Cehennem Dediğin Nedir ki?

Cehennem, siyasal yenilgiyle alakalı bir kategori ise, siyasal zaferle alakalı kategoriye işaret eden dinsel kavramı nasıl tanımlamak gerekir? Simon Critchley İmansızların İmanı’nda bu problemi irdeliyor.

Hannah Arendt, bir yerde, cehennem siyasal bir kategoridir, der. Cehennem tasvirinin yer aldığı ilk metinlerden Ardâvîrâfnâme’nin, Büyük İskender’in İran’a saldırısının ardından, zayıflayan Zerdüşt dininin yeniden toparlanması gayesiyle yazıldığı belirtilir. Zerdüşt dinin teologları, içlerinden birinin “metafizik âleme” giderek, dindeki zayıflamanın durdurulması yönünde, oradan mesajlar getirmesine karar verir. Bu niyetle seçilen Ardâvîrâf, “metafizik âleme” gider ve orada cennet, cehennem ve arafı dolaşarak, bu âlemi tasvir eden anekdotlarla geri döner. Aradan bin yedi yüzyıl geçmiş olmasına rağmen, kitabın en etkileyici ve dehşet verici kısmını, cehennem tasvirini içeren bölüm oluşturur. Cehennem, siyasal yenilginin ertesinde icat edilmiştir.

Cehennem, siyasal yenilgiyle veya siyasal yenilgi uyarısıyla alakalı bir kategori ise siyasal zaferle alakalı kategoriye işaret eden dinsel kavramı nasıl tanımlamak gerekir? Simon Critchley’in, “Siyasal Teoloji Deneyleri” alt başlıklı, İmansızların İmanı adlı kitabı, denilebilir ki tam olarak bu problemi irdelemektedir. Ama belirtmek gerekir ki, “imansızların imanı” nitelemesinin, hem “imansız” hem de “iman” kavramı, biraz rahatsız edici.

İmansız ifadesi, imanlı kişilerin bir ötekileştirme ifadesi olarak mı ele alınmalı yoksa kendini imanlı olarak tanımlamayan kişilerin bir deneyimi olarak mı? İmansızlık bir deneyim midir, varılan bir netice mi yoksa içsel kopuşu içermeyen bir başlangıç durumu mu? Gibi sorular, kitabın adından dolayı, belki de biz Türkçedeki okurlara çağrıştırdığı sorular. Fakat Critchley, bu soruların zeminiyle değil; günümüzde yaşanılan siyasal durumun ne olduğu sorununun zeminiyle ilgilenmekte. İmansızların İmanı, bugün yaşanılmakta olan siyasal durumun neliğine ilişkin bir siyaset felsefesi ve 2010 yılında çevrilen Sonsuz Talep’in problematik olarak devamı niteliğinde.

”Ya o ya bu” ikiliği

Critchley’e göre, “bizlere hiç durmaksızın post-metafizik olduğu söylenen seküler bir çağdan, siyasi eylemin doğrudan doğruya metafizik çatışmadan doğuyor gibi olduğu yeni bir duruma” geçmiş görünüyoruz. “Siyaset”, “din” ve “şiddet”, içinde bulunduğumuz bu yeni durumun devinimini sağlayan öğeleri. “Bu devinimin içinde, dine atıfla meşrulaştırılan şiddetse siyasi bir amaca ulaşmanın aracı” durumunda.

Sonsuz Talep, “kendimizi içinde bulduğumuz siyasal durumu kavramaya nasıl başlayacağız?” sorusuyla ıralanırken, İmansızların İmanı ise, “içinde bulunduğumuz bu siyasal duruma nasıl karşılık vermeliyiz?” sorusuyla ıralanmaktadır. Sonsuz Talep’i ayırıcı ve değerli kılan argümanlarından biri de, Critchley’in, 2004 yılında “Gizli-Schmittiçilik” olarak adlandırdığı, bugün içinde bulunduğunuz dinle ve dinle kendini meşrulaştıran şiddetle ıralanan siyasal durumun 2. Bush döneminde şekillendiğine dikkat çekmekte. 2. Bush yönetimi, o yıllarda, Clinton yönetimine göre “daha az zeki” olarak adlandırılıyordu oysa.

”Oscar Wilde ve Vahşi Hıristiyanlık” başlıklı denemeyle açılan İmansızların İmanı, sırasıyla ”Yurttaşın İlmihali”, ”Mistik Anarşizm”, ”Kendinizin değilsiniz: İmanın Doğası Üzerine” ve ”Şiddetsiz Şiddet” adlı dört ana bölümden oluşmakta ve ”İnandığın Gibi Olsun” başlıklı denemeyle kapanmaktadır.

Spinoza, Teolojik-Politik İnceleme’de, siyasal olan ile politik olanın bakışımlı bir tarzda nasıl inşa edildiğini betimler. Fakat Critchley, ilk bölümde, Rousseau güzergâhından yola çıkarak, modern devlet-sivil din kavramlarını, Althusser’in Rousseau okumasının izinden giderek tartışmaktadır.

Critchley’e göre, içinde bulunduğumuz durum, bizi tercih etmememiz gereken bir ikilemle karşı karşıya bırakmakta: ”Sekülarizmin bir versiyonunu mu savunmalı, yoksa bir tür teizme dönüşü sessizce kabul mü etmeli?” İmansızların İmanı’yla, Critchley, böyle bir ”ya o ya bu” ikiliğini reddeden bir argüman geliştiriyor.

simon Critchley imansızların imanı ile ilgili görsel sonucu

Critchley’in sorunsalını, Arendt’i izleyerek ifade etmek gerekir ise iman da siyasal bir kategoridir; cehennem, yenilgi veya yenilgi kaygısıyla alakalı ise iman da siyasi zaferle alakalıdır. Ona göre, siyaseti dine başvurmadan tasavvur etmek mümkün değildir. Oysa yaygın olagelen anlayış, din ile siyaset ayrımını, modernliğin dönemeci olarak kabul eder. Critchley, radikal bir biçimde, “din ile siyaset arasındaki ilişkiyi modernlik öncesinden modern döneme geçme ya da ilerleme” biçimindeki görüşe katılmamakta ve dini, modernlik öncesinin bir kalıtı olarak görmemektedir. Bu nedenle olsa gerek, Critchley, irdelemesine Rousseau’yu tartışarak başlar. Bu düşünsel tavrıyla Critchley, modernlikten vazgeçmemekte, “modernliği, bir sekülerleşme süreci çerçevesinde ele almaktansa, siyasi biçimlerin tarihinin en iyi şekilde kutsallaştırmanın başkalaşımları dizisi olarak” görmektedir. Kitabın adına ilişkin belirttiğim yukarıdaki rahatsız edicilik de aslında bu bakış tarzı farklılığından kaynaklanmaktadır. Ama daha önemli argüman, Critchley’in modernliğin dönemeci olarak görülen din ile siyaset ayrımı düşüncesinin temelini, Hıristiyanlıkta mevcut olduğunu anıştırmasında ortaya çıkmaktadır. Hıristiyanlıkta dini otorite ile siyasi otorite ayrıştırılmıştır. Rousseau’nun, Toplum Sözleşmesi’nin sonuna “Sivil Din” bölümünü eklerken keşfettiği bu ayrımdır. Critchley, Toplum Sözleşmesi’ni sondan başa doğru okumak gerekir, der. Critchley, Rousseau’yu, Althusser’in kavramlarının ışığı altında yeniden yorumlamaktadır. Rousseau, Hıristiyanlığa karşı, ilk toplumların teokratik olduğu düşüncesinden esin almaktadır.

Antropolojik bir mesele

Critchley’e göre, sadece siyaseti dinden değil, aynı zamanda siyaset teorisini teolojiden ayırmak da mümkün değildir. Modern siyaset teorisi, teolojik kavramların, çıkar yolların bertaraf edilmesinden değil, içermesinden oluşmaktadır. Sadece Rousseau değil, Nietzsche ve 20. yüzyılın önemli felsefi figürleri de, örneğin Benjamin, Heidegger, Derrida, Levinas ve son yılların popüler ismi Agamben, dini kanara iten figürler değil tam tersine düşüncelerini dinsel metinin sorunları üzerine kurmayı ihmal etmemiş figürlerdir. Simon Critchley’in kitabı bir çok ayrıntılı bilgi ve anekdot içermekte. İman kavramına gelince… İman sadece teolojik bir kavram ve teolojik bir durum değil. İman, tin bilimleriyle alakalı, antropolojik bir mesele. Fiili durum bakımında, teoloji ve siyasete açık bir hal-durumu dile getirmesi yanında aşk hal-durumunu da ifade eden bir kavram. Analizi, analizin sahibine bırakmak gerek..

İmansızların İmanı’nın kuşkusuz en güncel kısmını, Critchley’in Zizek’le tartıştığı “Şiddetsiz Şiddet” bölümü oluşturmakta. Critchley, Zizek’in sürekli analiz yapama halinde oluşunu garipseyerek bir yerde ona “Slovan Hamlet” demekte. Ne demek Slovan Hamlet? Yanıtı okura bırakmak gerekiyor.

 

 

 

 

Yücel Kayıran, Radikal Kitap, 2013 

İZDİHAM

 

 

 

 

 

İzdiham Dergisi 32. Sayısında birbirinden güzel yazılar, şiirler, çıldırmalar, öyküler ve denemelerle okuyucusuyla buluşuyor. Kapakta viyolonsel çalan Vedran Smailovic.  Bosna yerle bir edilirken her enkaza smokinini giyerek ağıt yakan Vedran’ın iç burkan hikayesini okuyacaksınız. Arka kapakta ise saçlarını üfleyince tarak uzattığımız Naim Süleymanoğlu. İzdiham, unutulmaz bir sayı daha sunuyor. İzdiham Dergisi 32. Sayısına Buradan Ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın