Enes Aras, Ya ben büyüdüm ya da insanlığım küçüldü

Küçüktüm, hala küçüğüm. Evimden büyümek için ayrıldığımda büyümenin ne demek olduğunu bilmeyecek kadar küçük yaştaydım. Pazar günü parıldayan güneşin altında annemin gözyaşlarının parıldamasının verdiği karma karışık korku ve heyecanla babamın ellerinden tutmayarak geçtim ana yoldan karşıya. Yatılı okulumun bulunduğu şehir merkezine doğru eski bir Ford transitle, bıyıklarına hayran olduğum köylü amcalarla yol alırken, ayrılığın ne demek olduğunu bilecek kadar büyümüştüm.

Babam geleceğimden endişeli bir tavırla vedalaştı benimle okul bahçesinde. Benden başka yüzlere çocuğun yaşadıklarının benim yaşantımla uzaktan bile alakası olmadığını düşünmüştüm. Bana göre ayrılık tek kişi tarafından yaşanırdı ve o kişi ne yazık ki bendim. Benimle aynı yaş olmalarına rağmen her arkadaşıma abi dediğimi hatırlıyorum. Bunu sebebini şimdi anlıyorum ‘’ kocaman bir savunmasızlık ’’ . Sebepsiz yere kalbimin sıkışmasının özlemden dolayı olduğunu anlamam çok uzun zamanımı aldı. Oysa şimdi köyümde olsam o yamaç dağlarda korkusuza gezecek olan ben şimdi şehir merkezindeki okulumun bahçesinden çıkmaya korkar haldeydim.

Acilen abi diyebilecek bir arkadaşın dostluğuna sığınmalıydım. Birkaç denemem de buldum da. Benim boylarım da olmasına rağmen sesi otuzlu yaşlarda olan bir arkadaştı bu. Tek başıma cesaret edemediğim o okulun bahçesinden aşırı tok sesli arkadaşımla çıkmayı başarmıştık. Bir bankın üzerinde tanışmaya çalışıyorken, o tok sesli arkadaşımın ‘’ anneee’’ feryatları ile ağlamaya başlaması beni aldığım tüm bayram harçlıklarından daha çok mutlu etmeyi başarmıştı. İçimden yalnızlıktan kurtulmanın sevinci ile hoş kahkahalar atarken, dışarıda annesinden ayrılmış bir çocuğun içler acısı feryadına eşlik ediyordum. Tok sesli arkadaşımın ağlaması ilk günümün o amansız sessizliğini atlatmam da tutunacak dalım olmuştu. O kadar güzel ağlıyordu ki hala ne zaman ağlamak istesem onun o tok sesine benzetmeye çalışırdım sesimi, hiç başarılı olamasam da.

Başka arkadaşlarım da oldu aylar ve yıllar içerisinde. Zamanla o kadar alışmıştım ki yatılı okuluma, bir yıl öncesinde evi özlediğim anlarda ağlamak için bulduğum sessiz köşeleri şimdi, yeni gelmiş öğrencileri teselli etmek için gezer haldeydim. Annesinden ayrı düşmüş bir çocuğun asla teselli olamayacağını o zamanlar da anlamıştım işte. Maalesef her yeni gelen çocuk benim kadar şanslı olamıyordu ağlamasında teselli bulacağı tok sesli bir arkadaşa rastlamak için.

İnsan o yaşta yaşadığı acıların giderilmesi için her şeyi gözü kırpmadan yapabilir. Sigaraya en çok yaşlarda başlar herkes. Ben de o yaşlar da başladım. Büyümek için geçilmesi gereken en ağır zaman dilimi bu yaşlardır işte. Atlatılması gereken bu zaman diliminin şartlarını biraz olsun hafifletecek ne olursa ona yönelir her birey. Ben de çok şey denedim. Şimdi bakıyorum da o zamanlar birkaç kilometrelik bir ayrılığın verdiği acıyı, şimdi binlerce kilometrelik uzaklıklar yaşatamıyor. Ya ben büyüdüm ya da insanlığım küçüldü.

Şimdi doğduğum yerden çok uzaklarda tek amacımız olan büyümek için hala çalışmaktayım. Nedir bu büyümek diye soruyorum karşılaştığım ve büyüdüklerine inandığım abilere. Ve inanın her biri sorduğum sorulara küçük bir çocuk gibi cevap veriyorlar. Allah insanlığımızı küçültmesin.

               

                                                                                                       

Enes Ediz Attila Aras

İZDİHAM

 

 

 

 

İzdiham Dergisi 32. Sayısında birbirinden güzel yazılar, şiirler, çıldırmalar, öyküler ve denemelerle okuyucusuyla buluşuyor. Kapakta viyolonsel çalan Vedran Smailovic.  Bosna yerle bir edilirken her enkaza smokinini giyerek ağıt yakan Vedran’ın iç burkan hikayesini okuyacaksınız. Arka kapakta ise saçlarını üfleyince tarak uzattığımız Naim Süleymanoğlu. İzdiham, unutulmaz bir sayı daha sunuyor. İzdiham Dergisi 32. Sayısına Buradan Ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın