Dücane Cündioğlu, Bir Adam Düşününüz ki

 Dücane Cündioğlu’nun yazısında süt dağıtımı ile ilgili konular yer almıyor.

Bir adam düşününüz ki hayatını Türkiye’de Sol’un ve Sosyalizm’in tarihini araştırmaya adamış olsun, ömrünü Marksizm’in en güçlü muhaliflerine, hatta bazı yandaşlarına —hem de 1930-40lı yıllarda— eleştiriler yazmakla geçirsin…

Bir adam düşününüz ki Ziya Gökalp’e… Tevfik Fikret’e… Ahmed Hâşim’e… Fuad Köprülü’ye… Hüseyin Cahid’e… Şevket Süreyya Aydemir’e… Mehmed Ali Aynî’ye… Haydar Rifat’a… Hilmi Ziya Ülken’e… Babanzâde Hüseyin Şükrü’ye… Prof. Kessler’e… hatta Dr. Hikmet Kıvılcımlı’ya gayet muknî ve ciddî eleştiriler kaleme alsın, hatta bu sayede söylenilmeyeni söylemeye, ihmal edileni ikame etmeye çalışsın, Ahmed Cevdet Paşa’nın, Nâmık Kemal’in, Mehmed Akif’in fikirlerini ‘farklı’ bir nokta-i nazarından ele alsın, Fecr-i Aticileri, Servet-i Fünuncuları yerden yere vursun…

Bir adam düşününüz ki “Muhammed ve İslâmiyet”, “İslâmiyet ve Sosyalizm Bağdaşabilir mi?”, “İsa Sosyalist midir?”, “İslâmiyet ve Osmanlı Sosyalistleri”, “İslâmiyet ve Yöncü Sosyalistler”, “Osmanlı İmparatorluğunun Dağılma Devri ve Tarihî Maddecilik” başlıklı yazılar, risaleler kaleme alıp ‘din’ ve ‘sosyalizm’ arasında irtibatlar kurmak için gece-gündüz demeden kütüphaneler devirsin de muhalifleri bile “Bu adam ekmek yerine kitap yiyor, onunla münakaşa edilmez” desin…

Bir adam düşününüz ki bütün bu faaliyetleri sırasında kimliğini saklamak, 100′ü aşkın müstear ad kullanmak durumunda kalsın, sürgünlerden, mahkemelerden başını alamasın, üstelik memleketin tanınmış birçok kaleminin ciddiye aldığı, hatta ‘talebesi’ veya ‘arkadaşı’ olmakla övündüğü bir isimken, gerçekte bir ‘çelebi’ gibi yaşasın ve bir ‘garip’ gibi ölsün…

VE bir adam düşününüz ki onca vasfına rağmen, hakkında yazılmış bir tek, evet bir tek ciddi tedkik, bir tek biyografi ve/veya bibliyografi neşredilmemiş olsun…

Kimden bahsettiğimi tahmin edebildiniz mi?

Merakta bırakmamak için hemen söyleyeyim: Kerim Sadi’den, yani A. Cerrahoğlu’ndan… (İsm-i müstearları bitmez.)

Güya hakkında bir yüksek lisans tezi yapılmış… Değer hükmümüz: Atıf yaptığınız takdirde, bir şeylerden haberdarmış gibi görünmenize yarar, işte o kadar. (Kerim Sadi’nin dostu Cemil Meriç’in kızı Ümit Meriç yönetmiş bu tezi.)

Başka? Bir de derleme suretinde bazı övgü ifadelerinden gayrı pek ciddi malzeme içermeyen bir dostluk nişanesi…

“Türkiye’de Sosyalizm’in Tarihine Katkı” başlıklı kitabı Mete Tunçay tarafından yayıma hazırlanıp sunulmasaydı, adını hatırlayacak kaç kişi çıkardı, bilemeyiz. (Tunçay’ın sunuşunu okuyanlar, kitabın hacmiyle müellifi hakkında verilen isteksiz ve yorgun bilgiler arasındaki tezadı farketmekte güçlük çekmeyeceklerdir sanırım.)

Kerim Sadi hakkındaki bu bilgi fukaralığı bizi niçin bu kadar ilgilendiriyor dersiniz?

Yakın tarihimizin en önemli münekkidlerinden bu zâtın risalelerine başvurmadıkça, yukarıda adını saydığımız (ve saymaya lüzum görmediğimiz) nice sanat ve düşünce adamı hakkında yapılacak tedkikat eksiklerle ma’lul olacaktır; üstelik, yerli bir sosyalist olması sebebiyle, Kerim Sadi’nin eleştirileri, yapılacak yorumların başka alanlara taşınmasını, yeniden gözden geçirilmesini, hiç değilse sıkı bir münekkidle ciddi ciddi hesaplaşılmasını sağlayacaktır.

Öyle ya, Ahmed Hâşim hakkında bir-iki söz söyleyeceksiniz de Kerim Sadi’yi dikkate almayacaksınız, bu mümkün mü? Kesinlikle mümkün değil. (Tereddüt edenler, Beşir Ayvazoğlu’nun Ahmed Hâşim hakkındaki eserini okusunlar ve böylelikle Kerim Sadi’nin kronolojik önceliğinin kıymetini bizzat takdir etmeyi denesinler.)

Peki ya Fuad Köprülü hakkındaki “tarih felsefesi olmayan tarihçi” eleştirisi? Veya eleştirilerin isabetli, kendisinin hatalı olduğunu itiraf etmek zorunda kalan Hilmi Ziya Ülken hakkındaki değerlendirmeleri? Ya da Mehmed Ali Aynî’nin ünlü tenkidlerini boşa çıkaran tenkidleri?

Daha hangisini sayalım, karar veremiyoruz.

Dünkü yazımızda “Türkiye’de Sol, kendi geçmişini kavrama konusunda cidden yetersizdir” derken mübalağa ettiğimizi veya sırf lâf olsun diye konuştuğumuzu düşünenler varsa, başlarını iki elleri arasına alsınlar, sonra insafla karar versinler.

Kerim Sadi niçin ihmal edilmiştir? Bu bir tesadüf müdür?

Bu soruya cevap verebilecek nadir isimlerden biri de Attilâ İlhan’dı, ne yazık ki o da aramızdan ayrıldı.

Sizi merakta bırakmayayım da sorunun sahibi olarak, cevabını da ben vereyim: Kerim Sadi belki marksistti, komünistti, sosyalistti, ama hepsinden evvel yerli bir adamdı. Sizin anlayacağınız, gâvursa bile bizim gâvurumuzdu.

Türkiye’de onların olan mümtaz ve muazzez, bizim olansa merduddur. Onların olan öne çıkıyor, bizim olan geri itiliyor. Bu, bu toprakların yazgısı.

Dücane Cündioğlu
İzdiham

 

İzdiham 28 Çıktı. İzdiham 28. Sayısında da yine herkesten farklı, her şeyden özgün, her şeyden daha şiir. 28. Sayı ile İzdiham yepyeni bir yolculuğa daha başladı.  Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Bekir Şamil Potur, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Alper Çeker, Yunus Meşe, Emine Şimşek, Ferhat Toka, Bilge Çiğe, Mücahit Gündoğdu, Sema Evin, Meltem Gülname Kaynar,  Hatice Çay ve Yağız Gönüler hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham 28. Sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: