Fatma Şengil Süzer, O mısralar var ya

http://www.izdiham.com/uploads/yazi/vK028u3lUk.jpg

 

Fatma Şengi Süzer, Hece ve Ayvakti dergilerindeki mısraları seçti. 

 

 

apar topar firar et yeter

epeydir damlalarını saydığın yağmurda

eriyen metropolün pençeleri

döşemeleri sökülmüş etrafa saçılmış

gemilerden firar et tersanelerden

apar topar camilerden

çoktan satışa çıkarılmış terk edilmiş.

 

Ömer Aksay

(Hece, 203)

 

 

 

 

Gözlerim iki yaban kıymık

Şakırdayan nal sesleriyle

İki küheylan olsaydı keşke

 

Ali K.Metin

(Hece, 203)

 

 

 

yapacak daha iyi bir iş kalmayınca ex diyorlar ya sana

patlayan flaşlar kadar ölümün de hakkı var

varsın kitap ve ekmek de çarpmasın bundan böyle kimseyi

kol kırılsın yen içinde kalsın kalp kırılsın sen içinde

sakın şikayet sanma devri daimdir

susmak konuşmaktan daha fazla işçilik ister

hem kırılan camın attığı son kahkaha bizdendir

 

Mustafa Köneçoğlu

(Hece, 203)

 

 

 

çocukların şıkırtılarına alt komşu çok kızıp bir de

kolunu üst kata kadar uzatarak parmak sallamasın mı

“hemen yatağa” diyor anne bu ahtapotu salonda görünce

baba anlayamıyor bir türlü

kar mı yağıyor karyolaya yoksa çocuklar mı uyuyor

 

Ayşe Sevim

(Hece, 203)

 

 

 

Nereye gidecek nefeslerimiz biz ölünce, e-mail adreslerimiz

Boşa tükenmekten yorulmuş.

–          Frenk üzümleri muhteşem olmuş!

Zeynep olmak nasıl, bir şeyi bir şeyle süsleyivermek

 

Zeynep Arkan

(Hece, 203)

 

 

 

Ben bir ateş çalmadım çalaydım keşke

Sol omzumun tam üstünde taşırdım

Görenler avazı çıkana dek bağırmadan

Güzelce bakarlardı ben buna şaşardım.

……

 

Bize bal bize vişne bize ayva

Sert bir taşın suya düşerken çıkardığı

Suda batarken kaybettiği hava

Bize yaz gününde yünden hırka.

 

Yahya Kurtkaya

(Hece, 203)

 

 

 

Duydun işte inliyor buralarda ciğerim

Hani parmakların gezinmişti bizim çitlerde

Kalbime yıktığın dağların yücesinde

Getirdiğin ak narı ansızın bıraksaydın ya elime

 

Şenol Korkut

(Hece, 203)

 

 

 

birden ona bilmediği bir dilden

bilsen dedim

ne çok insan

ne çok yüz

ve yazık kimse yüzünün arkasında değil

demedi kadın bilse derdi

yüzüme bakıp ekmeği uzattı

elleri

güvercin bekleyen zeytin bahçesi

 

Dilek Kartal

(Hece, 203)

 

 

 

yüzünün mağlubiyeti elbet rüyalarıma sızan

ozansın yasaklı kelebekler gibi girersin şehre

sevdalısın dağlara adın hükümranlıklar yıkar

 

İsmail Aykanat

(Hece, 203)

 

 

 

öyle bir şeyi, dudağıyla

alıp gider çocuklar

ceketlerini çıkarır gibi kapı ağzında

annelerine öfkeyle bakarak

 

Hasan Hüseyin Çağıran

(Hece, 203)

 

 

 

harflerden bir dal çıkar, uzan yanıma

arkasırada oturan birine göre taş biriktirdim

 

Nergihan Yeşilyurt

(Hece, 203)

 

 

 

 

Sana anlatamadığım kadar anlamıyor hayat beni

Belki de

Sesimin içine bir güzellik girmeli

 

Enes Talha Tüfekçi

(Hece, 203)

 

 

 

 

tırabzanlar ve banklar biliyor

balıklar da biliyor

yere diz çöktü güneş

bu güzelliklerin sebebi başka

 

Melih Tuğtağ

(Hece, 203)

 

 

 

 

 

iç döktüm kurşun gibi kendi nazarıma

İç döktüm o ufak fidana.

Andım, kadınların asi ve mağrur hızmalarını

Dedim, varsın olsun diye

Hazinliğin sonu böyle.

 

Anıl İbrahim Bakırcı

(Hece, 203)

 

 

 

Otobüste yirmibeşkuruşluk para üstünün gelmeme korkusu

Bugün ne yapayım ne giyeyim nerde öleyim kuşkusu

Allah’ı unutup da her şeyi düşündüğüm bir günün sonu

 

İyiyim, ne yapayım, Allah razı olsun.

 

Hasan Özlen

(Hece, 203)

 

 

 

Hüznün kılcal bir yayılması vardı

Bir sigara dumanı ile bulanırken bakışları o ihtiyarın

İçimden göç eden kumrular

Örseledi bir kırmızı gülü

 

Yedi dağın kuşu

Yedi kat yerin altından

Sızılı bir türkü söyledi

Yitik bir alfabeden

 

Taner Taştekin

(Ayvakti, 147)

 

 

 

Sallana sallana devam etti yolculuğu

Çuvalın aşılmaz duvarlarına çarpa çarpa

Adetler böyleydi:

Köy yerinde kediler barındırılmaz

Köyün dışına atılırdı, hayatın dışına,

Çakıl taşlarının dibine…

 

Sertaç Gereç

(Ayvakti, 147)

 

 

 

 

Sessizlik iki kere içimde

Biri senden biri benden

Çünkü adı aşktır

Hangi kelime dayanır bu ağır yüke

 

Mustafa Özçelik

(Ayvakti, 147)

 

 

 

Kemikten gözlerle ağlayan ölülerin peşinden

Kaç kasırga biçtim rüzgârların ruhuna

 

Mehmet Baş

(Ayvakti, 147)

 

 

 

 

adımın yarısı göğün  koynunda yatar,

bir yarısı suların.

Yâni bir gizli hayalet ve gizli bir günah.

………..

 

Ellerine süt mü yağar yoksa bulutlardan çıktığın anda getirdiğin yıldızlar mı?

Söyleme, neden seni birden biz yapar;

birden bizi sen konuştukların, neden birden beni alıp götürür dağların serinliklerine,

sonra birden neden sevinçlerin yıldız yıldız birden ay

 

M.Ragıp Karcı

(Ayvakti, 147)

 

 

 

 

 

Fatma Şengil Süzer

İZDİHAM

 

 

 

 

 

 

“İzdiham, 31. Sayısında kapağı okuyucuları istediği şekilde tamamlasınlar diye manşeti siz atın dedi.” İzdiham Dergisi’nin 31 sayısı müthiş bir içerikle okuyucusunun karşısına çıkıyor. Edebiyat dünyasında yeni bir çığır açan İzdiham’ı mutlaka okuyun. İçeriği ile göz kamaştıran İzdiham’ın 30. Sayısı okuyucusuna anlamı büyük, yıllarca saklanacak bir hediye de veriyor. Herkes, herkesle gerçekten selamlaşsın diye.
İzdiham dergisinin 31. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın