Şiirler Yazıları

Necat Çavuş, Anıt Öpüşler

Mimar Sinan Kostantiniyye’yi en güzel yerinden Tutup öpmüş öpmüş İstanbul yapmıştır Belki bir Şehzâdebaşı’da belki Süleymaniye’de Bir öpüş rüzgâra karşı çınar Bir öpüş çağlara karşı simya Bir öpüş müziğin gül açımı Bir öpüş denizin içindeki ses Ya Üsküdar’daki Şemsipaşa Tanrım o ne öpücüktür, belki de İstanbul hiç böyle öpülmemiştir.   …

Ümit Yılmaz, Hain Hafızam Ve Süregelen Hatalar

Her köşe başında başka bir mevsiminle karşılaşıyorum. Az önce kıştı misal üşümüştük ikimiz de Ancak eldiven takmazdık el ele tutuşurken Soğuk şikayetçiydi bizden En çok da elerimizden. Sonraki sokakta bahar gözlüyor yolumu Kar suları erimiş dalgalar dövüyor kayaları Saçlarından topluyorum çiçeklerin efsunlu renklerini Gözlerinden içiyorum nisan yağmurlarını. Yine son elli …

Bertolt Brecht, Köpek Balıkları İnsan Olsaydı

Köpek balıkları insan olsaydı, küçük balıklara daha iyi davranılırdı.   Bay K.’nın ev sahibinin küçük kızı ,’’Köpek balıkları insan olsaydı küçük balıklara daha iyi davranırlar mıydı?’’diye sordu. Bay K.,’’Evet,’’ dedi.’’ Köpek balıkları insan olsaydı, denizin dibinde küçük balıklar için sağlam sandıklar yaptırır, sandıkların içine bitkisel olsun hayvansal olsun, her çeşit …

Alain Bosquet, Şiirin Derkenarındaki Yazı

20İç geçirmelerimi satın alın. Kuşkularımı alın. Size bir külah yüz buruşturması mı vereyim? Her şeyi sattığımda Kendimden uzakta yeniden doğmaya gideceğim bir hintkirazıyla çok yumuşak bir öpücük adsız birkaç nesne arasında. Umutlarımı satın alın. Gerçekliklerimi alın. Bir külah gülücük mü vereyim? Ben dört mevsim satarım. * Neden çınardan uzaktadır çınar? …

Nihat Behram, Yine de Gülümseyerek

Ne sağnaklar görmüşüz, yarılan gökyüzünden alnımız yıldırımlarla ağmış, ne rüzgarlar çınlamış bağrımızda, coşkusundan kırılmış kaburgamız, dişlenip kayaları ne ateşler yakmışız, aşmışız ne zifir uçurumlar, yine de ürkütmeden öpmüşüz bir ceylanı gözlerinin yaşından incitmeden tutmuşuz ağzımızda yorulan kelebeği; şimdi asmalardan korukların tadı silinmiş, sesimizde sendeleyen bir keder, uykusuzluk serin serin sızıyor …

Süreyya Berfe, Nöbetçi

Dağ başından bir ışık geliyor Yansıyor gözlerimden şehre Bozkıra köy evlerine Yorgun değilim seninle buluştum Bir mendil sevinç yolladım sana askerden Sevdamın nöbetini tuttum bütün gece Dağ başından bir yel esiyor Dönüyor tüfeğimin namlusundan şehre Fabrikalara harmanlara Üzgün değilim anamla konuştum Bir tokat izi yolladım ona askerden Vurulan yeğenimin nöbetini …

Süleyman Çobanoğlu, Kurtbakışı

seni ağıllardan çıkartacaklar süreklerle, kargılarla, ilençle kurşun kaynayacak damarlarında gözünün ağına kan dökecekler sana tunç ve çelik fırlatacaklar ve er kancıklığı, kadın hasedi sevmeksizin taptıkları her şeyi sırtında bıçaklar köreltecekler sana itlerini hırlatacaklar boyun eğişlerin yalıyla keskin aya ulumandan yapılmış göğü hırçın ırmaklarla kışkırtacaklar sana öksüzlerden ad koyacaklar kovulmuş, itilmiş …

Cahit Zarifoğlu, Savaştığımız Günler Kendimizle

Başın çok yükseklerde eğil selvi boylu Eğil bir kez nasıl bir şeysin göreyim Nasıl liman çocukları zalim Nağra atarlar gecenin koynuna Daha başkaları da var Tabiatlarını mayalarını açıklayan Ya sen selvi boylu nesisin Ya ben neyiyim körlüğün Eğil hakkımızla Birlikte bağıralım içine esirliğin Ben hırsız olayım kendi malıma ha! Ben …

Hüseyin Ferhad, Metafizik

Seni bir kilise avlusunda dilenmeliyim artık haçlara gerili avuçlarımda bir suskun çan. –Ben değil miyim şu yıkıntıların üzerinde uzanan saçlarım darmadağınık. Seni bir sinagog avlusunda dilenmeliyim artık çıplak ayaklarına sürmeliyim o ilençli yüzümü. –Ben değil miyim kemirip duran Madde’ye verilmiş tek sözünü aklım darmadağınık. Seni bir cami avlusunda dilenmeliyim artık …

Ergin Günçe, Olmak ya da Vurmak Öldürmek

Bir suç oluyorum ben de külümü karıştırınca Kimleri, kimleri, kimleri vursam Önce kendimden mi başlasam şakalaşmaya Önce kendimden mi başlasam Ben istesem horoz gibi öterim Alıngan ve içli çocuk olduğum için Rahatlarım Bankanın camını kırsam Sularım sonra atımı bir derede Ne zaman ne zaman kırlara kaçsam Ben istesem kilidimi kırarım …

Semih Diri, Gülü Sevgiliye Karanfili Ölüye Veren

yıkılmış, enkazı toprağa gömülmüş bir uygarlığın kıyısında asması kurumuş bir çardak altında kan sızarken benliğimden çıldırmış sokaklara düş hekimleri gerek tutmak için sevgiliyi ayaklarından perçinlemeli yüreğinin gölgesi yüreğime, sevgili düş idi düştü düşecek şimdi eski çağlarda, sütunların arasında, kamçılı bir hüzünle İlyada biter Hektor’un yası dokuz gün sürer başlayan her …

Rojan Tiryaki, Yorgunluğun Geçmişi

Gününü gün eden geçmişten geldim Cebimde saatler cebimde şehzade uykuları Düşmek derdini bir yaprağa vererek Çıktım karşına Dilime öğrettiğim bir kaç susmakla Duvar arasına sıkıştırılmış takvim yaprağında Bırakmışken yorgun düşen omuzlarımı Nasihatler verdim ihtiyar yüreklere Görmek denince kekeme kalan cümleler kurdum Ellerimi sakladım serin dallar arasına Oysa kabul görmemiştim Yüzyıllardır …