E. M. Cioran, Çürümenin Kitabı

Sınırsız özgürlük ruh için bir suikasttır.

Felaketlerimizin sebebi biz isek, bizi kim kurtaracak? Kendimiz mi?

Bereket versin, gerçek suçlular olduğumuzu unutmamız için pek güçlük çıkarmıyoruz. Ve zaten hayata, bu yalanı ve unutkanlığı her gün tekrarladığımız takdirde dayanabiliyoruz ancak.

İnsanlar cehennemden kaçarken bile, cehennemi başka bir yerde yeniden kurmak için yaparlar bunu.

Ne ileride ne geride arama bir şey, bizzat kendinde ara, ne bir korku ne bir özlem duymadan. Hiç kimse, geçmişin ya da geleceğin olduğu kadar kendine bağlı değil.

Uyuduğumuz geceler sanki hiç yaşanmamış gibidir. Göz kırpmadığımız gecelerdir beleğimizde kalanlar: “Gece” demek, uykusuz geçen gece demektir.

Bütün pratik sorunlarımı kuramsal sorunlara dönüştürdüm, onları çözmek zorunda kalmamak için. Çözümsüz olana karşı, böylece rahatlıyorum …

Başkalarının keyfince dinlendiği bir uykudan uyanmak için nice yıllar, ve sonra bu uyanıştan kaçmak için nice yıllar daha …

Yaşamak, savaşı kaybetmektir.

Sorumluluk probleminin anlamı olurdu, eğer doğmadan önce bize sorulmuş olsaydı. O zaman olduğumuz şeyi kesinlikle kabul etmiş olacaktık.

Bir gnostik kitabında şöyle der: “Kederli insanın duası hiçbir zaman Tanrı’ya ulaşacak kadar güçlü değildir.” … İnsan sadece darbe yediği zaman dua ettiği için, bundan, hiçbir duanın hiçbir zaman amacına ulaşmamış olduğu sonucu çıkar.

Yalnızlığımızı korumanın tek yolu, sevdiklerimizden başlayarak herkesi yaralamaktır.

Anlamış olmaktan ve hala hayatta kalmaktan daha yanlış bir durum yoktur.

Artık kendimize inanmadığımızda, üretmeyi ya da mücadeleyi, kendimize sorular sormayı ve cevaplamayı bıraktığımızda – olması gereken bunun tam tersi olduğu halde – bağlardan kurtulduğumuz andan itibaren gerçekliği tam olarak yakalayabildiğimiz, gerçekle gerçek olmayanı ayırt edebildiğimiz görülmüştür; fakat kendi rolümüze olan inanç bir kez kurursa, her şeye, gerçekliğe de, ona herhangi bir zamandan daha yakın olsak bile ilgisiz kalırız.

Daha ne kadar ayakta kalabileceğim? Ne zaman yok olup gideceğim?

Torino’da, krizin başlangıcında, Nietzsche durmadan aynaya doğru atılıyor, kendine bakıyor, geri çekiliyor, yeniden gözünü aynaya dikiyordu. Onu Basel’e götüren trende ısrarla istediği tek şey bir ayna idi. Kim olduğunu artık bilmiyor, kendini arıyordu. Kimliğini korumaya o kadar bağlı, o kadar düşkün olan Nietzsche’nin, kendini bulmak için, en anlamsız, en içler acısı çareden başka bir çaresi yoktur artık …

Sorumluluklarımdan kaçmak için yıllarca okudum, her gün, saatlerce, ne buldumsa okudum. Hiçbir yararları olmadı. Ama ne var ki kendime yanıltıcı bir etkinlik sağladım. İlk gençlik yıllarımda beni baştan çıkaran sadece kitaplıklar ve genelevlerdi.

 

 

 

 

 

E. M. Cioran, Çürümenin Kitabı

 İzdiham

 

 

 

 

İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: