Esra Köse, Yaşanmadı Ama Yaşanmış Gibiydi

Geceydi. İşlerimi bitirmeye çalışıyordum, yatıp uyuyacaktım. Her zaman yaptığım gibi, haberleri kontrol edip içimi karartmaya ve huzursuz bir uykuya dalmak üzere,rutinimi gerçekleştirmek için kanalları dolaşıyordum. A Haber’deki kadının sesi kulaklarımda yankılanıyor: “Başbakan,bu bir kalkışmadır dedi,evet bunun altını çiziyoruz. Adını anmak istemesek de bu bir darbe girişimidir, Başbakanımız bunun darbe girişimi olarak adlandırılmamasını, bunun bir kalkışma olduğunu söyledi..”

Annemle birbirimize baktık. Olabilir miydi böyle bir şey? Kardeşim kalktı geldi, korkmuştu. Anlamıyordu. Asker neden köprüdeydi, neden Trt yayını durdurulmuştu..neden f16’lar Ankara semalarında idi..

“Ne olacak bize?” dedi.
“Hiçbir şey” dedim, “Korkma.. Bu millet darbeden güçlüdür.”

Babam bekliyordu. Talimat gelecekti. Elimiz kalbimizde olayı idrak etmeye çalışıyorduk; ne kadar ciddiydi, gidişat ne durumdaydı, olmaz denilen olabilir miydi?

Cumhurbaşkanı, “kalkışma”yı küçümseyen bir yüz ifadesi ile, sorunu anlattı, bunun bir TSK girişimi olmadığını, TSK içinden bazı kişilerce organize edilmiş olduğunu söyledi ve halkı sokaklara çağırdı. Sokaklar bizimdi.

Babamın üzerinde atlet, pijama vardı. Giyinmedi,kuşanmadı. Tek yaptığı koşarcasına köprüye gitmekti. Peşindeydik. Kardeşim korkuyordu ve merak ediyordu. “Neden buradayız?” dedi. İçimden Direniş Öyküleri kitabındaki bir diyalog geçiyordu. Oradaki dede gibi cevapladım:

“Neden buradayız,abla?”

“Orada olmamak için.”

Babam bir an durdu, “çok tehlikeli” dedi, “Siz gelmeyin. “

“Ben duramam ” dedim.

“Duracaksın” dedi. “Gidişata bakalım. Konuşuruz. Belki sana başka yerlerde ihtiyaç olur, ilkyardım biliyorsun, bir anlayalım”

Kabul ettim. Babamın sözünden çıkmadım hiç. Onun bir bildiği her zaman vardı. Geri döndük. Haberleri seyrediyorduk. Askerin ateş açtığı bilgisi geldi. Annemle hiç konuşmuyor fakat her endişelendiren bilgide,birbirimize bakıyorduk.

Şehitler olduğu söylendi.

Köprü direniyor,teslim olmuyordu. Köprünün tepesinde bir keskin nişancı olduğu söylendi. Bir yandan haberleri izliyor,bir yandan twittera bakıyordum. Trt’den bildiri yayınladılar. Cnn’i ve ortak yayınlarını canlı yayında kestiler. Saatler geçiyordu. Babamı aramıyorduk, çünkü beyhude bir çaba olacaktı. O hengamede fırsat bulunca arardı bizi biliyorduk. Olaylar geçiyor gibiydi, yinelenmemesi için ya da daha güçlenerek gelmemeleri için,halk güçlenerek sokaklara iniyordu.. Saat sabahın yedisi olmuştu.

Aradım. Açmadı.

Sekiz olmuştu. Aradım. Açmadı.

Sonra annemin telefonu çaldı. Kardeşim babama çok düşkündü, daha çocuk olması hasebiyle daha da narindi ve ona bir şey olma ihtimali ile sürekli ağlıyordu. Annemi arayan İsmail Abiydi.

“Yenge ” dedi. Annem telefonu bana verdi. Bayılır gibi oldu. Eliyle “Al sen konuş” ifadesi yaptı.

“İsmail Abi,ben Zeynep” dedim.

“Kardeşim, metin olun” dedi.

” Allah’tan geldik O’na döndürüleceğiz.” dedi.. Bir şeyler sıraladı.

“Alparslan abi şehit oldu inşaallah” dedi.

Annemle yine birbirimize baktık; hiç konuşmadık. O içli bir türkü gibi ağlamaya başladı, Kardeşim anlayamasa da geceden beri devam eden gözyaşlarından taviz vermeden ağlamayı sürdürdü..ben taş kesildim. Öfke ve üzüntü birlikte hissedilince taş kesiliyorsun. Ağlasan rahatlayacaksın ama öfken buna izin vermiyor. Ağlayamamak baş ağrısı yapıyor. Başım ağrıyordu.. Müthiş bir baş ağrısı kafama oturmuştu. Bundan sonra da geçecek gibi görünmüyordu.

Cenazemizi aldık, defnettik. Onu gururla uğurladım. Benim babam bir tanksavardı, babam tanklara tüfeklere iman dolu göğsü ile meydan okuyandı, f16’yı taş atarak durdurmaya çalışandı, tarlasını ve bir yıl boyunca emek verdiği tüm ekinlerini hiç düşünmeden yakan Ankara/Kazan’daki amcaydı, babam Ömer Halisdemirdi, Erol Olçaktı, Halil Kantarcıydı,Mustafa Canbazdı.. Babam Ahmet /Mehmet Oruçtu. Demet Sezendi. Genel Kurmay önünde şehit olan sosyal bilgiler öğretmeni Yusuf’tu benim babam.

Benim babam,15 Temmuz gecesi darbeye karşı duran insanlardan biriydi, bir şey yapmalıydı. Bir şey. Hep bunu düşünmüşümdür; Benim babam daima bir şey yapan insanlardan olmalıydı.

Babam 15 Temmuz gecesi güzel bir şey yaptı. Öldü..

Kardeşim bu süreçte sürekli sorular soruyordu. Hatırladığım tek bir sorusu vardı.
-“Babam köprüye gitmemeli miydi abla? dedi.

Hiç düşünmeden:
-“Hayır ” dedim, “Biz de gitmeliydik..”

Babamla ilgili tüm anılarım bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçmiyor; o film onunla birlikte bitti,kaseti de babam aldı götürdü sanki; onu sadece beyaz atleti ve gri pijaması ile köprüye doğru koşarken hatırlıyorum.. Arkasından bakmıştım. Babam dalgalanan bir bayrak gibiydi.. Babam ve onunla birlikte şehit olan herkes,Türk Bayrağı idi.

Babam ölmedi benim fakat şehit olan tüm erkekler abimiz,amcamız,babamız/ kadınlar ablamız teyzemiz..anamızdı.. Bıraktıkları aileleler bizim. Gururu bizim. Acısı bizim. Hasreti bizim.

Vatan Sağ Olsun!

Esra Köse

İZDİHAM

“İzdiham, 31. Sayısında kapağı okuyucuları istediği şekilde tamamlasınlar diye manşeti siz atın dedi.” İzdiham Dergisi’nin 31 sayısı müthiş bir içerikle okuyucusunun karşısına çıkıyor. Edebiyat dünyasında yeni bir çığır açan İzdiham’ı mutlaka okuyun. İçeriği ile göz kamaştıran İzdiham’ın 30. Sayısı okuyucusuna anlamı büyük, yıllarca saklanacak bir hediye de veriyor. Herkes, herkesle gerçekten selamlaşsın diye.
İzdiham dergisinin 31. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın