Dücane Cündioğlu Yazıları

Cemil Meriç’in Tarık Buğra’ya cevabı

Geçen sene, Cemil Meriç üçlemesinin hazırlıkları sırasında “Tarık Buğra”nın Cemil Meriç Eleştirisi” (Yeni Şafak, 13 Ağustos 2006) başlıklı bir yazı kaleme alıp Tarık Buğra”nın “Mehmet Nazım” müstearıyla nazım-nesir bahsinde Meriç”e yönelttiği bir eleştiriden söz etmiş; hatırlanırsa, aynı yazıda, Buğra”nın mezkur yazısını da aktarmıştım. Altı ay sonra üçlemenin üçüncü kitabını, “Bir …

Dücane Cündioğlu, Kanunî Olmasaydı, Sinan Olur muydu?

            TOKİ’yi icat eden bir cumhuriyet, tarihe eser bırakamayacak. Bunlar nasıl yapılaşma gerçekten? Bir defa daha: Mezartaşları Müzesi. Niçin bir defa daha? Çünkü üç yıl önce, yine bu köşede bu adı taşıyan tam dört yazı yayımlamıştım. Bu yazılar yayımlandığında farklı çevrelerden teşvik edici mektuplar almış, …

Dücane Cündioğlu, Bir Adam Düşününüz ki

 Dücane Cündioğlu’nun yazısında süt dağıtımı ile ilgili konular yer almıyor. Bir adam düşününüz ki hayatını Türkiye’de Sol’un ve Sosyalizm’in tarihini araştırmaya adamış olsun, ömrünü Marksizm’in en güçlü muhaliflerine, hatta bazı yandaşlarına —hem de 1930-40lı yıllarda— eleştiriler yazmakla geçirsin… Bir adam düşününüz ki Ziya Gökalp’e… Tevfik Fikret’e… Ahmed Hâşim’e… Fuad Köprülü’ye… …

Dücane Cündioğlu, Hayat Hep Berbattı Zaten

En iyi arkadaşımız Dücane Cündioğlu’nun hayata bakışı. Ne olup bittiğinin farkında olanlar için daha da berbattı. Farkında olmayanlara gelince, hayatın berbat olup olmadığının ne önemi var onlar için? Farkında olmak, ızdırab çekmek demek, hayata alışmamak, bir türlü rahat olamamak demek. Farkında olmak, varolmak demek, varoluşu idrak etmek demek. Farkında olmak, …

Dücane Cündioğlu ve Prof. Ahmed Yüksel Özemre Tartışması

CÜNDİOĞLU’NUN YAZISI Toshihiko Izutsu”ya Arapça’yı kim öğretti dersiniz?! 1981 yılının başlarında bir grup genç Üsküdar”da bir arkadaşımızın evine ziyarete gitmiştik. Ev sahibinin küçük ve fakat benim için o yıllarda fevkalâde cazip olan kitaplarla dolu bir kütüphanesi vardı. Ben de tabiatıyla vaktimin bir kısmını kütüphanedeki kitapların tedkikiyle geçirdim. Aralarında bilhassa bir …

Dücane Cündioğlu, Uyurduk, Uyardılar Bizi

Fotoğraf makinesi karşında çalışmaya başlamışsa aslında pencere yoktur. Dünyayı hep bir noktadan kavrarız, bulunduğumuz noktadan, muayyen bir makam ve mertebeden. Kısacası kendi hâlimizce bakarız dünyaya, ve yine o dünyayı ancak kendi hâlimizce görürüz, görebiliriz. Hangi hâldeysek, o hâle nazaran, hâlimize nazaran. Hâl sabit değildir, değişir. Zaten değiştiği, değişebildiği için hâl …

Dücane Cündioğlu, Hiçlik Niçin Korkutur

Muhatabım bana bir ‘şey’ söylerse, kendisine ancak birkaç şekilde karşılık verebilirim. İmdi, verebileceğim karşılıkların listesini, basit bir biçimde şemalaştırmayı deneyeceğim: 1. Ne dediğini anlıyorum. Böyle bir karşılık, muhatabın ancak ‘dil’ düzeyinde anlaşıldığını gösterir. Özetle düz anlamı şu: “Türkçe biliyorum!” veya “Söylediklerinin anlaşıldığından emin ol lütfen!” 2. Ne demek istediğini anlıyorum. …

Dücane Cündioğlu, Daraltı

Kendiyle yüzleşmeyi kim göze alabilir?  Elbette sadece değişimi umabilen! Hiçbir şey değişmeyecekse kişi kendisiyle niçin yüzleşsin? Niçin yüzleşmenin o ağır yükünü taşısın? Gerçekliği belleğinde niçin saklasın? * * * “Sanki burnum değdi burnuna yokun / Kustum özağzımdan kafatasımı.” İnsanın kendiyle yüzleşmesini Necip Fazıl’ın bu mısralarından daha iyi ne anlatabilir, doğrusu …

Dücane Cündioğlu, İnsan Nefesine Hasret

Çıplak olarak ölü bulunduğunda Romy Schneider’ın avucunda sıkışmış bir kağıt parçasından babası Wolf Albach-Retty’nin bir zamanlar kendisine yazıp bir yaş gününde hediye ettiği şu sözler okunuyordu: Steck deine Kindheit in die Tasche und renne davon, denn das ist alles, was du hast! Kısaca anlamı şu: Çocukluğunu cebine sıkıştırıp kaç buralardan, …