Bünyamin Yılmaz, Bir Muhalif Manifesto

 Bünyamin Yılmaz ile Ezgi Başaran artık barışsın. Çok üzülüyoruz.

Bu ülke nasıl bir yer olmaya başladı, anlamış değilim!

Muhalif düşünce kovuluyor arkadaşlar. Her yere yandaş düşünce hakim olmuş. Artık bu ülkede yaşamak zor geliyor. İnsana huzur vermiyor, hüzün veriyorlar. Sanırsın aşkı da bir üveyikten satın almış, bizimdir damgasını basmışlar.

İmdi, müzmin bir muhalif olarak düşüncelerimi açıklıyorum ey yandaş olmayan okur. Beni iyi dinle, bu lafları bir daha etmeyeceğim. Zaten mecra da bulamam, nerede kaldı eski muhaliflikler. Bizim için bir müze yeri ayarlansa, olmadı ören yeri fena olmaz. Zira hayat bize çok hızlı geliyor, ‘ulu’  bir zamanda dinlenmeye ihtiyacımız var.

Bakın efendiler. Fazıl Say’ın başına gelenler asla tesadüf değildir. Fazıl bu ülkenin ender kahramanlarından biridir. Piyanosuyla dünyayı titretmiş, kendine olmadı, nereye isterse oraya getirmiştir. Bu arabeskçi ülkede, kimse dinlemiyor onu. Mahkemelere iltifatını bile hakaret olarak anlıyorlar. Ataiz ve ateiz diye linç ediliyor. Oysa o Hande Ataizi ile birliktelik kurabilecek kadar bu ülkenin yerli topraklarında karınca yuvasına kadar dağılmıştır. Cem Yılmaz da ayıp etmiştir. Ben piyano bilseydim Fazıl Say olmazdı ne demek.  Bu ülkede son muhalif kalemiz elimizden alınamaz!

Rutkay Aziz ve Taner Barlas’ımıza da dokunmayın. Onlar aydınlanmacı tiyatro yapıyorlar. Atamızı seviyorlar diye niye arkaiklermiş gibi bakıyorsunuz. Başörtüsü cami  diyenlerin heykele ve atamıza düşmanlıklarına her gün yenileri ekleniyor. Bu nasıl iştir. Okullardaki üniformayı da kaldırdınız. Biz kime tekmil vereceğiz. Oldu olacak andımızı da yasaklayın. Gazi’nin öldüğünü sananlar yanılıyorlar. Anıtkabir’e çaput bağlamıyoruz ama gazetelerimizin dergilerimizin her yerini, hatta sahneleri bile çaput doldurduk. Bi de bize hurafeci diyorlar. Biz ruh çağırma seanslarında atamızı çağırıyor, her gün sizin yerinize bilimsel düşüncelerle özür diliyoruz, n’aber!

Bu ülke bir de apoleti gönlünde Ertuğrul Özkök’ün kıymetini bilememiştir. 28 şubatta hattımızı kurtaran yegane medyacıdır. Neymiş pırpırlıların baskılarına boyun eğmişmiş. Siz Çevik Bir kıymetli paşamızın emirlerini yerine getirdiğini mi sanıyorsuz Özkök’ümüzün. Aksine paşamızın fikri gelmeye başlarken Ertuğrul düşünceyi havada kapar, ‘gerekirse silah bile kullanırız’ manşetini çatmış olur. Yakışıksız iftiralar bunlar. Hem o Mehmet Barlas’a ne oluyor ki sertleşme yazılarını alaya alıyor. Evet Ertuğrul beyciğimizin sertleşme sorunu vardır. Ama bu ayıp değildir ki. İki kadeh attı mı kadınları çözebilen ender insanlardandır Ertuğrul, varsın nereye sertleşeceğini bilemesin!

Ben niye kıskandığınızı biliyorum.  Hasan Cemal’in sertleşme sorununu rahat yazabildiği için değil mi? Noldu ‘Hasan abi’ günlerinize. Bu ülkede muhalif düşünce ölmüştür kardeşim. Sözcü ve Aydınlık gazetelerinde yaşatılabilmektedir asıl düşünce. Ne, sera tipi mi dediniz, ağır oldu ama. Nerde Uğur Dündar, nerde Levent Kırca, Nerde Emin Çölaşan, nerde Tarık Akan. Silivri’ye gidip çaput mu bağlayalım. Özgür düşünce ölebilemez.

Ben size muhalif olmanın sırrını vereyim, neden işler tersine döndü anlayıverin.

Efendim bu ülkede her şeyi bilen devlet anlayışı öldürülmüştür. Devletin derin toprakları yeri geldi mi Dersim, Çorum, Maraş, Sivas işlerini iyi bilecektir. Yeri geldi Uğur Mumcu’yu, Bahriye Üçok’u, Çetin Emeç’in öldürülüşünü gösterecek, bu konuda İran’ı, mollaları suçlayacak kalemler de muhalefet yapmış olacaktır. Isparta’nın dahi sevemediği Gül’ü Süleyman Demirel’e bakın. Onun zamanında gül gibi sorunlar olur, gül gibi de çözülmezdi. Ama o günlerin bir asaleti vardı kardeşim.  Mesela biz niye Ergenekonu savunuyoruz? Bilmiyor muyuz böyle bir örgütün bu ülkenin başına bela olduğunu? Can Dündar’a bakın ergenekonunuzu alın. Bizim eleştirdiğimiz Ergenekon sağcıların işine yarayandır. Sola düşman olandır. Devletin kullandığı ülkücülerdir elbet. Yoksa solcuları siz niye açığa çıkarıyorsunuz. Televizyonlara dizi yapıyoruz siz izliyor ama anlamıyorsunuz. Muhteşem Yüzyıl dizisine belgesel diyen Recep Tayyip Erdoğan da izlemediği diziyi anlamamış. Efendim niye at sırtında değilmiş, niye hep haremdeymiş.

Bizim devlet geleneğimize aykırı bu. Yeni devlet kurulunca eskiyi kötülemek bizde esastır. Siz padişahlık rejimini nasıl savunursunuz. Bırakın sarayında haremiyle oynaşsın, devlet işlerine niye Kanuni’yi karıştırıyorsunuz sayın başbakan.

Dünyanın çevresini dolanıp duruyorsunuz. Filistinlileri kendi içinde barıştırıyor, ateşkes için Gazzelileri sahipleniyorsunuz. Birleşmiş Milletler’de devlet olarak tanınmayı sağladınız diye pasta kesiyorsunuz. Efendim ne güzel güneydoğumuzda savaş şartları yaşanıyor, İsrail’den aldığımız araç gereçlere servet ödüyor, onlar da bizim lobimizi yapıyorlardı. Siz İsrail’e ortadoğuda niye rakip çıkıyor ABD ile bile ayrı düşüyorsunuz. Biz antiemperyalistiz dedik de bizi dünyadan kopar demedik ki. Paşalarımız ABD’ye gittiğinde devlet ciddiyetiyle gider, yeni planlarla geri dönerdi. Şimdi siyasiler askeri yanına alıp gidiyor, bir de onlara nizamat veriyor. Olmaz…

İçerde eski tüfeklerimiz azaldı gitti. Müjdat Gezen tek başına kahramanlık yapıyor. Nerdesiniz. Adam her gittiği yere ‘nerde eski düzenimiz’i götürüyor, ihmal etmeyin. Taksim’e cami yapacağınıza ‘Yıl 1923. O gün yola çıkmışız, çıkış o çıkış’ diye başlayan bir destan anıtı yapın. Her yıl her oyununa bahane bulup ödül dağıttırdığımız Genco Erkal’ı bile takan yok. Leman, Penguen, Uykusuz gibi mizah dergilerimizi gülmek için almıyorlar dergilerin haline gülüyorlar.

Şurda bir avuç kaldık yahu. Tufan Türenç de olmasa halimiz yaman. Hüsnü Mahalli’ye döndük. Bozuk plak gibi cızırdıyoruz. Ekranların Ayşegül ablası da Beki’yle susturuldu. Nuray Mert artık dilini kaybetti mecburen İngilizce yazıyor gazetede yazılarını. Ezgi Başaran’ımızın kıymetini bilen yok. Bakın Cumhuriyet gazetesini ağzına alan yok. Biz bile unuttuk onları. Nerdeyse Ayşe Arman’ın Silivri Anıları’yla avunacak hale geldik.

Yarın iktidarı devirsek, eski düzeni getirsek, ortam canlanmayacak yahu. Herkes sindirildi. Bize baasçı diyorlar. Neyi savunduğumuzu kendimiz de şaşırdık. Yalçın Küçük’süz Abdullah Öcalan’a döndük.  Nasıl bir kader bu.

Tanrım Fazıl Say’a öyle bir beste gücü ver ki, devletimiz piyanoya kurulsun, konçertoda yaşasın…

 

 

Bünyamin Yılmaz, Cafcaf

İzdiham

İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: