Elias Canetti, Sürü

Sözcüğün modern anlamıyla kitle kristalleri ve kitleler, hâlâ aynı olan daha eski bir birimden türemiştir. Bu birim sürü’dür.* On ya da yirmi kişilik küçük gruplar halinde dolaşan küçük hordalar** arasında sürü, komünal heyecanın ortak ifadesidir.

Sürünün karakteristik özelliği büyüyememesi olgusudur. Etrafı boşlukla çevrilidir ve kelimenin tam anlamıyla ona katılabilecek hiç kimse yoktur. En yakıcı dileği daha fazla sayıda olmak olan, heyecan içinde bir grup insandan oluşur. Avlanma ya da kavga olsun, birlikte yaptıkları her ne ise daha fazla sayıda insanla birlikte yapmaları çok daha iyi olur.

Bu kadar az kişiden oluşan bir grup için, sürüye dahil olan her bir insan ayrı, önemli ve vazgeçilmez bir katkı anlamını taşıyacaktır. Bu insanın sürüye kattığı kuvvet, sürünün toplam kuvvetinin onda ya da yirmide biri kadar olabilir. Doldurduğu konum hepsi için kazançtır; bugün hemen hemen hiç birimiz için olmadığı bir biçimde, grup rezervi içinde hesaba katılır.

Bir birey zaman zaman grubun içinden çıkan ve “bir”lik duygusunu en kuvvetli biçimde ifade eden sürünün içinde, kendini asla modern bir insanın günümüzdeki bir kitlede kendini kaybettiği kadar bütünüyle kaybetmez. Sürünün değişen düzeni içinde, dans ederken ve sefere çıkarken, birey kendini tekrar tekrar sürünün kenarında bulacaktır. Sürünün ortasında da olabilir; o zaman hemen sonra kenarında bulur kendini; ya da önce kenarında, sonra tam ortasında da.

Sürü ateşin etrafında bir çember oluşturduğu zaman, her insanın sağında ve solunda başkaları olacaktır ama arkasında hiç kimse olmaz; sırtı çıplaktır ve vahşi doğaya açıktır.

Sürünün içindeki yoğunluk daima bir yanılsamadır. İnsanlar birbirlerine sımsıkı yaslanabilirler ve geleneksel ritmik hareketlerle bir kalabalık taklidi yapabilirler, ama onlar kalabalık değildir; birkaç kişidirler ve sayı olarak yoksun oldukları şeyi yoğunlukla telâfi etmek zorundadırlar.

Kitlenin bildiğimiz dört temel niteliğinden ikisi, büyük bir şevkle olması istenip, rolü yapılmasına rağmen, sürü sözkonusu olduğunda en kurmaca olanlardır. Bu yüzden diğer iki nitelik gerçekte çok daha kuvvetli bir biçimde var olmalıdır. Büyüme ve yoğunluk yalnızca oynanır; eşitlik ve yön gerçekten mevcuttur. Sürü konusunda insana çarpıcı gelen şey, sapmaz yönüdür; eşitlik, sürüdeki herkesin aklını aynı amaca, belki öldürmek istedikleri bir hayvanın görüntüsüne takmış olduğu olgusunda ifadesini bulur.

Sürü birçok biçimde kısıtlanmıştır. Sürüde görece az insan bulunur ve bu insanlar birbirini iyi tanır. Bu insanlar her zaman birlikte yaşamışlardır, her gün görüşmüşlerdir ve pek çok ortak girişimde birbirlerini tam olarak değerlendirmeyi öğrenmişlerdir. Sürü kendisine yeni katılacakların olmasını bekleyemez; benzer koşullarda yaşayan insan sayısı çok azdır ve çok geniş bir alana dağılmıştır.

Ama yine de sonsuz bir büyüme kapasitesine sahip olan kitleye göre bir bakımdan üstünlüğü vardır. Bütünüyle, birbirini iyi tanıyan insanlardan oluştuğu için kötü koşullar nedeniyle dağılmış olsalar bile, her zaman yeniden sürü oluşturabilirler. Sürü devamlılığını kabul edebilir; sürüyü oluşturan insanlar hayatta oldukları sürece sürünün varlığı garanti altındadır.

Sürü ritler ve törenler geliştirecektir ve bunlarda yer alanların yeniden ortaya çıkacağına güvenilebilir. Nereye ait olduklarını bilirler ve yoldan çıkma konusunda akılları çelinemez. Bu gibi akıl çelmeler gerçekten o kadar azdır ki bunlara taviz verme alışkanlığının gelişme şansı yoktur.

Ancak sürüler büyüdüğünde, büyüme, ayrı ayrı çekirdeklerde ve katılanların karşılıklı mutabakatıyla gerçekleşir. İkinci bir gruptan oluşan sürü ilk sürüyle karşılaşabilir ve kavga etmezlerse eğer, geçici amaçlarla güçbirliği yapabilirler. Ancak iki ayrı çekirdek olma bilinci her zaman korunacaktır.

Birleşik eylemin heyecanı içinde bu bilinç ayrılığı ortadan kalkabilir, ama bu uzun sürmez. Her halükârda, payelendirme ya da diğer törenler sırasında bu bilinç ayrılığı yine ön plana çıkacaktır. Sürü hissi her zaman, bireyin sürüden ayrı olarak kendisine yönelik duygularından daha kuvvetlidir. Ortaklaşa yaşamın belirli bir düzeyinde sürünün ayrı çekirdekler halinde olması belirleyici ve sarsılmaz niteliktedir.

Burada bilerek, kabile, aşiret, klana ilişkin alışılmış kavramların hepsine, farklı türden bir birimle, sürü birimiyle karşı çıkıyorum. Bu iyi bilinen sosyolojik kavramlar, önemli olsalar da, statik bir şeyi temsil ederler. Bunun aksine, sürü bir eylem birimidir ve dışavurumları da somuttur.

Kitlelerin davranışlarının kökenini araştırmaya sürüden başlamalıyız. Sürü, kitlelerin en eski ve en kısıtlı biçimidir ve sürü modern anlamdaki kitle bilinmeden önce de varolagelmiştir. Sürü, onbinlerce yıl içinde, kolayca kavranabilecek çeşitli biçimlerde ortaya çıktı; öyle etkin bir gücü vardı ki bu sürünün izleri her yerde, hatta bizim farklı olan dünyamızda bulunur, doğrudan sürüden türemiş oluşumlar hâlâ mevcuttur.

Çok erken devirlerden itibaren sürünün dört farklı biçimi, ya da işlevi olmuştur. Bunların hepsinde geçici bir şeyler vardır ve her biri kolayca diğerine dönüşebilir, ama öncelikle birbirlerinden hangi bakımlardan farklılık gösterdiklerini belirlemek önemlidir. En gerçek ve doğal sürü, sürü sözcüğünün türediği avcı sürüsüdür. Nerede hedefi tek bir insan tarafından ele geçirilemeyecek kadar kuvvetli ve tehlikeli bir hayvan olan bir sürü varsa, bu bir avcı sürüsüdür.

Bir de, ne zaman kitlesel bir av olanağı oluşsa, bunun olabildiğince azını elden kaçırmak için avcı sürüsü gereklidir. Katledilen hayvan çok büyükse, örneğin, balina ya da filse, bu hayvanın boyutları, bu hayvan aslında bir ya da iki kişi tarafından vurulmuş olsa bile, taşınıp bölünmesi için birlikte çalışan çok sayıda insanın gerektiğini gösterir.

Böylelikle avcı sürüsü, paylaştırma aşamasına girer. Paylaştırmanın ille de avlanmadan sonra yapılması gerekmez; ama bu iki aşama, ya da durum yakından bağlantılıdır ve birlikte incelenmelidir. Her ikisinin de nesnesi avdır. İster canlı ister ölü olsun, tek başına bu hayvan, bu hayvanın doğası ve davranışları, onu hedef kılarak oluşan sürünün davranışlarını belirler.

İkinci tür sürü, savaş sürüsüdür ve bunun avcı sürüsüyle pek çok ortak yanı vardır; hatta avcı sürüsüyle pek çok geçiş durumları açısından ilintilidir. Savaş sürüsü ikinci bir insan sürüsünün varlığını gerektirir; savaş sürüsü karşıt sürü henüz oluşmamışsa bile, her zaman düşman olarak gördüklerine cephe alır. Daha erken dönemlerde savaş sürüsünün nesnesi sıklıkla tek bir canlı, intikam alınması gereken bir insandı. Kurbanını bilmesindaki kesinlik bakımından savaş sürüsü bilhassa avcı sürüsüne yakınlaşır.

Üçüncü tür, yas sürüsüdür. Bu tür sürü, grubun her mensubu ölüm nedeniyle gruptan kopup ayrıldığında oluşur. Grup küçük olduğundan, kaybettiği kişinin yerinin doldurulamaz olduğunu hisseder ve bu olay vesilesiyle bir sürü olarak birleşir. Birincil meselesi, ölmekte olan insanı alıkoymak veya tamamen yok olmadan, ondaki yaşamın yiyip yutabileceği kadarını söküp almak olabilir; ya da kendisi öldükten sonra yaşayanlara düşman olmasın diye ölmekte olanın ruhunun teveccühünü kazanmak isteyebilir. Her halükârda, bu tür eylemin zorunlu olduğu duyumsanır; hiç bir yerde bundan bütünüyle vazgeçen hiç bir insan yoktur.

Dördüncü olarak, bütün çeşitliliğine karşın, ortak bir niteliği olan çeşitli fenomenleri özetleyebileceğim. Artış sürüleri, grubun kendisi, ya da ister bitkiler ister hayvanlar olsun, grubun ilintili olduğu canlıların sayısı daha fazla olsun diye oluşur. Kendilerini, belirli bir mitsel önemin atfedildiği danslarla açığa vururlar. Diğer sürüler gibi, artış sürüleri de insanların bir arada yaşadığı her yerde bulunurlar; dile getirdikleri ise, her zaman grubun sayısından duydukları tatminsizliktir.

Modern kitlenin en temel niteliklerinden biri olan büyüme niyeti çok önceden, kendileri büyüme kapasitesine sahip olmayan sürülerde ortaya çıkar. Büyümeye zorlamak için yapılan ritler ve törenler vardır, bunların etkililiği konusunda kim ne derse desin, zaman içinde büyük kitlelerin oluşumu sonucunu verdikleri ortadadır.

Bu dört sürünün ayrıntılı olarak incelenmesi, insanı şaşırtıcı sonuçlara götürmektedir. Dördü de birbirine değişme eğilimi taşımaktadır; sürülerin bu dönüşümü kadar öğretici başka bir şey yoktur. Çok daha büyük (olan) kitledeki değişkenlik, bu küçük ve görünüşte çok daha katı oluşumlarda bile görülebilir. Bu küçük kitlenin geçirdiği başkalaşımlar çoğu zaman alışılmamış dini fenomenlere yol açar.

Avcı sürülerinin, yas sürülerine nasıl değiştiğini; bu işlemin etrafında özel mit ve kültlerin nasıl oluştuğunu göstereceğim. Bu gibi durumlarda yas tutanlar kendilerinin avcı olduklarının unutulmasını isterler. Uğruna feryat edip ağladıkları kurban, avın kanının dökülmesinden doğan suçluluk duygusundan arınmaya hizmet eder.

Bu daha eski ve daha kısıtlı kitle türü için “sürü” teriminin seçilmesi, insanlar arasındaki kökeninin, hayvanlar, birlikte avlanan hayvan sürüleri olduğunu bize anımsatmayı hedeflemektedir. İnsanların iyi tanıdığı ve kullandığı köpeklerin çoğunun türetilmiş olduğu kurtlar insanı çok eski tarihlerde etkilemişti. Çeşitli halklar arasında mitsel hayvan olarak kabul edilmeleri, kurt-adam kavramı, kurt kılığına girmiş insanların diğer insanlara nasıl hücum edip parçaladığını anlatan öyküler, kurtlar tarafından büyütülmüş çocuk efsaneleri, bunların hepsi ve başka pek çok veri kurdun insana ne kadar yakın olduğunu kanıtlamaktadır.

Birlikte ava çıkmak için eğitilen av köpeği sürüsü, bu eski bağıntının yaşayan hatırasıdır. İnsanlar kurtlardan çok şey öğrenmiştir. Kurt taklidi yapılan danslar vardır. Elbette başka hayvanlar da avcı halklar arasında benzer becerilerin gelişimine katkıda bulunmuştur. “Sürü” kelimesini hayvanlar için olduğu kadar, insanlar için de kullanıyorum; çünkü bu sözcük, birleşik ve kıvrak hareketi ve görünürdeki hedefin somutluğunu çok iyi ifade ediyor. Sürü, avını, avının kanını ve ölümünü ister. Peşinde olduğu şeyi ele geçirmek için kıvrak, kurnaz ve dayanıklı olmalı ve hedefinden saptırılmasına izin vermemelidir.

Sürü hep bir ağızdan haykırışlarla kendi kendisini cesaretlendirir ve sürü elemanlarından her birinin sesinin toplamı olan bu gürültü yadsınamaz. Bu ses yükselip alçalabilir; ama süreklidir, tam saldırı anında da mevcuttur. Sonunda ele geçirilip öldürülen av bütün sürü tarafından birlikte yenir. Adet olarak her üyeye bir pay düşer; hayvanlar arasında bile paylaştırmanın ilk adımları görülebilir.

“Sürü” sözcüğünü sözünü ettiğim üç temel oluşum için de kullanıyorum. Bunlara hayvanlar dünyasından bir model bulunmasının zor olduğu doğrudur; ama söz konusu işlemlerin somutluğunu, doğrudanlığını ve şiddetini ifade edecek daha iyi bir sözcük bilmiyorum.

 

 

Elias Canetti, Kitle ve İktidar 

İZDİHAM

 

 

 

İzdiham Dergisi 32. Sayısında birbirinden güzel yazılar, şiirler, çıldırmalar, öyküler ve denemelerle okuyucusuyla buluşuyor. Kapakta viyolonsel çalan Vedran Smailovic.  Bosna yerle bir edilirken her enkaza smokinini giyerek ağıt yakan Vedran’ın iç burkan hikayesini okuyacaksınız. Arka kapakta ise saçlarını üfleyince tarak uzattığımız Naim Süleymanoğlu. İzdiham, unutulmaz bir sayı daha sunuyor. İzdiham Dergisi 32. Sayısına Buradan Ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın