Cem Mumcu, Aziz Nesin Aydın Değildir

Hakkında araştırma yaparken Okuyanus Yayınlarının sahibi Cem Mumcu’nun, ne bir kaba sığdığını, ne de konulduğu kabın şeklini aldığını gördük.

Terapist, deli, yazar, şair, usta, beceriksiz patron. Ne ararsanız var.

İzdiham.com adına söyleşi yapmak istediğimizi söylediğimizde bize söylemediğini bırakmadı…

Arkadaşımız Can Siyahi’nin yaptığı bu söyleşi Türkiye’de çok ses getirecek.

 

İzdiham: Sizi tanımak istiyoruz. Yayınevinizi, mesleğinizi, kendinizi.

Cem Mumcu: Bütün hayatını babası gibi kitap okumakla geçirmiş, okuma yazma konusunda doyumsuz, tüm hayatını kaleme ve kağıda adayan biriyim. Mesleğimin psikoloji ile olan alakası yaptığım eğitimden kaynaklanıyor. Ama ben, kendimi kitap ve kalem ustası olarak görmekteyim. Deliler gibi bu yaşına kadar kitap okumuş, yazmış, düşünmüş bir adamım. Bunun dışında anlatacak bir şey yok.

İzdiham: Siz durup duruken P’enis Roman diye bir kitap çıkardınız ve ortalık toza dumana boğuldu. Bu kadar kitap okuyan ve kalite diye tutturan bir insan neden böyle polemik konusu yapılacak bir roman çıkarma gereği duyar?

Cem Mumcu: Arkadaşım, ben sana bir şey sormak istiyorum: Sen bu kitabı okudun mu?

İzdiham: Hayır okumadım. Şimdi neden okumadan soru soruyorsan diyecekseniz şunu söyleyeyim: Gazetelerin ikinci sayfasına düşmüş bir kitap okunmak için değil, çöpe atılmak içindir. Ben kitapların mankenlerle aynı sütunlarda yer almasını, bacak arasına denk gelen bir kitapta namuslu bir işçilik olmadığını düşünüyorum.

Cem Mumcu: Kardeşim yanılıyorsunuz işte. P’enis Roman, çok ciddi bir edebi, sosyal, felesefi bir kitaptır. Ama toplum yönlendiricileri bu kitabı o dediğiniz sayfalara günlerce taşıyarak piç etti. Üstelik bu kitabın yazarı çok muhterem, çok birikimli, saygıdeğer bir insandı. Bu olanlar maalesef o adamı da küstürdü. Sizin yaptığınız çok kötü birşey. Keşke kitabı okusaydınız da gelseydiniz ve karşımda fikir sahibi olan bir adam olarak konuşsaydınız. Ama maalesef siz de bu olumsuz haberlerin etkisinde kalmışsınız ve hakkınız olmayan suçlamalarda bulunuyorsunuz.

İzdiham : Siz benim yerimde olsaydınız aynı şeyleri düşünmeyecek miydiniz?

Cem Mumcu:Hayır, düşünmezdim.

İzdiham: İnsanlar sevdikleri konsusunda tarafsız olamazlar. Siz de P’enis Roman’ın sahibi, yayıncısı olarak ne kadar tarafsız olabilirsİniz ki?

Cem Mumcu: Arkadaşım, benim yayınladığım ama beğenmediğim bir sürü kitabım var. Bakın size birşey söyleyeyim. Yayınevinde benim işim sadece batırmaktır. Benim hoşlandığım ama piyasa şartlarına uymayan, satmayan, raflarda bile ellenmeyen birçok kitabım mevcut. Beni bir yayınevinin başına oturtsalar benim oraya hizmetim ancak batırmak olur.Bizim yayınevindeki arkadaşlar “Aman abi sen karışma” diyorlar çoğu zaman. Yani toplumun beğenisiyle benim beğenim farklı şeyler.

İzdiham: “Kız tavlama sanatı” gibi kitaplar da basılıyor bu memlekette. Kız tavlama sanatı, kandillerde nasıl mesaj atarım kitabı, burnunuzu silerken dikkat etmeniz gerek beş şey gibi kerhane kitapları…

Cem Mumcu: Bana ne onlardan. Ben asla almam ve alın da demem. Ama basıladabilir yani…Toplumu biz böyle koruyamayız. Toplum kendini koruyacak. Bakacak ve diyecek ki: “A……k……. bu ne kitabı diyecek?” Ama sahtekarlık her konuda. Aşağılıyorsun ama bu ülkede, edebiyat adına, felsefe adına da çok sahtekarlık var. Onları ne yapacaksınız?

İzdiham: Profesörlerin kitap apardıklarını, başkalarının kitaplarını çaldıklarını, başkalarına kitap yazdırdıklarını biliyoruz, görüyoruz. Şimdi bazı arkadaşlarımız profesörlere bile kitap hazırladıklarını söylüyor.

Cem Mumcu: Maalesef oluyor böyle şeyler. Bana geçenlerde inanılmaz bir metin geldi. Çok beğendim ama arkadaşlarımız basmamaya karar verdi. Ulan bir baktım çok ünlü bir yazar kitap çıkarmış ve bana gelen metinle çok benziyor. Adam evirmiş, çevirmiş adını yazmış. Utanmaz, ahlaksız bu adamlar.

İzdiham: Adını öğrenebilir miyiz?

Cem Mumcu: Hayır söyleyemem.

İzdiham: Peki başka sorulara geçelim o halde. Felsefede yol katetmenin, psikolojik sorunların başlamasında temel oluşturduğu söyleniyor. Bir uzman olarak bu konuda ne diyeceksiniz?

Cem Mumcu: Katılmıyorum. Yani psikolojik sorun dediğiniz şey, insanın hayatı sorgulaması, derinleşmesi, tatbik etmesi, varoluşuyla ilgili kafa yorması ise zaten böyle bir psikolojik durumun insana emredilen birşey olduğunu düşünüyorum. Yani, salak gibi “ölmeyelim, burnumuz da sürtülmesin, hepimiz botoks yaptıralım, hepimiz detoks yaptıralım, ölüm de yok zaten, her tarafa bakmayalım” diyen insan çeşidi türedi şimdilerde.

Varlıklı, kırmızı kravatlı bilim adamları, birtakım proflar “Aman sağlıklı olun, aman sigara içmeyin, aman şunu da yapmayın, bunu da yapmayın.” Abi ben buna psikoljik sağlıklılık deiyemem. Sağlıklı birey, dünyaya geliş nedinini, öncesini, sonrasını derinlemesine sorgulayan adamdır.

İzdiham: Huxley, “Algı Kapıları” adlı kitabında meskalin denen bir maddeyi inceliyor. Şizofrenlerin duygu durumunu anlatıyor. Maddenin ötesindeki varlıkları tanıyabilme ve bu manada felsefeyle ilgilenen mücerret düşünceyle alakadar kişide ayrıntıyı daha fazla hissetme olayının gerçekleştiğini söylüyor. İntihar olayına nasıl bakıyorsunuz?

Cem Mumcu: Mesela Hitler Almanya’sında Stefan Zweig’in intiharına ben hastalık gözüyle bakamam. İntihar Zweig’de başka türlü duruyor. Onunki başka birşeydi çünkü.

İzdiham: Peki Paul Lafaurge’nin intiharına nasıl bakıyorsunuz?

Cem Mumcu: Lafargue’nin intiharı konusunda ayrıntılı bir şey bilmiyorum. Bu yüzden bu konuda konuşmak istemiyorum.

İzdiham: O halde ben biraz bahsedeyim. Biliyorsunuz, Tembellik Hakkı kitabının yazarı Lafargue. Bu amca Marx’ın kızı Laura ile evli. Laura ile yaşlandıkları vakit kimseye yük olmamak için derilerinin altına siyanür enjekte ederek intihar ediyorlar.

Cem Mumcu: Ben birşey diyemem, bunu ayrıca konuşmak gerek. Zaten Zweig kadar bilmiyorum Lafaurge’nin intihar olayını. Ama ben sağlığa, topluma enjekte edilen şey diye bakamam. “Sağlıklı şeyler yiyelim, spor yapalım, organik şeyler yiyelim, güneşlenelim.”

Ulan bu organik gıda denen şeyi ben pazardan 20 yıl evvel alıyordum. O zaman bana diyordun ki “Köy yumurtası yemeyin, sağlıklı değil.” 20 yıl geçti şimdi benim yıl yıl evvelki halime döndün. Ama bu sefer ne yaptın sen bana? Köy yumurtasını 5 kat fiyata sattın.

İzdiham: Frederic Beigbeder “Çoğunluğun aptallardan oluştuğu bir toplumda tek suç akıllı olmaktır.” diyordu. Toplumun morfolojik kodlarını yakalamak için zekamızın derinliğindeki ayrıntıları aptallıktan yana mı kullanmamız gerekiyor. Alt kitle dediğimiz, bilgi konusunda eksik ama bilen gözüken, batı hayranı...

Cem Mumcu: Abi o iş öyle değil. Alt kitle denen şey zannettiğiniz ve bahsettiğiniz gibi kendi içinde zayıf değil. Alt kitleyi Anadolu’da da, İstanbul’da da görebilirsin. Gidersin Beyazıd Meydanı’na esnafın nasıl kepenk açtığını, açarken nasıl bismillah dediğini, birbirlerine nasıl selam verdiğini görürsün. Eğer sen bunlara alt kitle diyorsan bu insanlar çok sağlıklı ve bu adamların çok sağlam kültürleri var. Nasıl selam vereceklerini, karılarıyla nasıl sevişeceklerini, nasıl alışveriş edeceklerini, ölülerini nasıl gömeceklerini daha iyi biliyorlar. Alt kültür falan değil bunlar. Alt kültür başka bir şey.

İzdiham: Kastettiğim şey şu: Entellektüel anlamda hiçbir yeterliliği olmayan, televizyon programlarıyla, okudukları üç beş salak kitapla kendini başka zanneden tipler bunlar. Tüketim toplumundan bahsediyorum.

Cem Mumcu: Ben size bir şey söylemek istiyorum.Bir karı var. Ulan ne alanında eğitimi var ne başka şeyi, ne de bitirdiği bir okulu. Kardeşim karı, kadın- erkek ilişkileri uzmanı diyor kendine. Milliyet’te yazıyor sanıyorum. İlhan Uçkan mıdır nedir?.. Kitap da yazıyor, büro da açıyor, başka şeyler de yapıyor. Herkes uzman. Ortalık bunlarla kaynıyor. Herkes meditasyoncu, herkes kişisel gelişim uzmanı, herkes bilmemneci. Yeter ki birşey yap ve ortalıkta gözük. Başarılı olmak, derinlemesine birşeyler yapmak, kaliteyi sunmak önemli değil. İstersen kıçını aç, istersen g…nü aç, istersen dolandır. Görünüyorsan önemlisin. Algı toplumu maalesef böyle.

İzdiham: Edebiyatta da bu böyle değl mi? İyi şair olmak, iyi yazar olmak ancak çevrenizdekilerin şaşaasıyla oluyor. Edebiyatta da bir kast sitemine rastlıyoruz baktığımızda. Mesela Tuna Kiremitçi denen biri var. Bu adam kimdir, ne yapar, ne eder, yazdıklarının ederi nedir? Ve bu insan topluma büyük yazar diye sunuluyor. Ama şimdi bakıyorsunuz Vatan Gazetesi’nde yazılar yazıyor. Sizce bu bir rezalet değil mi?

Cem Mumcu: Bu ülkede deminden beri bahsettiğim şeyler bunlar işte. Mesela ben bir psikoloğum, yazarım aynı zamanda. Ben bu adamlarla arkadaşlık yapmıyorum, onların gittikleri yerlere gitmiyorum. Konuştukları şeylere bakıyorsun akşama kadar bıdı bıdı yapıyorlar. Körler sağırlar birbirini ağırlıyor. Bu ahkam kesen adamlar edebiyat için söylüyorum, ben koca adamım diye ortalıkta gezinenler size garanti veriyorum 20 yıldır tek kitap okumamış adamlar. Bunu nasıl yapalım, şunu nasıl satalımdan başka yaptıkları birşey yok. Kast sistemi diyorsunuz ama bunlar da kast sistemindeki o ahlak bile yok. Kast sisteminde bir değerler hiyerarşisi var. Bunlar da o tür bir ahlak üstlerine sinmemiştir. Bakın ben buradan çıkayım siz de beni vurun. Sonra da bir kitap yazın. İnsanlar o kitaba bakmayacaktır. Cem Mumcu’yu vuran adamın kitabı diyeceklerdir. Bu bir aptallık!

İzdiham: Az önce ima ettiğiniz imajlar dünyası, cilalı dünyalar, cilalı kadınlar, fotoşoplanmış kadın bedenleri.

Cem Mumcu: Öyle bir kadın yok ki. Olmadığını adam sabah kadın yanında uyanınca anlıyor.

İzdiham: Bize asla ulaşamayacağımız şeyleri sunuyorlar. Biz bir şeye ne kadar yanaşıyorsak onlar (kültür ajanları) bize diyor ki:

Cem Mumcu: İdeolojik tüketim kültürü kendi ihtiyacını yaratacaktır. İhtiyacını da yaratır. Bu sisteme dahil olmak için; ya güzel bir karı olacaksınız, ya herifle sohbet edeceksiniz, sohbet ederken ucundan göstereceksiniz, ya herif sizden çok para kazanacağını hissedecek. Öyle bir bir kültür yok. Ve ben bunları bildiğim için benim çalışma hayatım çalışma odamdan ibarettir.

İzdiham: Peki başka bir soru yönelteyim: 80 sonrasına baktığınızda bizlere iyi bir şair, hikaye ve roman yazarı olarak kimleri söylersiniz?

Cem Mumcu: Böyle bir isim şimdilik gelmiyor aklıma.

İzdiham: İbne, feminist, hayvan hakları savnucuları bir yerlere daha kolay gelmiyor mu edebiyat ve sahne dünyasında?

Cem Mumcu: Milletin tenasül hayatı beni ilgilendirmiyor. Bakın pazarlama stratejilerinde tüketiciye çengel atmak diye bir olay vardır. Çengel atılacak kitle belirlenir ve planlar ona göre yapılır. Bunlar bir oyundur ve uzantıları da vardır.

İzdiham: Ama bakın edebiyat dünyasında köşeleri tutmuş adamların tenasül hayatları ahlaklı insanlara ters geliyor. Onların arasına girmek, onlara ürünlerinizi sunmaktan korkar hale geliyorsunuz. Ve siz de 80 sonrasına dair şair, yazar ismi veremiyorsunuz.

Cem Mumcu: Aslında birkaç isim elbette var. Berin Karakış, Feryal Tilmaç, Yekta Kopan birşeyler yapıyor. İsimlerini hatırlamadığım birkaç arkadaşımız daha var elbet. Bir kanal var arkadaşım ve o kanalı kullanan insanlar birşeyler yapıyor. Oyun sahasında aslında hakeden ortalarda gözükmeli iken sahada iyi oyunculardan ziyade başkaları top koşturuyor.

İzdiham: Bu sene yapılan şiir antolojilerinde şunu gördük. Şiir gibi namuslu bir işçiliği ve ona maalesef dokunan eller onu genelde kirletmişler. Yapı Kredi gibi bir yayınevinin çıkardığı şiir antolojisi gerçekten felaketti şiir adına. Bu şiirin namusuna dil uzatmak değil midir? Siz de bir yayınevi sahibi olarak böyle şeyler düşünmez misiniz?

Cem Mumcu: Şiir çok fazla ilgi alanım değil açıkçası. O yüzden çok fazla birşey demek istemiyorum. Zaten ben sadece batırmayı biliyorum.

İzdiham: Jean Genet, hırsız bir piçti. Çocuk ıslahevlerinde yetişti bu adam. Genet, ıslahevlerinde gördüğü zulmün ve baskının hatta tacizlerin iyi şeyler yazmasına sebep olduğunu söylüyor.

Cem Mumcu: Ben böyle birşeye pek katılmıyorum. Hayat zaten yeterince yaralı, yaralayıcı, kanlı. Bunu farketmeyen adamdan zaten kastedilen adamlar çıkmaz. İlle de yazmak için yetiştirme yurtlarında yetişmek gerekmiyor. Hayat zaten hepimizin kıçına yeterince girmiş birşey. Öleceğini bildiğin hayat zaten yaralıdır.

İzdiham: Cezmi Ersöz, İclal Aydın gibiler edebiyatın ırzına geçiyor. Neden kimse bu insanlara bir şey söylemiyor da bir de cilalayıp önümüze getiriyorlar?

Cem Mumcu: İclal’i iyi tanırım. O hiçbir zaman edebiyatçıyım diye ortaya çıkmadı ki. Gürültü ne kadar çoksa insanlar orada gürültüyü çıkarana bakarlar.

İzdiham: Bu cenazelerde ölülerini alkışlayan mandavallara ne diyorsunuz?

Cem Mumcu: Arkadaşlar kültürün getirdiği şey cenazeyi sırtında taşımak, dua okumaktır. Bunlar bunu bile bilmiyor. Kültürü okuduğu birkaç kıçı kırık kitap sanıyor. Halbuki helva kavurmak bir kültürdür. Cenazeyi sırtta taşımak ve dua okumak, tekbir getirmek bir kültürdür.

Bu ülkede Aziz Nesin gibi biri çıkıyor ve diyor ki:” Bu ülkenin %60 ‘ı aptaldır.” Sen bir aydınsın Aziz Nesin! Böyle bir araştırman yok, sen halkına nasıl böyle birşey dersin? Türk aydını dediğimiz şey Anadolulu değildir. Batıdan devşirmedir, aşırmadır. Kendi kültürüyle alakası olmayan bir aydın türüdür. Aydın falan da değil bunlar. Başörtüsü diye ortalığı yıkıyorlar. Hayır, bu ülke başörtülünün de, Kürtlerin de, Rumların da, Ermenilerin de yaşadığı bir ülke. Yemin ederim çok da güzel yaşıyoruz.

Bazıları başörtülüleri istemiyorlar, onlar gezsin istemiyorlar. Gezer de, dolaşır da, her yere de gider. Senin başının açık olması başörtülüye karşı bir üstünlük sağlamaz. Beğen ya da beğenme onlar da bu ülkenin insanları.

İzdiham: Demokrasi iyi bir yönetim şekli mi sizce?

Cem Mumcu: Ben daha iyisini bilmiyorum.

İzdiham: Genelkurmay başkanı çıkıp dese ki “Demokrasi iyi bir yönetim şekli değildir.” Ne diyeceksiniz o zaman?

Cem Mumcu: Şu an bunu düşünüyor, buna yakın şeyler söylüyor zaten. Söylemese de söylüyor. Oylarıyla seçilmiş bir yapının cumhurbaşkanı seçmeye hakkı var, seçti de…Beğen ya da beğenme seçti.

İzdiham: Siz her olayın toplumun özünde bir yere geleceğiniz söylüyorsunuz.

Cem Mumcu: Selaniklilerin ve İzmirlilerin yönetimde egemen olduğu bu ülke.

İzdiham: Sözünüzü kesiyorum, Selanikli deyince aklıma geldi. Gariptir Kemalist bir dokunulmazlık ver bu ülkede. Nutuk incelendiğinde aslında bir ideoloji kitabı olmadığını rahatça görebiliyorsunuz. Peki bazılarının Kemalizmi kullandığını söyleyebilir miyiz?

Cem Mumcu: Kemalizmi bu herifler genelde kendi çıkarlarını korumak için kullanıyorlar. Bu ülkede laiklik demek, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması diye tanımlansa da aslında böyle değil. Din devlete karışamaz ama devlet dine karışabilir diye bir gerçeklik var. Bu ülkede Mevlana’nın semah gösterisi ancak tursitik amaçlarla yapılıyor. Tekke ve Zaviyeler Kanunu kullanılarak yapılıyor bu da. Ama meditasyon, yoga, Budizmin tüm öğretileri serbest, İslam’a dair herhangi birşey yapılsa sonucunda baskın oluyor. Laiklik bu ülkede doğru çalışan değil ancak bir baskı unsurudur. Laiklik yok bu ülkede.

İzdiham: Halil Cibran “Toprakla uğraşan adam temizdir” der.

Cem Mumcu: Bu ülkede Kürt tehlikesi yok, başörtülü tehlikesi yok. İnsanlara baskı uygularsan bir süre sonra terörize olurlar. Evde sigara içenlere baskı uygulasan ve onlara bunu yasaklasan içenler terörize olur bir süre sonra. Sen insanlara kıçını açma, başını örtme, şunu yapma, bunu yapma, dilini konuşma dersen bir süre sonra insanın içinden öfke çıkar. Biz onları seviyoruz diyerek bile onlar kelimesiyle rahatsız ediyorsun.

İzdiham: Peki “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözü da bu insanları rahatsız ediyor diyebilir misiniz?

Cem Mumcu: Niye olmasın abi? Almanın biri gelip dese ki “Ne mutlu Almanım diyene” dese sen rahatsız olmaz mısın? Bakın ben ne olduğumu bilmiyorum, Türk müyüm, Ermeni miyim, Rum muyum; Bilmek de derdim değil…2007 senesinde bunu dert edenlere de öfkeyle bakıyorum. Atatürk bunu söylerken ulus devlet esasını düşünerek iyi niyetle söylenmiş bir sözdü. Doğrusunu da yaptı zamanında belki ama artık zaman geçti. Mesela şunu desek daha güzel olur. “Ne mutlu Anadoluluyum diyene.” Türküm demek yerine Anadoluluyum de adam böyle bakmaz. Adam Kürt ve neden Türk’üm demekten rahatsız olmasın?

İzdiham: Döngü teorisine göre “her fikir yüz yılda bir kendini yeniler” Oysa bunu söyleyen Marks’ı Marksistler anlamıyor. Bu teoriye göre Marksizmi önce Marksistler reddetmeli değil mi?

.Cem Mumcu: Şu anda eski Marksistlerin hepsi faşist oldu. Ve bu adamlar yakında başörtülüleri, Ermenileri, Kürtleri kesecek kadar öfkeliler.

İzdiham: Başörtülü bir hanımdan dinlemiştim. Bu hanım çocuğunun yemin töreni için 1000 km yolu göze alıp oğlunun yemin törenine geliyor. Ama görün ki nizamiyede görevli askerler bu kadını içeri almıyor başörtüsünden dolayı.

Cem Mumcu: O zaman oğlunu da askere almayacaksın. “Kız kardeşimin gelinliğinin son örtüsü!” Şiir böyleydi sanırım. Peh… Böyle şey olur mu kardeşim? Başörtülü kadını yemin törenine almıyorsan oğlu için gelen kadını, tehlike görüyorsan oğlunu da askere almayacaksın. Benim Paylaşılmış Hezeyan isimli bir kitabım var. Orada da bahsettim.. İnsanlarda böyle bir şizofrenik hal var ve bu hastalık bir şekilde bulaşıyor. Şu anda bu ülkede “başötülüler geliyor” hezeyanı var.

İzdiham: Ak Parti Hükümeti başa geldiğinden beri Sabah, Hürriyet, Milliyet. Kime baksanız herkes sustu. Neler dönüyor acaba? Başbakanımızın ve hükümetinin hiç mi eleştirilecek tarafı yok?

Cem Mumcu: Olmaz mı ama kritik zamanlarda ülkeyi çok iyi yönettiler. Bakın ben ne yaptım biliyor musunuz? Karımla gidip tepki olarak AKP’ye oy verdim.

İzdiham: e-Muhtıranın bir etkisi oldu mu bunda?

Cem Mumcu: O zaman kabardım işte. O gece ben güneydoğu taraflarına gidiyordum. Urfa’ya Mardin’e. Yolda muhtırayı bir yedim, bir de gittim o insanlara sarıldım. Yerim ben o insanları… Arabı da, Kürtü de, Süyanisini de yerim ben. Onları görünce kendimden utandım ben. Gözlerim dolarak söylüyorum, onlar çok farklı… İstemeden herşeylerini verebiliyorlar size… Paylaşıyorlar sofralarını çok rahatça. Buralarda bunları göremiyorsunuz..

Her gece barlara, pavyonlara gidip dedikodu yapanlardan sonra onlar da çok başka şeyler görüyorsunuz. Dikkat edin benim gibi düşünen insanların sayısı da arttı aslında. Ahmet Altan, Emre Aköz, Umur Talu… Dikkatle bu isimleri takip edin.

İzdiham: Bu kadar cesur sözleri nasıl edebiliyorsunuz?

Cem Mumcu: Faniyim ben, ölümlüyüm. Bana ne yapabilirsiniz; en çok öldürebilirsiniz… Ben faniliğinden güç alan biriyim. Üstelik kötü şeyler söylemiyorum ki.

İzdiham: Zincirlikuyu’daki “Her nefis ölümü tadacaktır!” sözü birilerini rahatsız etmişti.

Cem Mumcu: Ölmeyen insan görmedim ben. Bu lafı her yere yazmalı aslında…Eskiden mahalle aralarında mezarlıklar vardı. Görünce “Hop koçum! Sen de öleceksin.” derdik. Hem ölümlü olduğunu, hem yaşantısının kıymetnini anlatırdı mezarlıklar. İnsan kaybedecek şeyi olduğunda korkar. Allah insanları putlardan uzak tutsun. Put sadece heykel de değil. Karılarımız, analarımız, çocuklarımız da puttur aslında. Benim bir çocuğum olsa putum olur. Evlenmeden evvel daha cesurdum ben. Şimdi eskisi gibi değil.

İzdiham: izdiham.com’da sizleri okuyacak arkadaşlara ne diyeceksiniz? Bukowski okumak, Necip Fazıl okumak, Kafka. Bunlar lüzumsuz işler midir?

Cem Mumcu: Ben delileri severim. İzdiham.com çok güzel bir site. Sigara İçme Eyleminizi çok beğenmiştim. Bu tür eylemlere devam edin. Herkesin deliliği olsun İzdiham’da.

Okusunlar, yazsınlar, bir delilikleri olsun. Ben duamda idrakımı ve bilgimi artırsın diye Allah’a dua ediyorum. Başkalarıyla uğraşmasınlar, enerjilerini boşa harcamasınlar.

Can Siyahi

İZDİHAM, 2008

“İzdiham, 31. Sayısında kapağı okuyucuları istediği şekilde tamamlasınlar diye manşeti siz atın dedi.” İzdiham Dergisi’nin 31 sayısı müthiş bir içerikle okuyucusunun karşısına çıkıyor. Edebiyat dünyasında yeni bir çığır açan İzdiham’ı mutlaka okuyun. İçeriği ile göz kamaştıran İzdiham’ın 30. Sayısı okuyucusuna anlamı büyük, yıllarca saklanacak bir hediye de veriyor. Herkes, herkesle gerçekten selamlaşsın diye.
İzdiham dergisinin 31. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın