Octavio Paz Yazıları

Octavio Paz, Konuşmak Kutsaldır

Okurum bir şiirde: Konuşmak kutsaldır. Ama konuşmaz tanrılar yaratır ve yıkarlar dünyaları insanlar konuşurken. Onlar, sözsüz oynar en tehlikeli oyunları. Tin iner, ve gevşetir dilleri ama söz çıkmaz: Konuştuğu alevdir. Dil yakılınca bir tanrı tarafından bir öngörü olur alevden ve bir kule dumandan ve çöküşü yanmış hecelerin: Anlamı kalmayan kül. …

Octavio Paz, Mavi Huzme

Octavia Paz’ın bir öyküsü; Tere boğulmuş halde uyandım. Az önce su serpilmiş kırmızı tuğlalı döşemeden sıcak bir buhar yükselmekteydi. Griye çalan kanatlarıyla bir kelebek göz kamaştırarak uçuşuyordu sarımtırak odağın etrafında. Hamaktan fırladım ve yalınayak odanın öbür tarafına geçtim, gizlendiği köşeden temiz hava almaya çıkabilecek bir akrebe basmamaya dikkat ederek. Küçük …

Octavio Paz, Unutuş

Octavio Paz Leyla İle Mecnun’u İzlemezdi..   Yum gözlerini, yitir kendini karanlıkta gözkapaklarının kırmızı yaprakları altında. Gömül vızıldayan sesin düşen sesin halkalarına ve uzaklarda yankılan dilsiz bir çağlayan gibi, davulların çalındığı yerde. Bırak kendini karanlığa, kendi etine gömül, kendi yüreğine; kemik, o mor şimşek, kamaştırsın gözlerini, kör etsin, mavi göğsünü …

Octavia Paz, Bir Şair

“Müzik ve ekmek, süt ve şarap, aşk ve uyku. Bedava. Büyük ölümcül kucaklaşması birbirini seven iki düşmanın: Her yara bir çeşme. Arkadaşlar, zamanın sonuna dek sürecek sonul sohbet için silahlarını iyice bilerler. Aşıklar geçer gecenin içinden, birbirine geçmiş biçimde, yıldızların ve gövdelerin birliği. İnsandır insanın besini. Bilgi düş görmekten farklı …

Octavia Paz, İncir Ağacı

  Çevirisi de güzel duruyor.  Miksoak’ta, yanmış dudakların köyünde, yalnız incir ağacı bildirir, yıldaki değişmeleri. İncir ağacı, altı ay, ötümlü elbise giyinmiş ve diğer altı ay, yaz güneşinin kömürleşmiş harabesi. Yanıtsız iletiler yazıyordum, imzalandıktan az sonra yok edilen; dört duvarla çevrelenmiş (kuzey, bilmeyişin billuru, bulma memleketi; güney, dörde bölünmüş hatıra; doğu, …

Octavio Paz, Gitmekle Kalmak Arasında

  Gitmekle kalmak arasında kıpırdamayan gün, katı bir saydamlık kalıbı. Hepsi görünüyor ve hiçbiri anlaşılamıyor,  ufuk dokunulamayacak bir yakınlık. Masada kağıtlar, bir kitap, bir vazo: nesneler dinlenmekte adlarının gölgesinde. Damarlarımdaki kan giderek daha ağır yükseliyor  ve yineliyor inatçı hecesini şakaklarımda. Işık kayıtsızca biçimini bozmakta  donuk duvarın, tarihi olmayan bir zaman. …