İzdiham Dergi’nin Ekim-Kasım sayısı; Meltem Gülname Kaynar’ın hazırladığı İzdiham Maarif Takvimi’yle başlıyor. Rilke’nin Vasiyetnamesi ilk kez Sema Peltek'in çevirisiyle Türkçe yayımlanırken Gökhan Özcan’ın kendine has bir tarzda yazdığı yazısıyla devam eden bu sayıda Gerard de Merval’in morg kaydına yer veriliyor. Erhan Tuncer köşesinde Yeşilçam Şiirlerinden oluşan bir yazı dizisine başlarken; birbirinden farklı üsluplarıyla dikkat çeken ve bu sayıda yer alan yazarlar: Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Faruk Aksoy, Furkan Güngör, Güray Süngü, Hakan Göksel, İbrahim Varelci, Melda Zirek, Muhammed Güleroğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Seda Nur Bilici, Talip Kurşun, Tuğba Karademir, Turan Karataş, Yasin Kara. Şiirleriyle: Bülent Parlak, Abdülhamit Güler, yer alırken; öyküleriyle: Arzu Özdemir, Emine Şimşek, Zeynep Kahraman Füzün; masalıyla: Meryem Ermeydan yer alıyor. Filmler ve Replikler köşesini Berat Karataş hazırladı. Etibar Hesenzade Şehriyar'ın biyografisini yazdığı, Arzu Özdemir'in de bir şiirini çevirdiği dergide: Enes Aras, Mercedes Kadir’i; Ferhat Toka, Cahit Zarifoğlu’nu; Özer Turan, Bakunin’i; Yunus Meşe, Kadı Burhanettin’i anlatıyor. Röportajlarda; Beyazıt Bestami dolarla, Hacı Ahmed Eriş oto tamircileriyle, Mustafa Toprak Ahmet Hamdi Tanpınar ile konuştu. izdiham dergisinin 37. sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.    

Bir Cevap Yazın