Esra Köse, Güzel Bir Gün Olmuş

Esra Köse, Güzel Bir Gün Olmuş
1-

Sabah erkenden kalkmıştı. Alarm kurmamıştı. Lüzum görmedi. Çünkü sabah erkenden kalkmayı küçüklüğünden itibaren adet edinmişti. Sabah altıda gözleri açılıyordu. Bundan özellikle pazar günleri nefret ediyordu. Çünkü yetişmesi gereken bir işi ya da ona kahvaltı hazırlayan bir ailesi yoktu. İstediği zaman kalkabilirdi. İstemese de altıda kalkıyordu. Bir zaman sonra erken kalkmayı sever oldu. Bugün de erkenden kalktı. Yanında uyuyan yeğenlerine baktı. Ayrı ayrı yatmalarına rağmen gece uyanıp teyzelerinin yanına gelmişlerdi. Bir yatakta üç kişi yatıyorlardı. Onları yanında görünce mutlu oldu. Yeğeni uyandı. Pencereye baktı. Gündüz olmuş, diyecekken “çok güzel bir gün olmuş” dedi. Teyzesi bu sözüne inandı. “Hakikaten çok güzel bir gün” dedi. “Fakat bu günü sizinle paylaşamam. Ben gidiyorum”. Gidesi geldi kızın. Uyandığında fark etti ki bu istek içinde  ansızın belirmişti. Uzun süre misafir kalamazdı gittiği yerlerde. Ablasını her ziyarete geldiğinde en az bir hafta kalıyordu. Bu zaman kişisel düzeninden ve hayatından kaç hafta götürüyordu hesaplamak aklına gelmedi. Çünkü seviyordu ablasını,yeğenlerini. Gidiyorum demişti. Ablası da duydu bu sözleri. Sinirlendi. Kızgın birkaç cümle kurdu ve homurdandı. Ablasının neden sinirlendiğini anlamadı. Sonra ansızın ağzından kaçırdı ablası. “Neden bu kadar erkenden aldın ki vapur biletini” dedi. Kız ablasına baktı. Gitmesini istemiyordu ondandı hırçınlık. Biliyordu. Bülent Parlak geldi aklına. Ondan çevirerek “Birkaç saat ya da birkaç gün sonra gitsem kalmış sayacak mısın ” dedi. Ablası da, kendisi de sustu. Yeğenleri de sanki anlamış gibiydi. Onlar da sustu. Vedalaştılar. Sarıldılar. Ayrıldılar.

-2-

Vapurda bir ailenin yanına denk geldi. İki kadın bir adam. Dört kişilik bir koltuk. Kızı orada istemiyor gibi rahattılar ve ellerini ayaklarını iyice yaymışlardı. Kız huzursuz oldu. Kalktı oradan. Altı kişilik masalı bir yer buldu. Kimsecikler yoktu. Sessiz sakin dedi. Rahat rahat dergimi okurum diye düşündü. On dakikalık bir keyiften sonra bir kadın “burası boş mu” dedi. Yanında iki çocuğu. Boş değil demek istedi ama yalan söyleyemezdi. Ağlar gibi “boş” dedi. “Buyrun”. Kadın yemek dergisi almış. Onu okumaya koyuldu. Çocuklar sürekli kavga ediyordu. Biri erkek,diğeri kız. Erkek  büyüktü ama kız olan fenaydı. Durmaksızın sızlanır gibi konuşuyordu. Ağlamıyor ama mızır mızır insanı sinir ediyordu. Çocukları severdi kız ama çocuk da olsa,şımarıklık ona itici geliyordu. Kendisinde gülme ve iyilik etme kuvvetini bulamadı. Onlarla bir kez bile göz teması kurmadı. Dergisinden kafasını kaldırmadı. Onlar gelmeden önce ara sıra kafasını kaldırıp ön koltuktaki iki küçük kıza bakıyordu. Küçük dediyse on dört on beş yaşlarında. Yanlarında iki erkek. İstanbul’dan Yalova’ya dönüyorlardı. Çocuklar kızların kucaklarına yatmıştı. Sesli konuştukları için konuşulanlara kulak misafiri oluyordu. Onlara hayatında hiç olmadığı kadar hayretle bakıyordu kız. Çok rahattılar. Fazla rahat. Kızlar şehir dışına nasıl çıkmıştı,ailelerine ne demiştlerdi merak etti. Fakat yanına oturan şu küçük sivrisinek kız yüzünden artık onları da duyamıyordu. Kıza daha da sinir oldu. Rahat ve rahatsızlık üzerine düşünmeye başladı. Sivrisinek kız bağırdıkça rahatsızlık üzerine düşünmesi daha kolay oldu.

-3-

Vapurdan inince koşar adım evine gitmek için yürüdü. O kadar çok ve hızlı yürümesine rağmen şaşırmış da geri gitmiş gibi yol biteceğine çoğalıyordu. Kız çok yoruldu. Soluk almak için yol kenarındaki banklara oturdu. Yanına yaşlı bir teyze geldi. “Allah rızası için…” diyerek başladı konuşmasına. İhtiyaçcı biriydi. Ona para vermek yerine neye ihtiyacı oldunu sordu. Açım dedi yaşlı kadın. Kız gel seni şurada yemeğe götüreyim dedi. Yaşlı kadın ben değil çocuklarım dedi. Beni evine götür dedi kız. Evim uzak dedi yaşlı kadın. Kadın sürekli bahaneler uyduruyordu. Şuradan birkaç ekmek al o zaman dedi. Kız ekmek ve biraz da makarnaydı yağ idi gerekli birkaç malzeme alarak kadın için alışveriş yaptı ve ona verdi. “Burada bekleme daha fazla” dedi kız. “Hava da soğuk bak. Bunlar biraz idare eder sizi” “Tamam ” dedi yaşlı kadın, “gidiyorum ben de”. Kız ve yaşlı kadın sarıldılar. Ayrıldılar. Kız minibüse geç kaldı. Orada iki saat daha beklemesi gerekti. Ondan sonra seferler durdu. Bir kaza olmuş. Hiçbir şekilde araç gideceği yöne  gidemiyordu. Kız orada tam dört saat daha bekledi. Yol trafiğe açıldı. Kız o kadar yorgundu ki minibüste uyuya kaldı. İneceği durağı kaçırdı.  Geri gitmek istedi. Artık minibüs yok dediler. Hiç bilmediği yerde kalakaldı. Yanından vapurdan sonra karşılaştığı ihtiyaçcı teyze geçti. Çok şaşırdı. “Merhaba teyze” dedi. Ondan yardım isteyebileceğini düşündü. Kadın onu tanımazdan geldi. Geçti gitti. Kız şaştı kaldı. Kararan gökyüzüne bakıp,sabahleyin yeğeninin söylediği söze nispeten, kendi kendine mırıldandı:

“Kötü bir gün olmuş. ”

Dedi. Yeğeni aklına geldi ya; kalbi heyecanlandı. Güçlendiğini hissetti. Kalacak bir yer bulması lazımdı. Yürümeye başladı.

Esra Köse

İZDİHAM

İzdiham 28 Çıktı. İzdiham 28. Sayısında da yine herkesten farklı, her şeyden özgün, her şeyden daha şiir. 28. Sayı ile İzdiham yepyeni bir yolculuğa daha başladı.  Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Bekir Şamil Potur, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Alper Çeker, Yunus Meşe, Emine Şimşek, Ferhat Toka, Bilge Çiğe, Mücahit Gündoğdu, Sema Evin, Meltem Gülname Kaynar,  Hatice Çay ve Yağız Gönüler hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham 28. Sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: