Dilek Akıcı Tayanç, Ruhu Çifte Kavrulmuş Bilgi Koleksiyoncuları

Hüsrev kafalı yağmurlar yiyen kadın ve adamlar, bilgi mahkûmları…

Her entelektüelin yapay sarayı değil de nedir bilgi? Öyle bir yapay saray ki, görünen yüzünde yoğun boya tabakası; makyajlı… Öyle bir yapay saray ki, iç yüzünde ruh kavurucu hapishaneler gizli… Öyle bir yapay saray ki, sahibi iç görüden yoksun; ruh yanıklarının müsebbibi olan ve kendi elleriyle kurduğu bilgi hapishanesinden haberdar değil. Her saray gibi, bu saray da başlangıçta kişiyi sosyal ve bireysel bilinçte yüceltmiş ve her yüceltmenin sonucunda olduğu gibi de sonunda bağsızlaştırmıştır. Bağsızlaştırmadan kasıt, kişinin nerdeyse bütün dayanak noktalarından ve zeminlerden sıyrılmış, soyutlanmış hale sokulmasıdır. Bu saray, sonunda ruh kurutucu, duvarları kalın mı kalın bir yalnızlık şatosuna dönüşmeye mahkûmdur. Bilgi sarayı eninde sonunda bilgi hapishanesine, hatta hücresine dönüşür.

Foucault , “Bilgi, dolaylı da olsa iktidara bağımlıdır” der. Esasen bu cümle farklı bir biçimde, şöyle meallendirilmelidir:  “Bilgi, kişide iktidar bağımlılığı yaratır.”  Kişi, önce kendini bilgi sarayının hâkimi ve hatta sarayın bulunduğu yerlerin de hâkimi olarak algılar; fakat bu algı çoğunlukla bilinç düzeyindeki bir algı değildir, bu nedenle de itiraf edilebilir bir yan barındırmaz. Ancak bilginin muhatabının; hükmetme, değiştirme arzusuyla yanması kaçınılmazdır. Önce kendini değiştirir, diğerlerinden ayırır; diğerlerini ötekileştirir. Tarihsel bağlamda da bilginin faşizan kullanımlarına yığınla örnek bulmak mümkündür. Bireysel bağlamda ise diğerleriyle bağını koparan entelektüel,  kendini önce aşırı değerli ve “farklı” addeder, daha sonra ise kendini yükselttiği noktada yapayalnız ve huzursuz kalakalır. Herkesten daha çok bilen, sorgulayan, okuyan entelektüel; herkesten yalıtılmış kulesinde, huzursuzluğuna son vermek için son çare olarak ölümü kendi elleriyle çağırdığında ya da eceliyle öldüğünde dahi yapayalnız ve bağsızdır. Çünkü bilmek, entelektüel için “anlamak ve yaşamak” değil ama bilgi toplamaktır. Büyük bilgi koleksiyoncularının buhranları, “anlamak”,“kabul”,  “acziyet”  ve  “teslimiyet”  kelimelerinin yoksunluğundan doğar. Çünkü narsisizme bulanmamış entelektüel neredeyse yoktur. Bu yüzden entelektüel ve bilge arasında dağlar kadar fark vardır. Entelektüel “ Sen çok Frenk okumuşsun; anlayamazsın!”  cümlesinin muhatabıyken; bilge, yaşamın anlamını okur.

Karamsar bakış açısından sıyrılıp, olumlu olasılıklara baktığımızda ise; entelektüelin bilge olabilme yolu, bilgiye sahip olma iddiası ve kibrinden vazgeçmesiyle mümkündür. Entelektüel, kibirlidir; büyüklenmeci tavrı, her davranışına ince formlarla yansır. Büyüklenmeci tavır (grandiosity),  entelektüelin mutsuzluğunun, öfke ve saldırganlığının sebebidir. Slyvia PlathJamesvari bir görüş diyerek ileri sürer ya;  “Ölüm: Yaşantılara girememektir.”, avcı / toplayıcı entelektüeller,  yaşantılara giremeyen ölülerdir.  İşte, tam da bu yüzden Slyvia için annelik, herhangi bir entelektüel ilişkiden çok daha derin manalar taşır. Fakat ölü bilgi koleksiyoncuları, daha evvel değindiğimiz gibi büyüklenmeci tavırlarına ve kalın duvarlı şatolarına bağımlılık geliştirirler. Bu bağımlılık nedeniyle de,  “yaşama”nın içine en fazla zaman zaman girebilir ve fakat gene şatolarına geri dönerler. Onları o yüksek dağdaki şatolarından, ancak yaşamanın zorunlu ve yoğun bağları (annelik gibi),  kurtarabilir. Tabii, bu kurtuluşun süresi, bağımlılığın ne kadar eski bir bağımlılık olduğuyla orantılı olarak değişecektir.

Zorunlu ve yoğun yaşam bağlarından kendilerini mahrum bırakmayı seçen entelektüelleri ise halksız solcular ve milliyetsiz milliyetçiler olarak adlandırılabilecek sınıfların içinde görmek,  kuvvetle muhtemeldir. Büyük kopuşun bilinçaltı tarihi, onlarda yazılır. İmzaları, Deccal’e dönüşür. Cehennemvari bir hiçlikle sarmaş dolaşken Kleist gibi, ancak haz silahıyla kendilerini vurarak hücre hapislerine son verebilirler. Prof.Kien de demez mi hem; “ Kitle tehlikelidir, çünkü bilgisizdir” ve “ Okumuşluk, bireyin kendi içindeki kitleye karşı kullandığı güvenlik kuşağıdır. … Ekleyelim o zaman; zamanla öldürücü bir zehre dönüşen, kurucusunu parçalayan jiletli telden bir güvenlik kuşağı… Zaten tam da bu sebeple Kien’in dünyasının adı “Körleşme”.

Son Dakika Haberi: Vücudu jiletlerle kıyılmış bir grup akademik ünvan taşıyıcısı ve entelektüel müntehirin cesetlerinin yeri, ancak yaydıkları kötü kokular sayesinde tespit edilebildi. Ancak tespit edilen mahallin, çok yüksekte olması sebebiyle cesetlere ulaşmanın uzun zaman alabileceği belirtildi.

Dilek Akıcı Tayanç

İZDİHAM

 

 

İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: