Dilay Sarkiler, Plüton

Dokuz sene önce New Horizons uzay aracının fırlatılışını NASA’nın sitesinden izlemek için uykusuz kaldığımı hatırlıyorum. Ertesi gün okulda, kantinde, yolda, ana akım medyada bu konuyla ilgili tek bir cümle bile duymadım, okumadım. Her sene belirli aralıklarla aklıma geldi Plüton’a doğru yol alan uzay aracı… Acaba ne kadar yol gitmişti, acaba Jüpiter’in yörüngesine girip, sapan etkisini kullanarak hızını artırmayı becerebilmiş miydi? Çünkü; eğer bunu becerirse, yolculuğu tahmin edilenden daha önce tamamlanabilir, Plüton’un neye benzediğini biraz daha önce görebilirdim. Çünkü; Plüton, umurunda bile değilken muhtemelen, üzerinde evet ve hayır yazılı iki kağıt parçasından birini havaya kaldırarak, kendisinin artık gezegen olmadığına kadar veren insanların elinden çıkan bu aracı nasıl karşılayacak diye merak ederdim. Geçtiğimiz hafta ilk fotoğraf geldi New Horizons’dan. Plüton, üzerinde kocaman bir kalp ve olanca dinginliğiyle merhaba dedi insanoğluna. Kendi hâlide dönüp dururken Güneş’in etrafında, kendisi gibi Güneş’in etrafında dönüyor olmaktan başka bir başarısı olmayan Dünya’nın parazitleri, insanlar tarafından kabûl edilmemiş olmayı ağır başlılıkla karşılayan küçük gezegen.
Ve sonra korktuğum başıma geldi, artık her yerde Plüton konuşuluyordu. Plüton’un üzerindeki kalbi herkes görmüştü artık. Herkes Plüton’a ulaşılmış olmasından duyduğu heyecanı dile getirmek için sıraya girmişti… Plüton artık gezegen değil denildiğinde içinde dışlanmışlığın acısını hissedip, bir gezegenin canının yanabileceğine dâir nâif düşünceler barındıramayacak kadar kendi dertleriyle meşgûl olan herkes, O ulaşılabilir olduğunda, artık O’nu kendilerinden görebilmişlerdi. İnsanoğlu ulaşılabilir olmayı seçer, ulaşılabilir olanla empati kurar, eğer biri acısını uluorta kusar ve biz de o acıya bulaşırsak acıdır. Oysa ben; belki de Plüton o kadar da şikâyetçi değilken hâlinden ya da bilmiyorken gezegenlikten oy birliği ile çıkarıldığını, günlerce insanoğlunun cür’etinden tiksinmiştim. Şimdiyse O’nu sevmek belki de en çok benim hakkımken, Plüton o kocaman kalbini benim için göstermişken, herkesle paylaşmak zorunda bırakılıyorum. İki gün sonra O’nu unutacak insanlardan bir gezegeni kıskanıyorum.
Günlerdir insanların bu cür’etleri üzerine düşünüyorum, çayını içtiği bir insanı, diğer insanların ilgisini çekebilmek uğruna ve sırf klavye kullanabilmeyi öğrendi diye karalara bulayan insan, kimseyle işi gücü olmayan kocaman kalpli Plüton’u silip atmış, çok mu?
Gezegen olmadığına karar verdiğin bir gök cisminin üzerinde hayat olup-olmadığını, ileride, şu anda üzerinde yaşıyor olduğumuz Dünya’nın içine etmekte birbirimizle yarıştığımız için yeni bir yuvaya ihtiyâcımız olursa diye araştırmak tam da insanın yüzsüzlüğüne yakışıyor, niye şaşırıyorum ki?
Dilay Sarkiler
İZDİHAM
İzdiham Dergisinin 29. sayısı çıktı.  İzdiham 29. Sayısını hiçbir şey için okumayacaksanız bile 00.05.1965 tarihinde Elazığ Akıl Hastanesi’nde yatan Urfalı bir hastanın Allah’a yazdığı mektup için okuyun!   İzdiham 29. sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Yorumlar!

Bir Cevap Yazın