Dilek Kartal, Anneme Okunmasın Lütfen

anneme okunmasın lütfen
anneler günü ritüelinden:
kahvaltısız koşmalı, erkenden dört çarpı yüz koşmalı
bayraksız koşmalı, marşız, çingene kızına koşmalı
sar be ya demeli, böyle janjanlı, şöyle bir şekilli
bir de fiyonk, ille de roman, ille de kırmızı, ille de afili
dünyanın neresinde iyi bilmem ama burasında
berbat bir şeydir maaşla çalışmak
maaşını ayın on beşinde almak berbat bir şeydir
mayıs aylarının ikinci pazarları
ikinci pazarlara sokuşturulan anneler günleri berbat bir şeydir
allah anneme uzun ömür versin
anneler gününde maaşını almamış olmak berbat bir şeydir

oysa biz babamla biliriz
bi siz bilirsiniz zaten, diyip sinirlenir annem
kardeşlerim bilmez, oğlum bilmez
annem bazen unutur, bazen bilir işine gelmez
ama biz biliriz babamla
bu ülkede anneler gününü kutlamak;
açık açık sövmektir anamıza
ananı da al git ten daha zarif, daha kibar
cicili bicili ama rezilce sövmektir
üstelik amerika’nca
bazen babamla gideriz, çok uzağa değil şuralara
babamın gençliğine gideriz, benim gençliğime
birer sigara yakar, vay anasını, deriz
babamın sol yumruğu vardır oralarda
benim solaklığım, kalemi sol elimde tutmam
ellerine bakarım babamın, sol yumruğuna
eğilip öperim sağ sol fark etmez
babamın elidir sonuçta

babam devrime inanırdı eskiden, ben allah’a daima
babam eskiden polisten korkardı; ben allah’tan daima
kitapları vardı babamın döşemelerin altına saklanan
boşaltılmış rezervuarlara saklanan kitapları; devletçe yasaklanan
annem unutur bazen hatırlamaz
gözaltı morlukları, göz üstü morlukları
morarmış sırtları, tazyikli sokakları
coplanmış bildirileri, darbeleri, pankartları vardı babamın
beyazıt meydanı, atatürk ve cemal gürsel
“devrimin amacını kavramış olanlar sürekli olarak onu koruma gücüne sahip olacaklardır”
diyen resimleri vardı, komşulardan saklanan

benim sadece sol elim var, sol yumruğum değil
sadece sol yanım, sol yanımda ‘allah bir’im var
bilir babam, bilir ve korkar
babam polisten de korkardı zaten
ben bir allah’tan, bir de allah’tan korkmayanlardan
kitaplarım legal, yasa içi yayınlar
bu korsan kitap muhabbeti de sonradan çıktı
saklamam kitaplarımı, kitapların arkasına saklanmam
eğer suçsa kabul, yalnızca söverim
kitabının kapağını açmamış olanlara, içimden dışımdan

fraksiyon ayrımı değiliz, yollarımız ayrı, babam korkar
aman yavrum, der böyle gözleri titreyerek
aman yavrum, uzak dur başına bir iş gelir
kader var be baba, derim, ecel var, allah var
gelecek olan varsa, kaçsam da gelir
yine de yan yana yürüyebiliriz baba kız
birer sigara yakar, vay anasını, deriz
babam daha çok der, ben daha az
babam hayret eder
ben esfel-i sâfilîne iman ederim

ama beraber söveriz işçinin terini sırtında kurutana
boya sandığına sarılan çocuğun babasına beraber söveriz
televizyondaki kravatlı adamların ahkâmlarına
spor programlarında servis edilen kadın dekoltesine
keskin olmayan her şeye; ılımlı, uysal, pörsümüş
sulandırılmış her şeye; vakko eşarba ve gucci gözlüğe
bilmem kaç yıldızlı otellerdeki sünnet düğünlerine
ihalelere, hortumlara, balyozlara
gazete köşelerindeki bitirim ihtiyarlara
bütün kapalı kapıların ardına beraber söveriz

annem bazen unutuyor işte, bazen biliyor işine gelmiyor
kardeşlerim bilmiyor, bilmiyor oğlum
bas bas yazıyor gazeteler, televizyonlar bas bas
mayısın ikinci pazarı anneler günü
kutlu olsun, diyip sövüyorlar anamıza
eğilip derin bir reveransla teşekkür ediyor
annem, anneler, annesi
anlatmaya çalışıyorum anneme
uzak tarih, yakın tarih, ta dibimizde bir tarih
cumartesi anneleri mesela, mesela şehit anneleri
emine akçay
mesela anneleri adem’le hamit’in
bi siz bilirsiniz zaten, diyor annem, sinirleniyor
annem bu, anneler gitgide birbirine benziyor

annelere ne oluyorsa hep bu diziler yüzünden oluyor
bu diziler, bu bizim mahallelerde çekilmeyen diziler
bu bizim olmayan evler, bu eşyalar
bu bizim olmayan elbiseler, konuşmalar
bu kudurmuş şehvet, bu doymayan göz
bu annelerimize benzemeyen anneler
hadım ediyor şükürlerini onların, tevekküllerini parçalıyor
surat asıyorlar artık boş ellere
hediyesiz , “en azından bi buket”siz ellere
iç çekiyor, perdeyi düzeltip, mutfağa geçiyorlar
dilsiz bir sitem sonra; elde yok, avuçta yok diyen çocuklara

oysa annemin günü değil, anneyim ben benim günüm değil
değil annenin günü de, allah’ın günü işte, annelerin günü değil
şimdi her kafadan tek ses kutlu olsun dedi diye
buradan çıkıp bu hızla
bu mayıs’ın on üçünde maaşını alamamış ben, bu hırsla
çıkıp şimdi buradan nereye gideyim
hangi avlunun bahçesine gömeyim ellerimi, ellerim boş
yüzümü hangi kıbleye, hangi secdeye alnımı
ne yapayım allah’ım, söyle!
ben de mi soyunup, düzenin koynuna gireyim

Dilek Kartal, Fayrap
İZDİHAM

“İzdiham, 31. Sayısında kapağı okuyucuları istediği şekilde tamamlasınlar diye manşeti siz atın dedi.” İzdiham Dergisi’nin 31 sayısı müthiş bir içerikle okuyucusunun karşısına çıkıyor. Edebiyat dünyasında yeni bir çığır açan İzdiham’ı mutlaka okuyun. İçeriği ile göz kamaştıran İzdiham’ın 30. Sayısı okuyucusuna anlamı büyük, yıllarca saklanacak bir hediye de veriyor. Herkes, herkesle gerçekten selamlaşsın diye.
İzdiham dergisinin 31. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın