Emrah Yolcu Başka Dergi İle Söyleşti

“Henüz yorulmak için çok genç ama dinlenmemek için oldukça yaşlıyız. Bu yüzden yürüyoruz, aheste aheste, sindire sindire.”
Baška manifesto.

Evvela hayırlı olsun diyelim. Dergi çıkarmak zor ama güzel bir iştir. Baška bu zorluğun üstesinden güzellikle gelecektir. İç kapakta yazdığınız gibi “Dünyayı güzellik kurtaracak.” Baška üç farklı dilden yazı ve şiirlere sahip. Bedri Rahmi’nin “en azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin” dizesinin geçtiği Üç Dil şiirinin izinden gidiyor. Bu yayın politikanız hakkında neler söylersiniz?

Balkan edebiyatı yapmak üzere yola çıktığımız için Balkan kültürünün o çok çeşitliliği ve delibozuk tavrına atfen 3 dilli yayın yapmak istedik. Gayet tabi bunda Balkan bölgesinde konuşulan dillerin dergimizde yer alma gayesi de var. Buna müteakip Boşnakça, Türkçe ve İngilizce yayın yapıyoruz. Boşnakça dili o bölgedeki Sırpça ve Hırvatça ile aynı. Makedonca, Bulgarca ve Slovence ile ise çok benzemektedir. Geriye kalan Romence, Arnavutça ve Rumca içinse İngilizce yayın yapıyoruz. Yani insanlar neden İngilizce de var Uluslararası olmak gibi bir amacınız mı var diye soruyorlar biz de; “Hayır, amacımız dergiyi anlamak isteyen herkesin anlayabildiği dili yakalayıp dergiyi oradan takip etmesidir.” diyoruz. Yani bir Arnavut Türkçe de bilebilir ve bizim dergimizi Türkçe takip eder veya bir Yunan İngilizcesinden takip eder.

Dergi uzun süren bir hazırlık dönemi yaşadı. Derginin çıkış fikri, oluşum ve hazırlık süreci nasıl gelişti?

Başka dergi için bir hazırlıktan ziyade olgunlaşma süreci beklendi. Yani “Biz bir Balkan dergisi çıkaracak seviyede miyiz?” diye sorduk kendimize. Bu soruyu belki yıllardır kendimize soruyorduk ve cevabı “Evet” olduğu an hazırlıklara başladık. Öncelikle ekip olarak bölgenin diline hâkim olmamız gerekiyordu, aynı şekilde kültüre, sosyolojiye ve tarihe. Tabii ki tam olarak kendimiz için ’’Tamam biz artık olduk!’’ demiyoruz ama mevzubahis Balkanlar ise söyleyecek sözü olan nadir oluşumlardan biriyiz.

Baška bir manifestoyla açılıyor. Manifesto varsa ortada itiraz edilen, karşı çıkılan en azından sessiz kalınamayacak bir şeyler var demektir. Edebi piyasamızda sizi rahatsız eden bir şeyler var mıdır? Manifesto’nuzda “Güncellikten bunalan günümüz insanı acaba bir nebze olsun ferahlayabilecek miydi bizimle?” diyorsunuz. Baška, popülizm ile arasına nasıl bir mesafe koyuyor?

Ülkeleri siyasetin bir alanı, şehirleri turizmin bir parçası ve insanı sosyolojinin bir nesnesi olarak kabul eden zihniyetin bunalttığı insanları ferahlatmak istiyoruz. Mevzubahis Balkanlar olunca bunu bazı çevreler romantize ediyorlar. Olduğundan farklı bir Balkan portresi çizerek insanları buna inandırıyorlar; aynı çevre işine geldiği zaman ise olayı Dramatize ederek insanların duyguları ile oynayabiliyor. “Bakın Mostar köprüsü ne kadar güzel.” diyorlar ama tepede duran ‘Haç’ es geçiliyor. “Bakın Sarajevo’da evler böyle kurşunlandı, savaşta bu kadar insan hayatını kaybetti.” diyorlar ama Savaşta başlatılan Film festivalinden hiç söz edilmiyor. Evet, bu bağlamda pop kültürü ile aramıza müthiş bir mesafe koyuyoruz çünkü bahsettiğimiz şeyler popüler şeyler değil. Aynı şekilde bu Bölgeyi siyasetlerinin bir parçası haline getirenlere karşı da bir duruş sergilemeye çalışıyoruz. “Hayır, sizin verileriniz ve istatistikleriniz hatta bilimsel çalışmalarınız burada sökmez. Buraları sanatçıların, sosyologların ve edebiyatçıların incelemesi gerekiyor aksi takdirde patinaj çekip dururuz.” diyoruz.

Dostoyevski neyiniz olur?

Her şeyden önce Slogan Babamızdır. Dosto’nun ‘‘Dünyayı güzellik kurtaracak’’ özdeyişinden hareketle bir sayı çıkardık ve bu sonradan bizim şiarımız, sloganımız oldu. Beyaz Gecelerini okurken St. Petersburg yerine Sarajevo’yu canlandırmışızdır gözümüzde. Bu bağlamda biz Balkanlar için ne hissediyorsak bunda Dosto’nun payı büyüktür, kendisi karamsar bir yazar olarak anılır fakat “dünyayı güzellik kurtaracak” diyen bir adam ne kadar karamsar olabilir ki.

Sizce okur gerçekten de, yazılanların sorumluluğunu üzerine alabilir mi?

Bizim için alıp almamalarının bir önemi yok. Dünyayı biz değiştirmeyeceğiz. Daha da küçültürsek Balkan algısını da biz değiştirmeyeceğiz fakat okurlar bir nebze olsun şaşırmalılar ve kafa yormalılar. Durgun göle taş attık ve bu göl okurların gölüydü. Eğer dalgalanmadan şikâyetçilerse buyursunlar, yok biz böyle eskisi gibi iyiyiz derlerse de onların bileceği iş.

Baška’nın yolu nedir? Nereyi hedeflemiştir; varmak, ulaşmak için değil yürümek için?

Balkanlarda yol süreleri Kilometre ile anlaşılamaz, 100 km’lik bir yol Türkiye’de veya Avrupa’da 1 saatte alınabilirken bu Balkanlar’da 2 saati bulabilir. Duble yolları yoktur, dağların içerisinden geçersin, zordur yani. Bizim yolumuzu da Balkan yollarına benzetiyorum ben, başkaları otobanda hız yarışı yaparken biz Yugomuzla veya Trabantımızla aheste aheste gidiyoruz. Acelemiz yok, varabildiğimiz yere kadar varmak istiyoruz. Bizden yumruğumuzu duvara vurup elimizi kırmamızı bekliyorlar, bunu yapmadığımız için amacımız yok zannediyorlar.

Yahya Kemal’den de Yaşar Nabi’den de ilham alıyoruz. Münir Belgradi’den de Sarı Saltuk’tan da esinleniyoruz. Osmanlı’nın sanatta ve edebiyatta zirve yaptığı yerler buralar, buralar olmadan bir medeniyet tahayyülü kurmak bizce abeste iştigaldir.

Peki ya Saraybosna? Ölüme bir hüviyet veren Saraybosna… Çocuklar için okul sıralarından tabut yapılan Saraybosna…

İnsanlığa dair umutlarımızın bir bir tükendiği şu günlerde, Sarajevo’ya bakarak umudumuzu tekrar tazeleyebiliriz. Evet, insanlık hala ölmemiş diyebiliriz orada!

Günümüz dünyasında unutulan birçok şey orada hala inatla devam ediyor. Bizim kültürümüze dahi orada daha çok sahip çıkılıyor. Eğer bir medeniyet inşasına kalkışacaksak bu Sarajevo’dan başlayacaktır şüphesiz.

İsmet Özel’in ve Nazım’ın birer şiirlerinin İngilizce çevirisi de yer alıyor ilk sayınızda. Bosna’da Türk şiirine olan ilgi hangi boyutta?

Divan edebiyatı ile ilgili çalışma yapan akademisyen ve edebiyatçılar mevcut olsa da halkın bu edebiyata çok rağbet ettiğini söyleyemeyiz. Osmanlıdan ötürü bir nebze de olsa eski kasideler ve ilahiler günümüze kadar ulaşmış fakat kısır bir kitle tarafından takip edilmekte. Modern Türk edebiyatına ise Makedonya’da ki Türkler hariç Balkanlarda ilginin olmadığını söyleyebilirim. İlk sayıda İsmet Özel ve Nazım Hikmet, 2.sayıda Ahmet Hamdi Tanpınar şiirlerini çevirerek Türk şiirini Balkanlara tanıtmaya çalıştık ve bunu yapmaya devam edeceğiz.

Bosna’da çıkan edebiyat dergileri hakkında konuşalım biraz da. Orada edebiyat dergiciliği, genç şiir ve şair ne durumdadır, neler yapar? Türkiye’de olduğu gibi dost-ahbap ilişkileriyle mi yürütülüyor işler? Genç şair güncele mi takılır yoksa evrensel şiirin görklü okumalarını mı yapar?

Burada dergicilik tamamen Magazin ve Aktüel üzerinden gitmektedir, aylık veya 2 aylık edebiyat dergisi bizim bildiğimiz kadarı ile çok az var. Bir takım araştırma dergileri var tabi fakat bunlar da edebiyata ağırlık vermezler.
Özellikle savaş sonrasında halk Ülkeyi yeniden inşa etti, bu daha çok yıkılan şeylerin onarımı veya boşalan yerleri baştan yapma şeklindeydi dolayısıyla sanat ve edebiyatı es geçtiler. Bosna bu konuda hala geçmişin ekmeğini yemekte; maalesef günümüzde edebiyat anlamında yeni eserlerin azlığı büyük bir sıkıntı, yeni eserler de genellikle savaş hakkında çıkıyor. Çünkü savaş hala sıcaklığını koruyor ülkede.

Baška, yolculuğunda uğradığı durakları güzelleştirecektir. Eşlik edeceklere bir şeyler söylemek ister misiniz?

Biz güzellikten yanayız, yazımızı güncelin gri tonundan ve sayısal verilerin sıkıcılığından ayıklıyoruz. İşimiz Balkan Edebiyatı, bu yüzden Balkanların çok sesliliği bizim yolumuzu eğlenceli kılacaktır. Bu yolda bize eşlik edecek herkese samimi ve sıcak ama bir o kadar da gerçekçi bir yolculuk vaat ediyoruz.

Röportaj: Emrah Yolcu’nun Enes Güler ile yaptığı söyleşidir.
Kaynak: 

 

İZDİHAM

İzdiham Dergisinin 29. sayısı çıktı.  İzdiham 29. Sayısını hiçbir şey için okumayacaksanız bile 00.05.1965 tarihinde Elazığ Akıl Hastanesi’nde yatan Urfalı bir hastanın Allah’a yazdığı mektup için okuyun!   İzdiham 29. sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın