Dilek Kartal, Zehra Boyu Kar

kafaya koyduğumda yirmi bir falandı
peki dediğinde taş çatlasın yirmi iki
verirler mi bakalım diyordum kendime
tamam istiyor da, kız öğrenci; hem öyle böyle değil
zehir gibi

evin büyük umuduydu zehra, küçük kızı
daha iş kadını olacaktı, dolar üstünden maaşı daha
özel sigortası, yemek çeki, arabası
kendi ayakları üstünde bir dursun da
koca nasılsa bulunur, diyordu anası
belki doktorlar, belki hakimler, avukatlar
ya da belki şirketten; arabası gibi o da

bir gece kim ne dediyse artık, şalterim nasıl attıysa
(bahane tabii) dikilmişim kapılarına bir gece
hasret nasıl dayandıysa
yürüdü geldi zehra!
beni o dakka istanbul’a vali yapsalar
istanbul’u bana verseler o dakka
anam avr… olsun istemem. zehra benimle
gecenin körü
üstelik nereye bile demeden yürüdü ya

kafam binbeşyüz, ama hayallerim var
cepte bir şey yok ama yüreğim var
bir de elinden tutmuşum ki zehra’nın
samanlığı diyorum, anasını satıyım
seyran bile ederiz biz bu zehra’yla

bir pansiyon, çünkü pansiyonlar ucuz
sanırsın ki evcilik oynuyoruz
birken iki oluyoruz zehra’yla, ikiyken üç
en uzun gece, hastane ve bebek sesi
elim titremiyor uzatırken
ödemeyi kimliğimle yapıyoruz

bakma kapı gibi adamdım ben de seksen kilo
yüzüme bakılırdı, ekmeğimi taştan çıkartırdım
ama bütün taşlar sözleşmiş gibi dağıldı elimde o kış
elimden yüzüme bulaştılar, bütün taşlar
sen hiç yüzünün bulaşığından utanıp, saklandın mı
yorganın altında?
yaralı bir hayvan gibi pusuda
hani belgesellerde olur; bir aslan, tuzağa yakalanmış
yaralı
çaresizlik saldırganlaştırır
bir aslan, yaralı, pusuda, saldırgan

gitmesi için dua ettim
inanmadın değil mi, ama ettim
kızdım, bağırdım, kovdum hatta küfrettim
ama zehra’da bir inat, taşı çatlatan bir inat
taş olsa çatlar dediğim ne varsa, inadım inat
yemeğe, ütüye bulaşığa
sigara bitti, temizliğe, çocuğa
o canım elleriyle zehra
sabır doğradı otur kalk tarhana çorbasına

hep böyle soğuk mu olurdu kış, çatı katlarında
yoksa kış en soğuk, çatı katlarında mı olurdu
– niye ağlıyor bu çocuk?
– üşüyor herhalde.

yorganımı okşadı önce
sonra küçük topuk sesleri merdivende
beş dakika geçmedi kapının önünde
zehra; bir kucak odunla hem de

ah be zehra
beni yaksaydın ya o gece
beni böyle lime lime doğrayıp beni
yaksaydın ya sobanın karşısına geçip
bir halta yaradın herif nihayet, deseydin ya
kopmuşum
yataktan nasıl fırladıysam
gözlerim yerinden nasıl fırladıysa
ne yapmaya çalışıyorsun ulan, diyip
boğazına nasıl sarıldıysam
ellerimi çok severdi zehra, nasıl sarıldıysam
ses kesildi, soba söndü
odanın içi kar
boyu zehra

 

 

 

Dilek Kartal
İZDİHAM

 

 

 

İzdiham Dergisinin 29. sayısı çıktı.  İzdiham 29. Sayısını hiçbir şey için okumayacaksanız bile 00.05.1965 tarihinde Elazığ Akıl Hastanesi’nde yatan Urfalı bir hastanın Allah’a yazdığı mektup için okuyun!   İzdiham 29. sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın