Ebubekir Kurban, İsmet Saat Kaç

Yirmi-yirmi beş civarında Ankaralı memur toplanmış, Meclis’i basacaklar. Sloganlar eşliğinde yola çıkıyorlar ama mesela caddeden karşıdan karşıya geçerken kırmızı ışıkta duruyorlar. Böyle bir manzarayla karşılaşıyorsunuz, sonra neye uğradığınızı şaşırıyorsunuz. Ya da şöyle bir şey oluyor, üç beş arkadaşınıza “Hadi devrim yapalım” diyorsunuz, sonra arkadaşlarınızdan biri size diyor ki “Abi üç gün sonra yapsak olmaz mı?” Niye diye sorduğunuzda,“Bugün ayın 12’si de” diyor!

Yolunuz hiç Ankara’ya düştü mü bilmiyorum. Benim bir kere düştü. Düşüş o düşüş. Bundan otuz sene önce ağabeyim üniversitede öğrenciydi, Meclis’e, Anıtkabir’e götürmüştü bizi bir keresinde. Belki o yüzden Ankara deyince, aklıma sadece Meclis ve Anıtkabir geldi yol boyunca.

Aradan tam otuz sene geçti, üstelik on yıldır bu şehirde yaşıyorum, Ankara deyince aklıma Meclis ve Anıtkabir geliyor. Çoluk-çocuk misafirlerim geliyor, yine onları Meclis’e ve Anıtkabir’e götürüyorum. Sanki başka güzel mekân yokmuş gibi şehirde. Son durum bu, maalesef.

Geçen gün İstanbul’da arkadaşlar, “Ne var ne yok Ankara’da?” diye sorunca bir düşündüm, bir düşündüm, anlatacak fazla bir şey bulamadım. Aklıma yine Anıtkabir’in aslanlı yolu, Dikmen Vadisi, Meclis, yorgun bürokratlar, Melih Gökçek geldi, ha bir de Vadi Kitabevi ve birlikteyken nefes alıp verdiğimi hissettiğim birkaç dostumun adı; başka da bir şey gelmedi.

Sonra bu şehir benim için ne ifade ediyor diye düşündüm ve Ankara için bir şeyler yazmak üzere bilgisayarın başına geçtim. Başkent üzerine şöyle bir ufuk turu yaptım, birkaç kitap karıştırdım. Gördüğüm şu: Ankara hakkında göz attığım pek çok yerde Cumhuriyet, Atatürk, Millî Mücadele ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir’i var. Dünden bugüne Cumhuriyet’in tarihi, onu kurup yaşatan insanların portreleri, işte bir takım müzeler filan… Ankara’da yaşayan kadınların, kurtuluş yıllarında nasıl seferber oldukları, Halide Edip Adıvar’ın Ankara kadınları, kadınların Cumhuriyet için yaptıkları anlatılıyor uzun uzun.

Ankara: Yağız çehreli şehir

Tanpınar’ın Ankara’sından birkaç cümle: “Belki Millî Mücadele yıllarının bıraktığı bir tesirdir, belki doğrudan doğruya çelik zırhlarını giymiş ortada dolaşan bir eski zaman silahşörüne benzeyen kalesinin telkinidir: Ankara, bana daima dasitani ve muharip göründü.” Başkenti yağız çehreli bir muharip olarak düşünen Tanpınar, kale ile Mustafa Kemal’in Kocatepe’ye ağır ağır çıkışını gösteren kalpaklı fotoğrafını muhayyilesinde birleştirir. Şehir ona daima, tarihin düğümlerinin çözülüp bağlandığı destanî havasıyla görünür. Tanpınar şehri gezerken geçmişi ve geleceği bir arada tasavvur eder. Sık sık da yeni gelişen şehirle Mustafa Kemal’in hayatı arasında bir irtibat kurar. İlerleyen yerlerde Mustafa Kemal ve arkadaşlarının harita başında geçirecekleri uykusuz geceleri, isimsiz şehit ve gazileri anıyor.

Cumhuriyet’i kuranlar, yaşatanlar hiç kuşkusuz önemli. Onları, eyvallah, sevelim sayalım da başta Millî Mücadele ve sonraki süreç, bana hep bir geri çekilmeyi, içe kapanmayı çağrıştırıyor. Tamam, Ankara’da bir Fatih Sultan Mehmet aramıyorum ama insan yine de bu kadar geri çekilmemeliydik, bu kadarını hak etmiyoruz diye düşünmekten alamıyor kendini. Tamam, doksan sene önce geri çekilmenin, mevzi kazanmanın, dolayısıyla yurdu korumanın, bir anlamı, bir karşılığı vardı ama aradan geçen bunca zamana rağmen değişen fazla bir şey yok; bırakın muhafazakâr bürokratı, sokaktaki Ankaralı bile çok tutucu, çok muhafazakâr, çok memur.

Yirmi-yirmi beş civarında Ankaralı memur toplanmış, Meclis’i basacaklar. Sloganlar eşliğinde yola çıkıyorlar ama mesela caddeden karşıdan karşıya geçerken kırmızı ışıkta duruyorlar. Böyle bir manzarayla karşılaşıyorsunuz ondan sonra neye uğradığınızı şaşıyorsunuz. Ya da şöyle bir şey oluyor, üç beş arkadaşınıza “Hadi devrim yapalım” diyorsunuz, sonra arkadaşlarınızdan biri size diyor ki, “Abi üç gün sonra yapsak olmaz mı?” Niye diye sorduğunuzda, “Bugün ayın 12’si de…” diyor mesela. Ankara üzerine okumak demek, bundan sonra benim için Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet tarihi üzerine okumak demek. Ankara üzerine konuşmaksa memurlar, bürokratlar ve kısır siyasi tartışmalarla eş anlamlı bir şey.

 

 

 

 

Ebubekir Kurban, İsmet Saat Kaç kitabından

İzdiham

 

 

 

 

“İzdiham, 31. Sayısında kapağı okuyucuları istediği şekilde tamamlasınlar diye manşeti siz atın dedi.” İzdiham Dergisi’nin 31 sayısı müthiş bir içerikle okuyucusunun karşısına çıkıyor. Edebiyat dünyasında yeni bir çığır açan İzdiham’ı mutlaka okuyun. İçeriği ile göz kamaştıran İzdiham’ın 30. Sayısı okuyucusuna anlamı büyük, yıllarca saklanacak bir hediye de veriyor. Herkes, herkesle gerçekten selamlaşsın diye.
İzdiham dergisinin 31. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın