Freud’un Stefan Zweig’e Dostoyevski’yi Anlattığı Mektup

19 Ekim 1920 Viyana IX. Bölge Berg Sokağı 19

Çok Saygıdeğer Doktor Bey (Stefan Zweig),

Şimdi biraz sakinliğe kavuştum. Yollamış olduğunuz ve ilk haftaların yoğun çalışmaları arasında büyük bir zevkle okuduğum güzel kitabınız için size teşekkür etmeyi bir görev biliyorum. Anlatımınızdaki ustalıkla duygusallığın bir araya gelişi okuru tatmin ediyor, ona ender rastladığı bir mutluluk veriyor. Özellikle cümlelerinizdeki yinelemeler ve güçlendirmelerle anlattığınız kişiye sokuluşunuz ilgimi çekti. Düşlerde saklı olanı yavaş yavaş aydınlığa çıkaran kimi belirtileri andırıyor.

Karakterleri anlatımınızı ince eleyip sık dokumama izin verirseniz, Balzac ve Dickens’deki başarınızın üstün olduğunu söyleyebilirim. Fakat bu çok zor değildir, çünkü her ikisi de kolay ve dosdoğru kişilikli insanlardır. Zor Rus’ta ise bu o kadar kolay değil; pek memnun edici olmamış. Kimi yerde boşluk ve soru işaretleri hissediliyor. Izin verirseniz bazı açıklamalarda bulunmak istiyorum; özellikte de kendini psikopatalojinin elinde bulan Dostoyevski üzerine.

Bana kalırsa siz Dostoyevski’yi sözde bir sara hastası olarak görmemeliydiniz. Onun bu hastalığa tutulmuş olduğu pek doğru değildir. Sara hastalığı organik bir beyin rahatsızlığıdır ve genelde düşün değerini yitirir, verimi azalır. Şimdiye kadar düşün gücü çok yüksek tek bir ünlüde böyle bir rahatsızlığa rastlanmıştır; o da duygusal yaşamı üzerine pek az bilgimiz olan düşün devi Alman fizikçi Helmholtz’dur. Sara hastası oldukları savlanan tüm diğer ünlüler gerçekte isteri hastasıydı. Düşçü Lombrosso iki-si arasındaki farkı henüz teşhis edememişti. Bu tıbbi fark çok önemli bir titizliği gerektirir. İsteri, ruhsal öğelerden oluşmuş bir bileşimdir, kimi insanda sanatının doruğunda kendini gösterir. Bu, hiç çözümlenmemiş, ileriki yıllarda kişinin ruhsal yaşamında ortaya çıkıveren, onu ikiye bölen önemli bir sorunun kalıtı ola-bilir. Bana kalırsa Dostoyevski’yi anlatırken her şeyi onun isteri hastalığı üzerine inşa edebilirdiniz.

Dostoyevski’nin bünyesinin isteri hastalığına yatkın olduğu etkeninin yanı sıra ben kanıtlanmış başka bir etkeni de çok ilginç buluyorum. Bana bir zamanlar Dostoyevski’nin yaşam öyküsün-de bir bölüm göstermişlerdi. Buna göre o kişinin ileri yıllarda ortaya çıkan sağlık sorununun nedeni, çocukluğunda babasının sert davranışları ve onu cezalandırmış olması olabilir. Ancak bu-nun nasıl bir ceza olduğu tutulmaktadır. Siz sözünü ettiğim bölümü araştırıp kolayca bulabilirsiniz. Çocukluğunda yaşadığı olaylar ilerde travmaya dönüşmüş ve krizlere neden olmuştur.

Dostoyevski’nin bütün yaşamını bahasıyla olan ilişkilerinin yarattığı ruhsal durum etkilemiştir. Çok bilinçli, hatta mazoşist bir boyun eğmeyle öfkeli bir karşı çıkma arasında gidip gelmiştir. Mazoşizm, kendini baskıdan kurtarmak isteyen kişinin suçu kabullenme duygularını içerir.

Sizin düalizm dediğiniz şey ruhsal bir anlaşmazlık, daha doğrusu bir çelişkidir, ruhsal bir kalıtımdır. Rus insanında başka toplumlardan daha çok yer etmiştir. Daha birkaç yıl önce tedavi ettiğim bir Rus hasta için yazmış olduğum kapsamlı raporda da açıklamıştım. Çocukluğunda yaşadıkları ve ruhsal çelişkisi, is-teri hastalığının belirtilerine neden olabilir. Bu ruhsal duruma, nevrotik olmayan Ruslarla, Dostoyevski’nin hemen hemen tüm roman kahramanlarında rastlanır.

Sizin de gözünüzden kaçmadığına emin olduğum, onun edebiyatındaki tuhaflık bizler için yadırgatıcıdır, Rus insanı içinse olağan bir ruhsal durumdur. Öncelikle ızdırap verici, yadırgatıcı ilgilenir. Ancak bu gibi şeyler ruh çözümü olmadan kavranamaz. Baba katilliğini ele aldığı Karamazov Kardeşler Dostoyevski’nin kişisel sorunudur. Başkalarına olan sevgisindeki alışılmamışlıklar, içgüdüsel öfke veya sınırsız acıma, kahramanları seviyor mu, yoksa nefret mi ediyor, seviyorlarsa kimi seviyorlar… Bütün bunların temeli onun psikolojisidir.

Patolojik yanlarına vurguladığım için, Dostoyevski’nin ozansal yaratıcı gücünü küçümsüyor olduğumu düşünmeyeceğinizi biliyorum. Fakat şimdi çok uzadığına inandığım mektubu bitirirken bu konunun sabır gerektirdiğini de söylemek isterim.

Tekrar teşekkür eden, içten selamlar yollayan.

Freud.

Stefan Zweig, Dostlarla Mektuplaşmalar

İZDİHAM

İzdiham'ın 37. sayısında Rainer Maria Rilke'nin vasiyetnamesi Sema Peltek'in çevirisiyle Tükçe'de ilk kez İzdiham'da yayımlanıyor. Müslüm Gürses’i kapağına taşıyan İzdiham Dergi’nin Ekim-Kasım sayısı; Meltem Gülname Kaynar’ın hazırladığı İzdiham Maarif Takvimi’yle başlıyor. Rilke’nin Vasiyetnamesi ilk kez Sema Peltek'in çevirisiyle Türkçe yayımlanırken Gökhan Özcan’ın kendine has bir tarzda yazdığı yazısıyla devam eden bu sayıda Gerard de Merval’in morg kaydına yer veriliyor. Erhan Tuncer köşesinde Yeşilçam Şiirlerinden oluşan bir yazı dizisine başlarken; birbirinden farklı üsluplarıyla dikkat çeken ve bu sayıda yer alan yazarlar: Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Faruk Aksoy, Furkan Güngör, Güray Süngü, Hakan Göksel, İbrahim Varelci, Melda Zirek, Muhammed Güleroğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Seda Nur Bilici, Talip Kurşun, Tuğba Karademir, Turan Karataş, Yasin Kara. Şiirleriyle: Bülent Parlak, Abdülhamit Güler, yer alırken; öyküleriyle: Arzu Özdemir, Emine Şimşek, Zeynep Kahraman Füzün; masalıyla: Meryem Ermeydan yer alıyor. Filmler ve Replikler köşesini Berat Karataş hazırladı. Etibar Hesenzade Şehriyar'ın biyografisini yazdığı, Arzu Özdemir'in de bir şiirini çevirdiği dergide: Enes Aras, Mercedes Kadir’i; Ferhat Toka, Cahit Zarifoğlu’nu; Özer Turan, Bakunin’i; Yunus Meşe, Kadı Burhanettin’i anlatıyor. Röportajlarda; Beyazıt Bestami dolarla, Hacı Ahmed Eriş oto tamircileriyle, Mustafa Toprak Ahmet Hamdi Tanpınar ile konuştu. izdiham dergisinin 37. sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.    

Bir Cevap Yazın