Deccal

Nietzsche yaşamı ve yapıtları en çok tartışılan, düşünceleri ise en çok tartıştıran bir filozoftur… Paul Strathern “Nietzsche’yle beraber felsefe tehlikeli bir boyut kazanıyor. Gerçi daha önce de tehlikeli olmuştu, ama başka nedenlerden dolayı. Nietzsche’den önceki yüzyıllarda felsefe, filozoflar için tehlikeliydi, oysa Nietzsche’yle beraber herkes için tehlikeli olmaya başladı,” diyor.

“Böyle buyurdu Zerdüşt” adından en çok söz edilen kitabı olsa da Nietzsche’yi deli/dahi bıçağına dönüştüren yapıtı Antichrist ya da ülkemizde bilinen adıyla Deccal’dir.

Farklı çevirmenlerce Türkçeleştirilen Deccal bu kez özgün metin yanında “kavramların yerli yerinde kullanılmasını sağlamak” için İngilizce ve Fransızca çeviri ve araştırmaların ışığında Murat Batmankaya’nın özenli çalışmasıyla yeniden okurun karşısında. Batmankaya noktanın konulmadığını baştan söylüyor: “Her çeviri bir önermedir, bu çeviri gibi… Kuşkusuz karanlıkta kalan kavram yahut cümleler, hatta paragraflar olacaktır. Dipnotlarla bunu gidermeye çalışsam da büsbütün giderebildiğimi söylemek hata olur.”

“Deccal” çevirilerinde en çok takılınan kitabın ön sözündeki ilk tümcedir. İngilizce çevirilerde, “Bu kitap pek nadir insanlara aittir/insanlarındır,” anlamında aktarılan tümceye Türkçe çevirilerde, “Bu kitap en azlarındır”, “Bu azınlıkta olanların kitabıdır” gibi karşılık verilirken Murat Batmankaya “Bu kitap insanların pek azına hitap eder” olarak Türkçeleştirmiş. Dipnot olarak da şunları eklemiş: “Wenigsten” sözcüğü Almanca’da “hiç olmazsa”, “bari”, “en az” ve “en aşağı” anlamında kullanılan bir edattır, her ne kadar kimi kaynaklarda lat. Saltem, minimum’un karşılığı olarak önerilse de Nietzsche bu sözcüğü büyük yazarak muhtemelen azınlıkta ancak “seçilmiş”, “seçkin” kişileri imlemektedir.”

Batmankaya daha önce Erich Fromm’un “Sevme Sanatı” çevirisinde yaptığı gibi özgün metinden yola çıkmakla yetinmiyor, kitapta geçen Latince ve Yunanca terimlere, kavramlara da tek tek açıklamalar getirerek hem Nietzsche’nin okurunu bulmasını hem de okurun Nietzsche ile buluşabilmesini sağlıyor.

Bunu çok önemsiyor ve şöyle sesleniyor okuruna, Shakespeare’i aratmayan lirik bir dille Nietzsche: “Birinin beni anlamasının, beni mecburen anlamasının koşulları <,-> (sözcüklerin yetmediği yerlerde bu noktalama imlerini kullanıyor, Nietzsche) bunları çok iyi bilirim. Coşkuma ve şiddetime katlanabilmesi için namuslu olmalı kişi, manevi hususlardan sertliğe varana kadar. Alışkın olmalı kişi, dağlarda yaşamaya –siyaset ve ulus çıkarcılığının sefil çalçeneciliğini kendi altında görmeye. Pişkin olmalı kişi, sorgulamamalı asla doğruluğun yararını, bunun korkunç bir mukadderat olup olmadığını. Bugün kimsenin sorma cesaretini gösteremediği sorulara yönelik şiddetli eğilim, yasaklanana duyulan cesaret, dehlizlere meyilli kader. Yedi inzivada ulaşılmış bir tecrübe. Yeni müzik için yeni kulaklar. En uzaklar için yeni gözler. Bugüne değin kayıtsız kalınmış doğrular adına yeni bir vicdan. Ve muazzam üslubun iktisat istenci- gücünü ve coşkunluğunu bir arada tutmak… Kendine saygı; kendine sevgi; kendine karşı mutlak özgürlük… Pekâlâ! Bir tek bunlardır benim okurlarım, kısmetimdeki okurlarım: geri kalanı ne ola ki? –Geri kalan insanlıktır yalnızca- Kişi, kendini insanlığın üstünde tutmalıdır gücüyle, ruhunuzun yüceliğiyle – hor görüsüyle.”

Papaz torunu ve çocuğu olan Nietzsche, Hristiyanlığa açık açık sert eleştiriler yöneltiyor. İnançlı torun ve çocuk olan Nietzsche’nin kız kardeşi de bir yandan ağabeyini kendince aklamaya çalışırken öte yandan da kitabın yayımını geciktirdi. Oysa Nietzsche çok ama çok uzun zaman önce bu düşünceleri taşıyordu hatta kısmen yapıtlarında bunları yazdı.

Nietzsche’nin “Atalarımın Hristiyanlığı bende mantıksal bir sonuca ulaşıyor. Hristiyanlığın beslediği ve yücelttiği katı akli vicdan bende Hristiyanlığa düşman kesiliyor. Bende Hristiyanlık kendi kendini yiyor,” sözlerini aktaran H. L. Mencken şöyle diyor: “Gerçekte bu ağır eleştiri, Nietzsche’nin sistemini tamamlaması için, mimaride kemerleri ayakta tutan kilit taşı kadar gereklidir. Spekülasyonunun tüm kıvrımları sonunda buraya varır. Başlangıcından sonuna kadar tüm yazılarında var gücüyle aldırdığı şey, son tahlilde daima Hristiyanlığın bir şeklidir: pratik ahlak sistemi olarak Hristiyanlık, siyasal görüş olarak Hristiyanlık, hakikat ölçütü olarak Hristiyanlık.”

Mencken, Nietzsche’nin iki bin yıl geç doğduğunu; düşleri, düşünceleri ve hataları ile tamamen Helenistik olduğunu söyledikten sonra ona açılan savaşı şöyle açıklıyor: “Batı ülkelerinin en ilkel ırkçı öfkelerini ve bununla birlikte dini tabulara ve yaptırımlara karşı eski düşkünlüklerini uyandıran son savaş, son dönem amatör teologların en cüretkâr ve en kışkırtıcısı olması nedeniyle dikkatleri doğal olarak Nietzsche’ye çekmiştir… Nietzsche’yi Deccal olarak nitelendirdiler, kuşkusuz bu onun da gizliden gizliye istediği bir şeydi. Sonuç, onun büyük ölçüde yanlış tanıtılması ve yanlış anlaşılması oldu… Nietzsche’nin aşırı milliyetçi Almanların hocası olduğu iddia ediliyordu… Bazı bildirilerde savaş tutsaklarının toplu halde katledilmesi, Kızıl Haç hastanelerinin kasıtlı olarak yakılıp yıkılması, cesetlerden sabun yapılması gibi düşman tarafından işlenen pek çok suçun felsefi anlamda sorumlusu ilan edildi.”

“Demokraside siyaset, proletarya dalkavukları tarafından makam çekişmesine indirgendikçe… dünyayı kirletme önceliği için mücadele” kızıştıkça hedef tahtasına oturtulan sadece Nietzsche olmadı. Yetmedi. Ölümünden 6 yıl sonra polis, Nietzsche’nin işbirlikçisi ve ajanı diye Mencken’in kapısına dayandı.

“Felsefeyi laf kalabalığı haline getiren filozofların büyüklüğü değil yeteneksizlikleridir, hafif bir mide asidini tedavi etmek için hastaya bir kamyon dolusu yanmış istiridye kabuğu yediren doktorlara benzerler. Tabii işin içinde bir de bitip tükenmek bilmeyen papağanlık var. Her yeni filozof kendisinden önceki tüm filozofların görüşlerini tekrarlayarak ne kadar bilgili olduğunu kanıtlamalıdır. Nietzsche her iki hataya da düşmemiştir…” diyen Mencken çok az sözcükle çok fazla şey anlatan Nietzsche’yi okunmaz kitaplar ve aracılar arasında boğmadan çevirileriyle dünya ile tanıştırdı.

İyi, kötü, mutluluk nedir? sorularını sorup yanıtlar veren Nietzsche geleceğin insanını arıyor Deccal’de: “Evcil hayvan, sürü hayvanı, hastalıklı hayvan olarak insan-Hristiyan… insanlık bugün inanıldığı gibi daha iyiye ya da daha güçlüye ya da daha üstün olana yönelik bir gelişme kaydetmiyor. ‘Gelişime’ modern bir düşüncedir, sadece, yani yanlış bir düşünce. Bugünün Avrupalısı değerlilik bakımından Rönesans Avrupalısının çok gerisindedir.”

“Bizi ayıran şey ne tarihte ne de doğanın ardında tanrıyı buluyor oluşumuzdur- ama tanrı olarak önünde ululanan şeyi ‘tanrısal’ görmeyip onu acınası, saçma, zararlı görmemiz, yalnızca bir hata olarak değil, aynı zamanda yaşama karşı işlenen bir suç olarak görmemiz,” diyen Nietzsche, Tanrı’nın ilk hatasının insanı yaratmak, ikinci hatasının ise kadını yaratması olduğunu yazdı:

“Kadın tanrının ikinci hatasıydı. -Kadın temelde bir yılandır, Havva”- bunu her rahip bilir. –“dünyadaki her kötülük kadından gelir”- bunu da bilir her rahip. Öyleyse o (kadın) bilimin de sorumlusudur… İnsan bilgi ağacını tatmayı kadından öğrendi… İnsanın kendisi en büyük hatasıydı.; kendisine bir rakip yaratmıştı. Bilim insanı tanrılaştırır- insan bilimselleşince rahiplerin ve tanrıların işi biter!- çıkarılacak ders: bilim kendi başına yasaklanandır. Bilim günahların başıdır, tüm günahların tohumudur, günahın kökenidir. Ahlakın olup olabileceği yalnızca budur. –‘Bilmeyeceksin.’ Bundan sonrası kendiliğinden gelir. –Tanrı’nın ölüm korkusu, yine onu açıkgöz olmaktan alıkoymadı. Kişi kendisini bilimden nasıl koruyabilir? Uzun bir süre ana sorun buydu. Yanıt: insanı cennetten kovmak! Mutluluk, boş zaman, düşünceleri geliştirir. –‘ve bütün düşünceler kötü düşüncelerdir!’ -İnsan düşünmemeli –Ve böylece rahip acıyı, ölümü, çocuk doğurmanın ölümcül tehlikelerini, sefaletin tüm çeşitlerini, yaşlılığı, düşkünlüğü, hepsinden öte de hastalığı icat eder- bunlar bilime savaş açmanın düzeneklerinden başka bir şey değiller! İnsanın dertleri düşünmesine izin vermez… Bununla beraber -ne kötüdür ki!- büyük ve etkileyici bilgi binası, gökleri kaplayarak, tanrıları gölgeleyerek kule gibi yükselmeye başlar. –Ne yapmalı?- Yaşlı tanrı savaşı icat eder, halkları ayırır; insanları birbirine yok ettirir. (Rahipler hep savaşa ihtiyaç duymuşlardır…) Savaş –diğer şeylerin yanında büyük bir bilim aksatıcısıdır! –İnanılmaz! Bilgi, rahiplerden kurtuluş; savaşa rağmen ilerliyor.”

Nietzsche’nin ilham kaynağı, öykündüğü kişilerin başında Schopenhauer geliyordu. “Dinler pençelerini gevşettiğinde sanat başını kaldırır,” diyerek isyan bayrağını yükselten Nietzsche “Tüm değerlerin ters yüz edilmesi çağrısı”nı yapıyor, evrensel barış için.

Yaşar Öztürk, Karabatak Dergisi

İZDİHAM

İzdiham 28 Çıktı. İzdiham 28. Sayısında da yine herkesten farklı, her şeyden özgün, her şeyden daha şiir. 28. Sayı ile İzdiham yepyeni bir yolculuğa daha başladı.  Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Bekir Şamil Potur, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Alper Çeker, Yunus Meşe, Emine Şimşek, Ferhat Toka, Bilge Çiğe, Mücahit Gündoğdu, Sema Evin, Meltem Gülname Kaynar,  Hatice Çay ve Yağız Gönüler hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham 28. Sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Yorumlar!

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: