Esma Toksoy, Kuzeye

sorup duruyordum kendime kendim
duruyordum çünkü soruluyordu verilebilecek tüm cevaplar
hazırdım nasıl olursa olsun
hazırdım bir bir anda
soruluyordu duruyordum da ayakta ondan
soluyordum yatakta içiyordum pofur pofur
yüz bin lira koyuyordum saksıya
lazım olacaktı olacaktı elbet mutlaka
lazım olacaktı, göçmek, pazartesi olunca nereye kuzeye

atılacak her adım için bir zar gerekiyordu
ağızlardan çıkacak her söz bir karşılık bekliyordu
kapılar artık bir kere kapanınca çıkıyordu kapı olmaktan
kapı çıkınca artık bir kere kapı olmaktan
duruyordum soruyordum ayakta
kendime kendim
nereye kuzeye

bütün şehirlerden en önce ankara gidiyordu işe
doluyorlardı dolmuşa hem de nasıl bir dolmak
boşaldığında işte öyle oluyordu boşalmak
saatçiler çok para kazanıyordu
ama büyük saat hiç satmıyordu o kadar
bir bunalım çağı değildi
end of human and end of history
evet belki gelinmişti sonuna
soruların kapıların dolmanın boşalmanın
evet sonunda end sonunda meta-anlatıların
ama yaramadı bir işe mutfak masasında bir aşık
ister bir güzele ister diğerine kambur bir aşık
oturunca mutfak masasına sırtını kamburlaştırarak
söyleyecekti kusuntulardan, bayılmalardan, göz kaymalarından
söyleyecekti ne sandınız kurtulup tüm kıvranan kabızlardan
ardı arkasına dizecekti tastamam
ben işte bu sırada konukların arasından ve kafiyeler arasından
düzenbaz dalgacı sırıtan kapılardan bir diğerine
nereye
kuzeye

kendi kendime kendim olarak
sırlar söylüyordum saklamaya ant içiyordum ardından
ardından hazırlıklar başlıyordu
sabırsızlıklar başlıyordu donanmalar lar lar başlıyordu
nevaleler hazırdı da hazır değildi vedalaşmak
çabuk davranmak gerekiyordu da ağırdan alıyordum
bir ondan bir bundan alıyordum
aklımca hep hep hep yolda kalıyordum
kanımca ben bir yalan uyduruyordum portakalı soydukça
hep anıyordum da hiç kanmıyordum çocukluğuma
dep dep de-rep dep de de rep
dep dep derep dep de de-rep
i am sitting in the morning
at the diner on the corner
enjekte edeceklerdi çıkmadan yola yol oğludur kaçmanın
yol doğrudur uzlaşmamak için uzaklaşmak için hem daha neler için
kanıma vereceklerdi ağırlığını baştan savmaların
zehir vereceklerdi kara duman vereceklerdi torbaların arasından
kaselerde yönleri karıştıracaklardı başlayacaktı dönmesi başlarımın
başlarım ankara’dan başlarım, köşebaşı açılan dükkanlardan başlarım
hızla suya taş atan çocuklardan başlarım
karın ağrısı katiplerinden başlarım hükümet binalarından
sükunet duvarlarından tigemden, saklı kentinden
başlarım başlarım başlarım da başlarım
sorulmaz öylece çekip gidene hem neyse ne
nereye
kuzeye

zifiri karanlık olmuş burası tüneldir kesin kesin tünel
saatte 95km’yle 23 dakika süren bir tünel
mesele 23 dakika süreyle 95 km hız yapmak değil
mesele pencereye geçip içtiğim sigaradır yaklaşık 5cm
durmadan dinlediğim bir ben harper bir led zepplin şarkısıyla
korktum, tünel bu, tıkanırsa sardıkça kaseti, korktum bastım gaza
yola çıkınca, hazırlıklardan, tünelden çıkınca

kuzeye doğru bir yıldız seçtim
zehir kanıma zamanı verdi
ben hiç böyle ölmemiştim

 

 

Esma Toksoy
İZDİHAM

İzdiham 28 Çıktı. İzdiham 28. Sayısında da yine herkesten farklı, her şeyden özgün, her şeyden daha şiir. 28. Sayı ile İzdiham yepyeni bir yolculuğa daha başladı.  Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Bekir Şamil Potur, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Alper Çeker, Yunus Meşe, Emine Şimşek, Ferhat Toka, Bilge Çiğe, Mücahit Gündoğdu, Sema Evin, Meltem Gülname Kaynar,  Hatice Çay ve Yağız Gönüler hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham 28. Sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: