Doğukan İşler, Çok Yaşasın Uykusu Kaçanlar!

Yazar burada neyi katlediyor acaba?

Leonardo da Vinci günde ortalama 12 saat uyuyormuş! Günün yarısını mundar ediyormuş da diyebiliriz buna. Ve fakat kendisinin yaptığı işlere bakarsak, az uyuyan çoğu insanın yaptıklarının toplamını ikiye katlayabilir. Az uyumanın insan ömrünü uzattığı, tam tersinin de yine tam tersi şekilde ömrü kısalttığını da biliyoruz (İnsan ömrünün uzaması konusu da pek saçma bir konu. Sanki elimizde şu kadar yıl yaşayacağımıza dair bir belge var da, biz belgedeki ölüm tarihimizi az uyuyarak ya da başka türlü işlerle uzak bir tarihe erteletebileceğiz!). Tabii “çok fazla uyuma” gibi bir intihar biçimi henüz keşfedilmiş değil. Fakat az uyumak ya da çok uyumak bir yana, çoğu insan için uykuda ölme istemi gibisi de yok!

Taktir-i ilahi; kimse nerde ve ne şekilde öleceğini bilemez. Bir binanın bilmem kaçıncı katından atlayıp intihar eden, kafasına dayadığı silahı ateşleyen, zehir içen, kendini yakan…vs. Bu kişiler bile eylemleri sonucu ölmeyip sakat ya da hastalıklı kalabiliyorlar. Evet, insan nasıl öleceğini bilemez; ama nasıl bir şekilde ölmek isteğini yeri gelince dillendirir. Hiç kimse yanarak ölmek istemez örneğin. Yahut Alyona İvonovna gibi kafasına indirilen balta darbeleriyle (baltayı indiren Dostoyevski gibi ünlü bir yazarın, yine kendisi gibi ünlü roman kahramanı Raskolnikov bile olsa!). Hemen hemen herkes en rahat şekilde, en huzurlu bir anda, en güçlü manevi yoğunlukla göçmek ister fani dünyadan ebedi hayata. “Rahat ölüm” mekân ve durumlarından en çok tercih edileni ise kişinin kendi yatağında, uyku halinde ölmesidir. Tertemiz bir mekân, ne ölenin acı çektiği ne de ölüm anında başkalarına acı çektirdiği bir zaman, şairin dediği gibi “uyudun, uyanmadın olacak…” bir ölüm.

Her gün uzun uzun yapılan bu eylem (uyku) insana nasıl bir fani son getirir ki? Yıllarca daldığı her uykudan uyanmış bir insanneden bir gün uyanmama saçmalığı gösterir ki? Hem insan uykudayken nasıl yaşayabilir ki ölüm anını? Kendimizde olmadığımız, bilincimizin yok olduğu uyku halinde, büyük bir zamansızlık içindeyken hangi saat, hangi dakika içinde öldüğünü nasıl hisseder ölen kişi ya da ölen kişinin çevresi? Nasıl anlaşılır uyuyan kişinin ne zaman öldüğü?(Tam burada Albert Camus’nün o meşhur romanın açılışını hatırla ey okur!)

Kur’an-ı kerim’de, Zümer Suresi’nin 42. ayetinde şöyle buyuruluyor:  “Allah alır o canları öldükleri zaman; ölmeyenleri de uyuduklarında. Sonra haklarında ölüm kararı verdiklerini alı koyar, diğerlerini belirlenmiş bir süreye kadar salıverir. şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için deliller vardır.”

Ölümün kardeşi olarak yaratılan uyku, her ne kadar kardeşinden daha çok sevilse de tüm insanların sonsuz bir birliktelik adına buluşacakları yegane haldir. Belki de uykunun bu kadar sevilmesi insanın ölümle olan ontolojik ilişkisinin bir pratiğe geçme biçimidir. İnananlar için bir başlangıç, inanmayanlar için bir son olan ölümün aslında her iki taraf içinde netice itibariyle arzu edilmesinin fiili bir duasıdır olabilir.

Belki de bu yüzden çok uyku erken, az uyku geç ölüm getirir insana!

 

Doğukan İşler

İzdiham

 

İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: