Charles Bukowski, İnsan Ölüme Hazır Değildir

Hemingway’in boğa güreşlerine neden ihtiyaç duyduğunu biliyorum; resmi çerçeveliyordu onun için; gerçeğin nerede olduğunu ve ne olduğunu hatırlıyordu.Bugün atlar koşmuyor. Tuhaf bir normallik duygusu içindeyim. Hemingway’in boğa güreşlerine neden ihtiyaç duyduğunu biliyorum; resmi çerçeveliyordu onun için; gerçeğin nerede olduğunu ve ne olduğunu hatırlıyordu. Elektrik faturası, yağ değiştirme filan derken unuturuz bazen.

Çoğu insan ölüme hazır değildir, ne kendi ölümlerine ne de başkalarının. Şoka girerler, ödleri patlar, beklenmedik bir sürprizdir ölüm onlar için. Olmamalı oysa.

Ben ölümü sol cebimde taşırım. Bazen cebimden çıkarıp onunla konuşurum: “Selam yavrum, nasılsın? Ne zaman geleceksin beni almaya? Hazırım.”

Bir çiçeğin büyümesi bizi ne kadar kederlendiriyorsa, ölüm de o kadar kederlendirmeli. Korkunç olan ölüm değil, yaşanan ya da ya-şanamayan hayatlardır. İnsanlar hayatlarına saygı duymuyorlar, işiyorlar üstlerine, sıçıyorlar. Geri zekalılar. Tek düşündükleri düzüş-mek, sinema, para ve düzüşmek. Hiç düşünmeden yutuverirler Tan-rı’yı, hiç düşünmeden yutuverirler Vatan’ı.

Çok geçmeden düşünme yeteneklerini yitirir, başkalarının onlar için düşünmelerine izin verirler. Pamuk beyinliler. Görünümleri çirkin, konuşma biçimleri çirkin, yürüyüşleri çirkin. Yüzyılların olağanüstü bestelerini çalın onlara, duymazlar.

Çoğu insanın ölümü bir aldatmacadır. Ölecek bir şey kalmamıştır geriye.

Görüyor musunuz, atlara ihtiyacım var, yoksa mizahımı yitiriyo-rum. Ölümün tahammül edemediği bir şey varsa yüzüne gülünme-sidir. Gerçek kahkaha bire yirmi veren atı bulmaktır. Gerçek bir kahkaha atmayalı üç-dört hafta oldu. Beni çiğ çiğ yiyen bir şey var içimde. Kaşınıyor, geriniyor, etrafıma bakmıyor, ne olduğunu bulmaya çalışıyorum. Ama bu Avcı zeki. Göstermiyor kendini.

Bilgisayar tamire gitmeli. Ayrıntılarla başınızı ağrıtmayacağım. Bir gün bilgisayarlar hakkında bilgisayarlardan daha çok bilgi sahibi olacağım. Ama şimdilik makine beni taşaklarımdan kavramış durumda.

Bilgisayara şiddetle karşı iki editör var. Onlardan birer mektup aldım, bilgisayara verip veriştiriyorlar. Mektupların yansıttığı nefret beni şaşırttı. Ve çocuksuluk. Bilgisayarın benim yerime yazamayacağını biliyorum. Yazabilseydi istemezdim. İki mektubun sahibi de konuyu fazla uzatmış.

Ana fikir bilgisayarın yazarın ruhuna iyi gelmediği. İnsan ruhuna iyi gelen o kadar az şey var ki. Ben rahatlıktan yanayım. Üretkenliğimi ikiye katlayabiliyor ve yazının niteliği değişmiyorsa bilgisayarda yazmayı yeğlerim. Yazmak uçmaktır benim için. Ateşler yakmaktır.

Yazmak, ölümü sol cebimden çıkarıp duvara atıp tutmaktır.

Bu herifler sürekli çarmıhta istiyorlar insanı, kanamıyorsan ruhun yok. Yarı kaçık istiyorlar seni, salyaların gömleğine akmış. Yeterince kaldım çarmıhta ben, depom dolu. Çarmıhtan uzak kalmayı başarabilirsem ömrümün sonuna kadar yeter. Artar bile. Biraz da onlar çıksınlar çarmıha, kutlayacağım.

Ama yazıyı yaratan acı değildir, yazardır.

Neyse, bilgisayarın tamire gitmesi gerekiyor ve bu iki editör yazılarımın daktiloda yazıldığını görünce içlerinden, “Bukowski ruhuna kavuşmuş, bu metinler çok daha iyi okunuyor,” diye geçirecekler.

İyi de, editörlerimiz olmasa ne yapardık? Hatta, biz olmasak editörlerimiz ne yapardı.

Charles BukowskiİZDİHAM

İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: