Can Trajedik, Tüm Delilleri Çürümüş Birinin Delili Kendisidir

 

“Kim ne derse desin, mutlu insanın en mutlu anı, uykuya daldığı andır ve mutsuz bir insanın en mutsuz anı, uykudan uyandığı andır. İnsan hayatı, bir tür hata olmalı.”
(Schopenhauer)

Bugün, modern insan nasıldır? Sorusuna verilecek en dürüst cevap şöyle olmalıdır: “Modern insan mutlu insandır.” Ya da başka bir deyişle, her şey baş aşağı giderken, işsizlik ve ekonomi dibe vururken açlık ve sefalet artarken mutlu olduğuna inandırılan, başarılı insandır.

İktidarlar tebaalarını mutlu etmek ihtiyacı hissederler. Kapitalist toplumun varlığını sürdürmesi için çırpınan burjuva ideolojisi, genç insanları avlamak maksadıyla “iyi bir eğitim, iyi bir gelecek!” benzeri sahte mutluluk vaatlerinde bulunmaktadır. Eğitimli gencin kendi bireysel başarısının peşinde koşması halinde, toplumda keyif verici bir pozisyona ulaşabileceği öğütleniyor. Bununla birlikte geleceğe güven, o da yetmezse doğurduğu korku ve gözdağıyla kendilerini ayakta tutmaya çalışırlar.

Düşünün bir kere bunlardan yoksun insanı. O, kendisine zarar vermek de dahil her şeyi yapabilecek bir insandır. Burada başarının mutlulukla ters oranda geliştiği gibi bir yargıya kapılabiliriz. Hayır, doğru olan; başarının mutluluk getirdiği ya da mutluluğun başarı getirdiği değil, başardığımız şeyi anlamlandıramadığımızdır.

Çünkü modern insan özgür iradesiyle değil zorunluluklar karşısında hareket eden insandır. Bilinen bir özdeyiş vardır: “İnsan için en büyük eziyet sevmediği bir işi yapmak zorunda olmasıdır” Bu tamamen yerinde bir deyiştir. Elbetteki istisnalar kaideyi bozmayabilir. Fakat gerçekten sevdiğimiz bir işi yapıyor muyuz? Sorusuna dürüst olarak verilecek bütün cevap hep “hayır” olarak karşımıza çıkacaktır. İsterseniz gelecek hayallerinize bakın. Çoğumuzun gelecek hayalleri hep şartlıdır. Bunlar genellikle “emekli olduktan sonra, şu kadar para kazandıktan sonra, şu iş rayına oturduktan sonra veya şu işi başardıktan sonra” gibi şartlarımız vardır. Bunlar bizim ertelenmiş hayallerimiz, başka bir deyişle bizi mutlu edecek asıl şeylerdir. Bu gündelik çabalarımız oraya varmak için harcadığımız emeğin ve zamanın, yani zorunlulukların toplamıdır.

İşte başarıyı mutsuzlukla tezat hale getiren şey bu zorunluluğun ta kendisidir. Fakat bu öyle bir şeydir ki, bizim için sıkıntılı, yorucu ve bazen de bezdirici hale gelebilen yaşamı kazanma uğraşı bizzat araç olmaktan çıkıp amacın kendisi haline gelir. Bir de bakmışız ki, anlamlandıramadığımız bir koşuşturmacanın içine bilinçsiz olarak dalmışız. İşin garip yanı bu yolda aldığımız yol ve edindiğimiz başarı bizi daha çok tahrik etmiş ve daha çok çaba harcamaya itmiştir. Bu koşuşturmaca zorunlu bir yol olmaktan çıkmış ve bizzat hayatın kendisi olarak karşımıza çıkmıştır. İşte bizim mevzuumuz da burada başlıyor. Burada şu sorular çıkıyor karşımıza:

1- İnsan başarıyı elde etmek için belli bir zaman mutsuzluğu göze almak zorunda mıdır?
2- İnsanın, yaptığı işte mutlu olması mümkün değil midir?
3- Mutsuzluk başarıyı tetikleyen bir şey midir ?

Doğru cevap hepsidir. Epiküros, Eğer insanlar mutlu olabilseydi hiçbir bilimde yol kat edilemezdi” der. Dostoyevski de, “İnsandan zaten ne beklenir ki? Yeryüzünün bütün olanaklarını başından aşağı boca edin; onu tepeden tırnağa kadar mutluluğa batırın. Tıpkı suyun yüzeyinde yükselir gibi kabarcıklar yükselsin; ona yatıp uyumaktan, kurabiyelerin dibine darı ekmekten ve insan soyunun devamını sağlamaktan başka yapacak iş bırakmayacak bir parasal gelir sağlayın. İşte bu aynı insan, sırf nankörlüğünden rezilliğe olan eğiliminden size ayaküstü bir oyun oynayacaktır. Bu olumlu ve akıllı davranışınızın içinde sırf kendi uğursuz ve başına beladan başka bir şey getirmeyecek hayalperest yanını karıştırabilmek için, kurabiyelerini kaybetmeyi göze alacak, hatta belki en olmayacak belanın, en berbat ekonomik durumun başına gelmesini arzu edecektir. Özellikle hayalperest saplantılarından, kalın kafalılığından vazgeçmek istemeyecektir” der.

Demek ki, mutsuzluk bir yanıyla bizim arzuladığımız hayatın itici dinamiğidir. İnsanın umutsuz ve mutsuz olması için birçok sebebi vardır.

Depresif bir duygu durumu gibi algılanan mutsuzluk hali çoğu kere yalnızlıktan kaynaklanmaktadır. Oysa mutluluk diye adlandırılan yapmacık güvenin sonunda daha ciddi bir mutsuzluk vardır.

Modern dünya insanı arzularının kölesi haline getirmiştir. Köleliğini sürdürebilmesi için elindeki yan aparatlardan biride NLP,kişisel gelişim,duygusal zeka gibi zırvalıkta birbiriyle yarışan kitaplardır. Daha fazla ikiyüzlülük, insanlara olmadıkları değerleri biçme gibi envai çeşit refleksler geliştiren bu kitaplar bireyin yalnızca daha fazla mutsuz olmasına yarar.

Mutsuzlukta bireyin kendiyle hesaplaşması yoğun olduğu için dış gözlemi azalırken iç gözlemi çoğalır. Bir nesnenin olayın,acının öfkenin veya bir gerçeğin niteliklerinin bilinmesini andıran hadise mutsuz insanı ilgilendirmez. Mutsuz için acı, yakında yani kendi içindedir. İlgi çeken veya çekmeyen her türlü iş, hadise, vaka ve geçirdiğimiz kötü mazinin zihinde sürekli nüksetmesi insanı yorar. Ne var ki, unutmaya çabalama bahanemizde bize unutmak istediğimiz şeyleri daha fazla hatırlatmaktan başka bir işe yaramaz. O halde “doğru olan nedir ?” sorusuna belki şöyle bir cevap vermek yerli yerinde olacaktır: “Unutmaya çalışmıyorum aksine o mazinin beni daha çok geliştirdiğini güçlendirdiğini düşünüyorum.”

Modern toplumdaki şehir insanı ile kırsal kesimdeki insanın mutsuzluk oranı kıyaslandığında şehir insanın daha mutsuz ve yalnız olduğu görünür. Bunun sebebi şehirdeki yoğun stres ve insanların birbirleriyle sürekli yarış halinde olmalarıdır. Kırsal kesimdeki insanlarda bölüşüm daha fazladır. Şehir insanının kaçırdığı nokta bölüştükçe kendini çoğaltacağına dair inancını yitirmesidir.

ENTELEKTÜELLERİN MUTSUZLUĞU

Bir sonuca varmak kaygısıyla bilgiyi inceleyen, analiz eden, düşünceyi üreten entelektüel insanın, mutsuz olacağı söylenir. Bu sebeple, entelektüelin acısı varolan sorunları daha derinden hissetmesi demektir.

Tarihteki birçok filozof düşünür mutsuzdur. Artık gördüğü, hissettiği sorunları düzeltememenin verdiği huzursuzluktan ötürü mutsuzluk denizinde yelkenlerini açmıştır. Dahası fikir üretimine sığınan, akıl etmeye başlayan insan, mutsuzluğun bütün donanımını kendi benliğinde sağlamıştır. Düşünce kendisini ağırdan satar. Kuşkusuz düşünen insan için merak, çekicidir kışkırtıcıdır ve uyarıcıdır.

Düşünen kişi kendini, kendi iradesini kullanarak bilgiyle baştan çıkarmıştır. Dolayısıyla insan en çok bilgi metodunu öğrendiğinde kopar hayattan. Bu kopuşun ertesinde insana yapışan tipik özellik ise kendi dışındaki insanları yorumlamak isteğidir. Bu istek bir süre sonra kendi kendisiyle başlatacağı kıyas zemininin de alt yapısını oluşturacaktır.

Yaşadığı içsel gelgitler, kendi asosyalliğinin çaresizliğini hissetmesidir bir bakıma. Felsefenin temel prensipleri öğrenilmiştir. Mutlu olmak hafifliği çağrıştırmaya başlamıştır. Mutsuzluğuna bir şeylerin etken olduğuna inanan insan ebedi mutluğu için bir hayli plan kurmuştur; bu gücü kendisine veren ondaki bitmek ve tükenmek bilmeyen ruhsal tatminsizliğidir. Nitekim ruhsal tatminsizlik de üretimi kamçılar.

Mutsuzluk böylece yetiştirici, geliştirici bir hal alır.

 

 

 

 

Can Trajedik 

İzdiham

 

 

 

 

İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: