Erdal Açıkyol, Eleştri Üzerine

 Erdal Açıkyol’dan eleştri üzerine bir makale. 

Yetişme tarzı çerçevesinde oluşan beğeniler, öznel bir nitelik taşır. Beğenilerin şekillendirdiği her bir zihin yapısı, sempati ve anti sempati düalizmine bağlı kalarak eleştiri hakkını kullanır.

Eleştiri kendi içinde olumlu eleştiri ve olumsuz eleştiri olmak üzere iki kısma ayrılır. Olumlu eleştiride, eleştirilen özne ya da nesnenin iyi tarafları sergilenip ona dair öneri tarzında ifadeler kullanılır. Yapıcı eleştiri de diyebileceğimiz bu eleştiri türünde, eleştirilen unsur önerilere dikkat ederek daha oturaklı bir düzeye ulaşır. Olumsuz eleştiride ise, eksiklik ve aykırılıklara yoğunlaşma söz konusudur. Her iki eleştiri tarzı tek boyutlu olduğundan sağlıklı bir neticeye götürmez bizi. Ayrıca, bu tür eleştiriler daha çok yanlı eleştirilerdir. Hâlbuki hem olumlu hem de olumsuz yönlerin birlikte verildiği bir eleştiri istenilen kıvamda bir eleştiri olacaktır. Fakat eleştiri kültüründen yoksun bir millet olduğumuz için eleştirilerimiz hep tek taraflıdır. Ya birini öve öve göklere çıkaracağız, ya da yere yere yerin dibine geçireceğiz. Aslında bir yere kadar makul karşılanabilir bu durum. Yeter ki, eleştirilerimiz eleştirilen konu ile sınırlı kalabilsin. Ama ne yazık ki, çoğu zaman ortada olan konunun sınırları dışına çıkılarak farklı ithamlarda bulunulur. İlla birini ya da bir şeyi eleştirmek gerekiyorsa onu herhangi bir metin üzerinden yola çıkarak değil, ona dair metinler üzerinden hareket ederek eleştirmek gerekir. Konu dışına çıkılarak farklı mevzular üzerinde doğrudan ya da dolaylı olarak bir kişiye ya da bir meseleye saldırmak düpedüz insafsızlıktır. Anlatılanlara yoğunlaşıp bu anlatılanların doğruluğunu yanlışlığını beynimizde ölçüp tartmak yerine, kişisel zaaflarımızın etkisinde kalarak dıştan içe doğru yöneltilebilecek eleştiriler, eleştirilen kişi ya da meselenin kalitesine düşürmez hiçbir zaman; bilakis bu şekilde bir metot izleyen bireylerin değerini hafifletir sadece.

Eleştiride azami düzeyde özen gösterilmesi gereken hususların başında hakaret gelmektedir. Çoğu zaman eleştirdiklerimize olan hıncımız, bizi hakaratvari ifadelere kadar götürür. Hele eleştirdiklerimiz bizim kutsal kabul edilen değerlerimizi eleştirmişse, o zaman istediğimiz kadar hakaret etme yolu açılmış olur bize(!) Hiçbir şahıs ya da düşünce-inanç sitemi, eleştirilemez değildir. Fakat bunların hafife alınıp argo ifadelerle biçimlendirilmeye çalışılması, hiçbir şekilde eleştiri kültürü içinde kabul edilemez. İster bireysel eleştirilerde olsun, isterse toplumsal ya da siyasal eleştirilerde olsun hiç kimse hiç kimsenin kendince kutsal kabul ettiği değerlere saygısızlıkta bulunarak hakaret etme hakkına sahip değildir. Ama eksik ve kusurlu bir varlık olmamız hasebiyle, hem söylemlerimiz hem de icraatlarımız noktasında eleştiriye tabi tutulmamız gayet normaldir. Eleştiriye tabi tutulduğumuzda daima sınırlı bir mahlûk olduğumuzun farkında olarak yapılan eleştirilere tahammül göstermeli ve makul bir çerçevede bu eleştirilerden dersler çıkarabilmeliyiz. Bunun aksine, “ben ve değerlerim eleştirilemez.” anlayışıyla kendisini ve kutsalını tepeye çıkarma acziyetin göstergesinden başka bir şey değildir. Bu şekilde düşünenler, hem kendilerinin hem de değerlerinin yaratıldığının bilincini tam olarak algılayamadıklarını göstermiş olurlar. Hakaret dışı eleştirilere bile iyi gözle bakmayan böyleleri, fildişi kulelerinde mükemmeliyetçi idenin sarhoşluğuyla yapay varlıklarını idame ettirirler ki, o yapay varlık her yerde kendi yansımasını görür.

Her türlü fiziki ve psikolojik güç oranında olumsuz eleştiri hakkı kullanılmalı fikri genel geçer bir özellik arz etmektedir toplum nezdinde. Bir kişiyi ya da legal ve illegal yapılanmaları olumsuz eleştirmek için o kişiden ya da o yapılanmadan kişisel beğeniler sonucu oluşan sübjektif ölçütler babında daha üstün olmak gerekir. Kitle nezdinde mistik bir kimliğe sahip liderler ulaşılmaz bir vasıf ile bütünleştirilerek bu tür eleştirilere kapalı hale getirilmiştir. Aynı durum nicelik ve nitelik açısından güçlü hareketle için de geçerlidir. Bireysel ve grupsal her iki anlayış da, yetenekleri ve çabaları neticesinde vücuda gelen kazanımları negatif eleştiriler sonucunda kaybetme korkusunu yaşarlar. Yaptıkları fedakârlıklar ölçüsünde kendilerine bu tarz yapılan eleştirilere karşı öfke ile dolup taşarlar. Gözlerinin önüne çektikleri ıstıraplar gelir bir anda. Harcadıklar enerjiye karşın kendilerine yapılan eleştirileri kabullenemezler kolay kolay. Eleştiri yapanın bireysel ya da grupsal bazda kendilerinden zayıf olması, onlara göre eleştiri yapanların eleştiri yapma haklarını ortadan kaldırır. Öncelikle, kendileri gibi icraatlar ortaya koyarak seviyelerine çıkmaları gerekir. Matematik ilminde nasıl alt küme kapsama kümesinin içinde olduğundan dolayı onu kavrama anlayışından yoksunsa, bu tür bireyler ve hareketler de, kendilerinden hiyerarşik düzeyde altta olduğundan onları kavramaları ve eleştiriye tabi tutmaları adeta imkânsızdır. Bu durum, kuvvet olarak güçlü küçük bir azınlığın dışında kalan büyük çoğunluğun olumsuz eleştiri yapma haklarını ciddi manada kısıtlar. Hâlbuki eleştiri genel bapta, insanoğlunun zihinsel bölmelerinden biri olduğundan umumi bir nitelik arz eder. Güç dengesi ya da farklı bir sebep bunun umumiliğini hiçbir şekilde ortadan kaldıramaz. İnsan olmamız hasebiyle doğuştan bize verilen bu hak, erki elinde bulunduranlar tarafından sadece baskı altına alınabilir; ama hiçbir şekilde tamamıyla engellenemez. Çünkü insanoğlunun zihnine, hiçbir harici ve dahili güç hükmetme yetisine sahip değildir.

Eleştirmek, insanoğlunun en çok kullandığı ve severek yaptığı zihinsel bölmelerden biridir. En ufak sosyal bir meseleden tutun da afakî meselelere kadar geniş bir yelpazede seyreden eleştiri kültürü, umumi bir hüviyete sahiptir. Bu külli nitelikle beraber, akli açıdan rahatlamayı ruhsal açıdan ise deşarj olmayı içkin olarak kendisinde barındırmaktadır aynı zamanda. Manevi dünyanın bu şekilde sakinleştirilmeye çalışılması, ruhsal pragmatist anlayışın vücuda gelmesine yol açar. Kapitalist dünya düzeninin dar kalıpları arasında boğulan insan türü, bu hengâmeden sıyrılmak için tenkide dört elle sarılmaktadır. Fiziki olarak, yaşam koşullarının katı kuralları çerçevesinde boğulmaya karşı bir direnç gösteremediğinden, zihinsel açıdan bu direnci göstermeye çalışmaktadır. Bunun yolu da eleştiriden geçmektedir. Böyle bir yola başvurmak, en azında kendi kafasında bir rahatlama sağlamaktadır insanoğluna. Eleştiri yaptığı oranda kendi eksikliklerini ve kusurlarını örtme de dolaylı açıdan hedeflenen amaçlardan biridir muhakkak. Egonun küçüklüğü ya da büyüklüğü oranında, sınırlılıkları kapatma noktasında gösterilen eleştirel efor da artmaktadır. Ego noktasında zayıf birinin eleştiri boyutu ve gücü sınırlıyken, egosu üst düzeyde olan birinin eleştiri boyutu ve gücü sınırsız özelliktedir. Egoyu tatmin edip doygunluğa ulaştırma ruhsal pragmatizmi ortaya çıkarır kısaca. Yani, eleştiri yapanı eleştiri yapmaya yönelten asıl saik, benliğini belirli bir düzeyde tutmaktır. İç doygunluğa ulaşma babında zihinsel bir araç özelliğine sahip olan eleştiri, böylelikle görünen tüm unsurların arkasında görünmeyen bir saik ile vücuda gelip gelişmektedir.

Eleştiri yapma insan türünde ruhsal açıdan bir rahatlama sağlamasına karşın, eleştiriye maruz kalma gergin bir ruh haletine neden olur. Biricik varlık olduğu sanısına sahip olma, her bir fertte eleştirilemez olduğu hissiyatını meydana getirmektedir. Kendisine dönük yapılan eleştiriler, bireyin alınmasına ve hırçın bir kimliğe bürünerek huysuzlaşmasına sebep olmaktadır. Yeryüzü sathında meydana gelen felaketlerin önemli bir kısmı, hep eleştirilme modunun ortaya çıkardıklarıdır. Yapılan eleştiriler öznel bir hüviyete sahip olduğundan, eleştirilen özne bundan rahatsızlık doymakta ve kendisine eleştiri yönelten varlığa karşı nefret hissiyle yaklaşmaya başlamaktadır. Evrensel bapta eleştiri kriterleri bulunmadığından çatışma kültürü vücuda gelmektedir bu durumda. Önyargılarla şekillendirilen beyinlerin kendi bildiklerinden şaşmamaları ve bunu mutlak doğru kabul edip inanç kültü haline getirmeleri keskin ayrımların at koşturmasına yol açmaktadır. Farklılığın keskinleşmesi benimsenen idelerin duygu yoğunluğuyla hemhal hale getirilerek dayatılmasını ortaya çıkarır. Hislerin araya girmesi, zaten keskin olan farklılığın daha da sivrileşmesine neden olarak birçok nahoş durumun fitilini ateşler. Söz dalaşlarından tutun da fiziki müdahalelere kadar meydana gelebilecek negatif haller, hep yapılan eleştirileri kendine yedirememeden kaynaklanmaktadır. Eleştiri yapmada sınır tanımayan mutlakiyetçi benlik idesi, eleştirilmeye gelince mutlakiyetinin zedelenmesinin yol açacağı travmaya karşı tahammülsüz bir tavır sergilemektedir. Sergilenen bu duruş, benlik sevgisinin dışavurumunu ortaya koyarak, herkesin ve her şeyin aslında tek bir öznenin etrafında şekillendirildiğini zihinlerde canlandırmaktadır.

Bireyin başkalarına dönük yaptığı eleştirilerin yoğunluğuna karşın kendisine dönük yaptığı eleştiriler oldukça sınırlı kalmaktadır. İç muhasebenin asgari düzeyde ele alınması, iletişim kopukluğuna yol açarak kırılganlık üzerine temellenen bir ilişki türünü ortaya çıkarır. Kişisellikten kolektif yapılara kadar izlenen bu yol, sürtüşme merkezli cebri birlikteliği ortaya çıkarmıştır. Kendisine benzememe, en büyük suç olarak kabul edilmektedir insanlar arası ilişkilerde. Birilerini kendisine benzetme insanoğlunun en çok efor harcadığı edimdir. Her bir fert ya da örgütlü yapı, en doğruya ve iyiye kendisinin sahip olduğu anlayışıyla hareket ederek, kendi dışındakileri kendisi gibi olmaya zorlar. Kendisinde içkin olarak bulunan kusurlarının muhasebesini ise hiçbir zaman yapma gereği hissetmez. Hâlbuki kendisi ya da kendisi gibi bireylerle oluşturmuş olduğu kurumsal yapı, eleştirdikleri ile aynı türdendir. Yani eksik olarak kabul ettiği bireyler ya da yapılar da, kendisi gibi insan kategorisi içine girmektedir. Buradan hareket edecek olursak, sınırlı bir varlığı eleştirmenin sınırlılığı söz konusuysa, yapılan bu eleştirilere mutlaklık atfedilmesi ne kadar doğrudur? Bu türden eleştiriler yapılmadan önce özeleştirinin yapılması gerekmez mi? Madem sınırlı bir varlık başka bir sınırlı varlığı eleştirecek; o halde eleştiren tarafın kendi sınırlılığının bilincinde olarak öncelikle eleştiri oklarını kendisine çevirmesi gerekir ve bu sınırlılığın farkında olarak karşı tarafı eleştirebilmeyi ikinci safhaya bırakmalıdır.

İnsan zihninde potansiyel bir bölme olan eleştiri, daha çok yıkıcı olma işleviyle insanlar arası ilişkilerde etkin bir yeti rolüne sahiptir. Ortak bir aklın oluşmasının önündeki en büyük engel olarak görebileceğimiz bu yeti, idealitede insani açıdan en önemli güç kabul edilecek bir odak noktası; fakat gerçekte zaafları örtmede kullanılan en büyük zaaf noktasıdır.

 

Erdal Açıkyol

İZDİHAM

İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: