Hikaye Yazıları

Alim Akca, İntihar Mektubu

Bu kadar düz bir adamın kendini öldürdüğüne inanamıyorum. Herkes intihar edebilir. Bir sarhoş, bir deli, sıkılmış bir adam, mutsuz bir kız, hayatta her şeyi denemiş bir maceraperest, hatta küskün bir çocuk… herkes canına kıyabilir; ama Fatih gibi olduğu yerde mutlu bir adam, intiharı nerden akıl etmiştir? Onun gibi insanlar en …

Küçük Küçük 12 Öykü

Türk Edebiyatı’nda minimal öykü, çok kısa öykü, öykücük, kısa kısa öykü, kıpkısa öykü, sımsıkı öykü, kısa kurmaca, minik öykü, mini öykü, küçük öykü, ani öykü, mikro kurmaca, küçük ölçekli öykü, mesel, küçük ölçekli kurmaca, küçürek öykü gibi adlandırmalarla anılan öykü türünde ilk olarak 1960’lı yıllarda, Richard Brautigan ve Spencer Holst …

Esra Köse, Bir Cümle Bir Yemek

Bir işi vaktinden önce yapmanın rahatlığıyla günü sonlandırıyorum. Akşam, yorgunluğumu alırken, beni geceye hazırlayan motivasyonu da sağlıyor. Gün şahane bir şekilde rengarenk batıyor. Önce turuncu gibi görünen gök, birkaç dakika sonra pembe mor karışımı oluyor. Yerimden kıpırdamadan, hayranlıkla onu izliyorum. Karanlık çöktüğünde, soğuk da kendini hissettiriyor. Üzerimdeki hırkaya sımsıkı sarılıyorum. …

Halide Edip Adıvar’ın İç Burkan Bir Hikayesi; Kabak Çekirdekçi

Fazlıpaşa yokuşunda akşam olurken, tatlı bir meyille denize uzanan kırmızı damların üzeri kararır, koyulaşan denizin ta kenarındaki küçük minare, gölgeler içinden garip bir tarzda uzanır, uzak görünen ufukların renkli bulutları, siyah siyah gölgeleriyle şehrin üzerine doğru dağılarak gelirdi. Fazlıpaşa akşamla siner, çekilirken garip, ince bir ses hâkim bir hüzün perdesiyle …

Ahmet Büke, İçimden Kocaman Bir Nehir Taştı

Kırmızı ayakkabıları vardı. Eteğinin havalanan uçları, beyaz tenini güneşe açtıkça ayakkabıları daha da görünür oluyordu. Topuklarını öper gibi içine alan ve bileklerini kavrayan şeritleri kırmızıya boyalı ayakkabıları vardı. İğde ağaçlarının birbirine sarılığı sokağı geçerken taş kakmalı yolun üzerinde tıkırdadı. Yaylanarak yürüdü. Saçlarını tekrardan geriye attı. İşte tam da o anda …

Cemil Kavukçu, Erik Zamanı

Cami avlusundaki çeşmeye ağzını dayayıp kana kana su içti. Hava sıcaktı. Çok sıcak. Vanayı bütün gücüyle sıktı ama kapatamadı, ip gibi ince bir su akmakta inat ediyordu. Musluğun çevresinde dönüp duran sarı arıyı izledi bir süre. Arı konup konmamakta kararsızdı. Sonunda kondu. Gözlerini kısıp arının inip kalkan bedenine baktı. Ramiz …

Andrey Platonov, Dönüş

1 Astrahan ilinin kumlara gömülü, kuytu, küçük bir şehrinde yaşayan yirmi yaşındaki Mariya Narışkina, güçlü adaleleri, sağlam basan ayaklarıyla delikanlıyı andıran, genç ve sağlıklı bir insandı. Mariya Narışkina tüm bu serveti yalnızca ebeveynlerine değil, savaşın da devrimin de kendisine neredeyse hiç ilişmemiş olmasına da borçluydu. Çölümsü, kuytu vatanı, kızıl ve …

Yunus Meşe, Filmler Güzel Bitmez Bazen

Gecikmiş bir tesadüf için Gidiyorum artık, dedi.  Ceketimi hafifçe çekip saate baktım. Erken değil mi, dedim? Öyle değil, yokum artık, buraya kadarmış, dedi.  Beklemiyordum bunu. Yutkunarak,  peki neden,  diye sordum.  Baksana birlikte bir film bile izleyemiyoruz, bunlar bizim yolumuza çıkan işaretlerdi, dikkate almalıydık vaktinde, görmezden geldik ama hiçbir şey değişmedi, …

Ayşegül Ünal, Hiç Bilinmeyenli X

“Canına tak etmişti. Kim bilir bu kaçıncı tak edişti? Tak etmek ne demekti? Bıkmak mı, ölmek mi, özlemek mi, üzülmek mi… Yeterdi! Hiçbir zaman doktor olmak istememişti ama bir doktor olsaydı kesinlikle psikiyatrist olacaktı. Bu kesindi. Kanayan yarayı herkes görebilirdi, peki ya kana(ya)mayanlar? Onun gibi olanları tamir edecekti. Edemedi, çünkü …

Hamuş Melike, Vedaları Severim

  “Yerler buz tuttuğunda ellerin ceplerinde yürüme, düşersin. “ demişti annem ben küçükken. Ben büyüdükçe, buz tutan çok daha fazla şeyin olduğunu öğrendim. Bugün buzları kırmaktan geliyorum ben, yani Leyla. Çiçek kokusu geliyor burnuma, baharım gelmiş hoş gelmiş. Kuşlar toplanmış hep beraber bahar türküleri söylüyorlar. Deniz kenarına mangal yapmaya gelenler …

Balıkçı ve Tekneci Amcanın Hükmü

Türkçeyi şimdiden ana dilleri gibi konuşan Suriyeli iki kara çocuk, balıktan dönen sandalı görünce yüzdükleri kıyıdan fırlayıp, kumsalda benim tarafa doğru koşuşarak adamın karaya çıkmasını beklemeye başladılar. Uzun boylu olan, siyah pantolonunu ters giydiği için poposu açıkta geziyordu. İkisininki de sentetikti; parlıyordu güneşte ıslak olduğu için. Yeniydi muhtemelen. Kendi aralarında …

Erdem Öztaşa, O“Nun” Hayâlinin Dilencisi

  Bitkin bir şekilde yürüyordum parkta… Bir arabada çalan parça: “Özledim seni harbiden / aklıma da düşüverir aniden / içince, açılınca…” Müziğin verdiği “melankoli” ile iyice bitkinleşmiş olan bedenim, yolda yalpalayarak yürümeme sebep olan uyuşmuş beynim ve ruhuma kadar sirayet etmiş olan “hayat bıkkınlığı” nirvana’ya ulaşmıştı. Fırtına vardı, sokak lambası …

İbrahim Aslaner, Dede

“Lithuril 300 mg kapsül, üç dozla başlayalım. Atak sırasında altıya kadar çıkabilir.” Hocam bir şeyim yok, demeye takatim yok. Gece çok yoğun geçmiş. Ellerimin görünür yerlerinde çizikler, ezikler, çürükler oluşmuş. Ah ulan ah bir kişi be… Nedir ki dünya nüfusu altı milyarı geçmiş. Bir âdemoğlu dinlemeliydi beni. Hoş dinledikleri de olmuştur …