Franz Kafka, Kırmızı Kutulu Winston

Kırmızısını hayal ederek barış çubuğunun hangi daldan olacağına çektikleri kısa kibritle karar veren Kızılderililer, Winstonun kalaba bir aşka hizmet edeceğini nereden bilebilirlerdi.

Çınaraltı’na bir akşam buluşmasında yüreğim yine cız etti. Gökyüzünü dumanaltı sandığımda sigaramın dumanı çoktan gözüme girmişti. Müşkül rüzgar mesaisine geç kalmış memur telaşıyla, aldırış etmeden üşütüyordu insanları. Taburemde randevusuna sadık olmayan bir adamı bekliyordum.

Bir tabureye sığacak, bir çay ocağına sığınacak kadar yalnızdım. Ayakkabılarımın ezik oluşuna aldırmıyordum. İkisi de akşam serinliğinde salıverdi kendini belli ki bağcıklar canını sıkmıştı.

Bekliyordum. Hangi ayağımın diğerinin üzerinde daha güzel duracağını karar veremiyor olmamın tek nedeni can sıkıntımdı. Ayaklarımı zik zak makinesi gibi titretiyorsam bunun bir nedeni vardı.

Derken geldi, birkaç masa öteme oturdu. İçim bu kez yandı bitti, köz oldu.

Masasında kırmızı kutu Winston elleri üşümüş, uzuyordu nefesi üflediği dumanla. Taburesine eşlik ediyordu soğuk bir sonbahar akşamı. Karşısında seyre dalmış imkânsız hayaller kuruyordum. Masum bakışları kaçamak bir iz sürüyordu masamda, gözlerim gözlerine takılıyor; her şeyi unutup anlık bir aşka düşüyordum. Aklıma düştün tanrım, gel otur, dinle.

Tanrım, dallarına çaputlar bağlıyorum, çınar altının. Gözleri değiyor gözlerime utanıp kaçırıyorum. Ne de kusursuz eller yaratıyorsun, ince ve narin. Boş ve üşümüş ellerinde uyuşmayı istiyor ellerim.

Beni bir günde aşık ettin Tanrım, bugün de et, yarını unutma. Ben buradayım o da burada istersen sen fazla kalma. Bu kadar üşütme, rüzgârı da al kapıyı çek. Zaten bu seyir çok kısa sürecek.

Sigaramın sanki acelesi var çabuk çabuk yanıyor. Limanda bir vapur soluklanıyor. Yaya lambaları ne zaman baksam Winston kırmızısı yanıyor. Tanrım Bülent neden hiç susmuyor. Çınar altında çaylar yine kireç kokuyor. Çaycıdan, tek şekerli, nefret ediyorum. Derken dudakları bardağına değiyor, kıskançlıktan kuduruyorum.

Tanrım ellerinde kalmıştım orayı bir daha anlatmak istiyorum. İçimde ona karşı tarifsiz hisler besliyorum. Ellerine tanrım, parmakları ne de çok yakışıyor. Kırmızı kutu Winston da ona cömert davranıyor. Biri bitti şimdi diğerini yakıyor.

Biraz değişikliğe ne dersin? Burası Venedik olsun, Bülent de bir kenarda ark çalsın. Baş başa masamızda kadehlerde kırmızı ve beyaz kutu Winstonlar. Tanrım kalsın, Bülent ark çalmayı bilmiyor, üstelik geceyi de rezil ediyor. Çınaraltı’nda Venedik hiç de hayal edilmiyor.

Bülent hızını alamıyor yan masaya da laf yetiştirmeye başladı. Çok belli ediyormuşum bakarken, uyarmasa olmazdı. Güzel kadınları kıskançlıktan mı üşütürsün nasıl da taburesinde iki büklüm, sarınıyor kabanına… Biraz daha üşütsen büzülüp girse görüş alanıma. Çadır fırsat vermiyor. Ustaların yevmiyeyi hak etmeyecek kadar beceriksiz Tanrım, âşıkların halinden hiç anlamıyor.

Saçları masam kadar dağınık, aynaları hemen yeryüzünden kaldırmalı. Bakkallar bu saatlerde yalnız kırmızı kutu Winston satmalı. Unutmadan tanrım fiyatları da düşsün biraz… Şairler şiirlerini Winston paketlerine yazsın bu yaz.

Çeviri: Onur Korkmaz

Redakte: Elif Aktaş

Son Okuma: Tarık Taş

 

 

 

Franz Kafka

İZDİHAM

 

 

 

 

İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: