Feyza Özcan, Fevzi Çolak Çıkmazı

Dün gece eve dönerken ona rastladım.  Şimdi dedim, şimdi biz ikimiz Allah’tan başka ilahlara tapmayız. Her neyse mesele bu değil. Hava yağmurluydu.

Kafamı kaldırdım Nuray’la göz göze geldik. Yıllardır saçı aynı uzunlukta hep erkek gibi kestiren Nuray, topu dikince göklere kadar uzandığını sandığım kız,  meğer  boşluğundan süzülen bir adama kaptırmıştı kendini.

Öyle duymuştuk. 

Aklım bilincim karmakarışık olmuştu . beynim türlü anıların işgali altındaydı.

Kayıp ilanlarındaki çocukların bulunduklarına da hiç inanmadım Nuray’ın aşık olduğuna da.

Oracıkta bırakıp Nuray’ı eve girdim.

Parası neyse verip eve aldığımız barış ortamı çözülmüş yerine budaklandırdığımız huzursuzluk hakim olmuştu. Annem bir nebze olsun gülüyordu elime çorbayı tutuştururken .

Alışmak zordu, herkesin teklediği yerde biz düşmeseydik her şey daha güzel olacaktı.

Çatal dilli dünya da susuyordu böyle zamanlarda. En yakın arkadaşlarım susuyor , iyi gün dostları olup çıkıveriyorlardı.

Dört yandan insanlar saldırırken kalkıp dövüşecektim ha? Yorgunsun ve doğruyu söyleyemiyorsun dedim kendime. Yanımdan geçen insanlar kamyon kadar güçlü.

Selam verip, odanın kapısını araladım.

Bütün sözleri yuttum eşikte beklerken. Bir manzaranın önünde durarak kendimi var etmeye çalışıyordum. Kımıldamadan uyuyordu. Usulca kapısını kapattım.

Sormak istiyordum, ne değişecekti.  Aklımda bir hikaye vardı ve yıllardır tamamlanmıyordu.

İnandığım doğrular siyaseten doğru değildi. O ise söz alıp meşrutiyeti yitirdiğimi vurgulayıp devletin himayesi altında olduğumun altını çizecekti.

Bu tartışmalar sürerken, ikna edici bir konuşma yapıp bütün mal  varlığının varisi olduğumu hatırlatacaktı.

Kırıcı dilimi kırardım konuşsaydı eğer.

Ne berbat çelişki.

Herkes düzenli-düzensiz nefret ederdi kendinden ve her zorluk her toplumu güçlü çıkarırdı. Hayat bana bir şey yaşama fırsatı verseydi sabah dokuz akşam beş eve dönen, nereye yetiştiğini bilmek için koşuyor olurdum.

Kimseye derdini anlatamadığından yüksek sesle konuşan ben, belediye araçlarına binen insanların çabalarına, hep aynı muhabbetin her gün döndüğü adamların kafilesindeyken mutluydum.

Bir şarkıyı bir oturuşta yirmi defa dinlemek saçma gelebilir. Ama aynı hayatı üç yüz atmış beş gün tekerrür etmek kaçınılmazdı.

Öyle ya herkes hikayesi olan adamların hikayesini yazmak peşindeydi.

Kahrolsun rayına oturmamış haklar!  Diyordum, kahrolsun!

Benimle hiç ilgilenmiyorsun diye kulağıma eğildi annem, örtüsü omuzlarına düşmüştü.

Peşim sıra gelmiş kafamı dağıtmak istiyordu.

Sakallarım içe doğru uzarken kemerimi bağlayıp kendimi dağılmaktan kurtardım. Bilge ifadeleri örneklere indirip konuşmaya başladım.

-Anne, Nuray o adama kaçmış biliyor musun?Sonra geri dönmüş, yediği dayaklardan olsa gerek. Başını kapatmış birde görmelisin ne güzel olmuş.

Annem hayretler içinde dinliyordu. Ağzımdan fütursuzca boşalıyordu kelimeler.

Günahlar örtüyle mi saklanıyordu, yoksa bir veba mıydı bu bilemiyorum.

Bünyemi zayıf düşüren gerekçeler de silinip gidiyordu konuşurken.

Alelacele hazırlanıp dışarı fırladım. Yağmura bir kılıf bulup şemsiyeyi açmadan yürüyordum.

Van, bakir bir şehirdi. Az sonra acı üreten bir şehir oldu.

Ve dün gece. Eve dönerken ona rastladım.

Baba dedim,  sen her geçtiğinde bu kaldırımlardan yaralarıma derman bastım.

Aralık 1994 Esenboğa’dan kalkan uçak pilotaj hatası nedeniyle düştü.

 

 

Feyza Özcan

İZDİHAM

 

 

 

 

İzdiham Dergisinin 29. sayısı çıktı.  İzdiham 29. Sayısını hiçbir şey için okumayacaksanız bile 00.05.1965 tarihinde Elazığ Akıl Hastanesi’nde yatan Urfalı bir hastanın Allah’a yazdığı mektup için okuyun!   İzdiham 29. sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın