Hikaye Yazıları

Reşat Nuri Güntekin, Mektuplar

(Kimsesiz çocuklara mahsus leyli(yatılı) bir mektebin teneffüs bahçesi… Açık bir ilkbahar sabahı… Talebe, meraklı bir top oyununa dalmış… Bahçenin bir köşesinde harap gövdesi çakı, bıçak yaralarıyla dolmuş asırlık bir çınarın altında tek bir çocuk: Nihat… Nihat, sarışın, hasta çehreli, daima mahzun bir çocuktur…  Yaşı onyedidir, fakat onüçten fazla görünmez. Fazıl …

Yunus Meşe, Sol Avcumun İçi

Deli Kadın’ın çadırına bir an önce varmak için kapıya koştum. Ayakkabım yok. Çalmışlar şerefsizler. Boğazımı yırtar gibi bağırdım. Sado piçi sen mi çaldın lan ayakkabıları? Ses seda yok. Bir tek gölge dahi yok etrafta. Ayakkabımı çalarak kaderimle arama girmeye çalışıyorlar. Beni engelleyemezler. Bu anı bekliyorum yıllardır. Yalınayak daldım boklu, çamurlu …

Boşluğa Mektuplar

Ellerim. Ellerimin derisi her geçen gün buruşuyor damarları daha bir yüzeye çıkıyor daha bir engebeli, daha bir renkli. Parmaklarım, başparmak, badi parmak, orta direk, gül hacı, küçük hacı. Ne çok söylerdik bu tekerlemeyi. Arkadaşlarım ellerimi güzel bulduklarını söylerlerdi. Hani derler ya bir kadının elleri ve ayakları güzelse o kadın güzel …

Mehmet Reşat Toprak, Hastabakıcıların İç Güzelliği

Sedyenin üzerinde kainattaki en büyük ağırlıklardan biri,annesinin baygın bedeni ve etrafında iki adamla koşturuyor. Adamlardan biri kısa boylu, esmer. Bıyıkları var. Görülebilecek bütün kötülükleri görmüş adamlara has,hastanenin serinliğine orantılı bir serinlikte vicdanı var. İşe geldiğinde ailesiyle beraber vicdanıyla da vedalaşıyor. Diğeri daha genç. Kaşı gözü oynuyor. Her bir hasta yakınından …

Merve Boyraz, Bana ne Sonbahar

  Derdini öykülerle anlatacak kadar sabırlı değil kalemim. Bu sabah erken uyandı, hiç görmediği bir rüyada bilmem neler buldu lakırdılarıyla laf kalabalığında boğamam kendimi. Bunu becerebilen sabır şahsiyetlere de saygım sonsuz her daim. Ben toplumun, mutlu olma çabasıyla ömrünü tüketen bir ferdeyim, her şeyi kendine dert edenlerden hani. Belki de …

Mete Can Koçak, Meryem Teyze Ve Ahmet Amca

Meryem “14 Şubat yaklaşıyor. İyileş de şu hastaneden çık. Bu seneyi hediyesiz geçirmek istemiyorum” dedi kocasına. Ağzında oksijen maskesi vardı Ahmet’in. Yine de zor nefes alıp veriyordu. Maskenin altından güldü 47 yıllık eşine. Bu sefer olmayacak der gibiydi. Doktorun demesine göre akciğerlerinin üçte ikisi işlev göremez durumdaymış. Gençlik yıllarında Almanya’da …

Hamuş Melike, Üzecekse Bu Adam Üzsün

İlk gün, tanışmanın olduğu o ilk gün. Aynaya bakarken tedirginim. Ya saçlarımın bir teli yanlış uçarsa diye. Uçarsa mahcup olurum. Seninle bulaşacağım için o gün iştahım kesilmiş, bir şey yiyememiştim. Seni bekledim, sen geciktin filme. İlk kez bu kadar bekletildim ömrümde, ama bu bana tatlı bir anı oldu. Geciktiğin için …

Yunus Meşe, Sonsuz Yahut Nokta

Dışarıda rezil bir yağmur yağıyordu. Yer, gök çamur rengine bürünmüştü. İçinin bütün sıkıntısını yansıtan yüzünü yaklaştırdı pencereye. Cama birikip iz yapan yağmur damlaları görüşünü engelliyordu. İç sıkıntısına öfke eklendi. Ruhunu ıslatsın istiyordu yağmur. Ancak o zaman bunun bir mucize olduğuna inanacak ve mucizeye tanıklık etmek için yaşamaya devam edecekti. Bu …

Erdem Öztaşa, Ölü/Yorum

Elinde bir demet çiçek… Bana doğru geliyordu. Ama hep beni geçip gidiyordu. Ruhumu delip geçiyordu. Ruhum onun ruhuna vurulmuşken onun ruhu benim ruhumun farkında bile değildi. Hâlâ değil. Yavaş yavaş yürürken kaldırımda fark ettim ki, ben, hayatımda o olmayacaksa yalnızlığı göze almışım. Hayatımda o yoksa ölene kadar yalnızım… Ne kadar …

Gerbrand Bakker, Yukarıda Ses Yok

Pederi yukarı attım. Önce onu bir sandalyeye koyup yatağı söktüm. Üzeri daha yalanıp temizlenmemiş birkaç dakikalık buzağı gibi oturup durdu o sandalyede, sarsak bir kafa ve bir yere sabitlenemeyen gözlerle. Battaniyeleri, çarşafları, döşek yüzünü çekip aldım; döşekle yatağı duvara yasladım; vidalarını söküp yatağın baş ve ayakuçlarını yan yüzlerden ayırdım. Mümkün …

Yunus Meşe, İki Saatlik Sessizlik

Siyah perdeyi araladım hafiften. Göle doğru uzayan sokağa baktım. Sokak lambaları yandı birden. Elinde poşetler olan adamlar geçiyor ara ara. Aceleci kadınlar, çocuklarının ellerinden tutmuş anneler… Ağır ağır tırmanıyorlar yokuşu, kayboluyorlar sonra. Biraz sonrası göl. Perdeyi kapattım. Odam karanlığa büründü yine. Eşyaların görünümü değişti. Kül tablasındaki izmaritler odaya ağır bir …

Burak Salih Selçuk, Beni Kendinde Ara

Tüm kalabalıklar içinde yalnızlık nasıldır. Acı, ağır, kötü, katı. Anlaşılmamak. Anlatamamak. Duyuramamak. Gece olanca seyrinde gündüze doğru yol alırken bir nebze olsun anlaşılabildiğimi düşünüyorum. Dışarıda kar yağıyor. Sis. Gecenin bu vaktinde alt yoldan bir adam geçiyor. Bembeyaz kar örtüsünün üstüne hunharca basıp ilerliyor. Derin çukurlar açıyor yerde. 44 numara ayakkabılarının …

Erdem Öztaşa, İnsan: bir kahkaha ya da acı verici bir utanç

Rüzgâr ısırıyordu suratımı soğukla beraber ve ben yürümeye çalışıyordum. Aklımda hep aynı nakarat… O nakaratın ortasında bir çizik hep… Ve yollar hep karmakarışık, insanlar bulanık, gökyüzü biraz daha karanlık ve yağmur yerine taş yağıyor sanki… Öyle yakıyor canımı… Ama yağmurdan ziyade kalbime yağan ateş yakıyordu canımı… Önümde bir karanlık yol …