Bülent Parlak, Vatanım, sevgilim, ey nazlı ülkem

Yıllar önce Arap baharı başladığında şunu demiştim: “Eyvah, Türkiye’ye savaş açtılar.”

Vatanım, sevgilim, nazlı ülkemin kaderidir gözyaşı. Anadolu toprakları istilaların, medeniyetlerin, gözyaşının, büyük zaferlerin, yenilgilerin, şiirin, aşkın, terk edilmelerin, sahipsiz bırakılmaların, yiğitliğin toprağıdır. Biz savaşa doğarken başladık zaten.

İki gün önce yine denediler bizi yok etmek için. Beni, seni, ülkemi, topraklarımızı, bedenlerimizi, her şeyimizi. Hem de kendi askerimizin namlusuyla, tankıyla, uçağıyla, kurşunuyla.

Amerika Birleşik Devletleri, dünyayı kontrol ediyor yaklaşık yüz yıldır. Aslında olmayan bir ülke ABD. Dünya sermayesi nerede toplansa Amerika orası olacaktı; işte o Amerika ABD oldu.

Sermayenin yüzde 90’ı Amerika Birleşik Devletleri’nde ve bu sermaye sahipleri hem Amerika’yı hem de dünyayı istedikleri gibi şekillendiriyorlar. Bu çoğu zaman oldu, bazen planları Vietnam’daki gibi başlarına geçti.

Sermaye ne istiyor? Sermayenin tek derdi yürütülebilir bir varlığa, azalmayan ve daima artan servete sahip olmaktır. Bu kavgaların, bu bombalamaların, bu işgallerin tek sebebi bu daimiliği muhafaza etmektir. Bunun için milyonlarca insanın mağdur olması, milyonların, milyarların ölümü hiçbir zaman önemli olmamıştır.

Öldürürken veya işgal ederken her zaman aynı kuralları işletmişlerdir. Irkçılık, mezhepçilik, ayrımcılık, özgürlük, bağımsızlık ve benzeri birçok kavram. Amerika ve Batı kulağa hoş gelen ama kulağa hoş geldikçe bedeni yok eden kavramları insanlara kabul ettirmede gayet başarılıdır. Algı yönetimi, kültürel hegomanya, sinema, basın yayın yoluyla istediklerini her zaman gerçekleştirmişlerdir.

CIA, Mossad, MI5 gibi istihbarat örgütleri mahvetmek istedikleri ülkeleri, işbirlikçileriyle her zaman işgal etmeyi çoğu zaman başarmışlardır. Sıra Türkiye’dedir.

CIA’nin çalışma yöntemi çok basittir. Kaşınacak yer neresiyse orasını itinayla şaha kaldırır. Ve bizler hiç farkında olmadan ya kaşıyan ya da uyuza düşenler oluruz. Yapmamız gereken ikisine de başkaldırmaktır. Ne kaşıyan olacağız ne uyuz.

Şu anda Ortadoğu’da olanların şekil olarak özeti budur.

Ne yapmalıyız?

İki gün önce üstümüzden uçaklar uçuran, bize kurşun sıkan, bizi tankla ezmeye çalışan, şehirlerimize bomba atan bu Fetöcü Hainler ve onların yamakları maalesef bu ülkenin insanları. Ve maalesef bir ülkeden insan çıktığı kadar böyle iğrenç hainler de çıkıyor. Bizim mücadelemiz hainlerledir. İşte o hainler üstümüzden uçaklar uçurdular, tankları üstümüze sürdüler, helikopterlerden silah sıktılar, öldürdüler bizi, yaraladılar, yetmedi bombalar attılar.

Şimdi yazacağım satırların tümü ülkem, ülkemin selameti, büyük ve güzel ülkemin insanlarının huzuru, geleceği içindir. Çünkü Türkiye bütün dünyaya barışı, huzuru, dostluğu, kardeşliği getirecek tek ülkedir. Bu bir istila temennisi değil bu bütün insanlığa el uzatma isteğidir. Öncelikle kendi içimizdeki barış bütün coğrafyamıza, İslam coğrafyasına, dünyanın her yerine el verecektir. Çünkü Arjantin’in fakir mahallerindeki insanlarından tutun, Kamboçya’nın zengin mahallelerine, Afrika’daki kabilelerden tutun, Hakkari’nin mezralarında yaşayan herkese sorumluluğumuz büyüktür.

Ve bu görev seçimle işbaşına gelmiş ve ülkenin yarısının oyunu almış Adalet ve Kalkınma Partisi’ne ve Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere bütün siyasi partilere, sivil toplum kuruluşlarına, edebiyatçılara, işçilere, hepimize düşmektedir. Gün ayrışma günü değil, birlik olma günüdür. Bizim üstümüzdeki mesuliyet, namusumuzdur. Biz yok olursak her şey yok olacak.

 

 

 

 

Bülent Parlak

İZDİHAM

 

 

 

 

İzdiham Dergisinin 29. sayısı çıktı.  İzdiham 29. Sayısını hiçbir şey için okumayacaksanız bile 00.05.1965 tarihinde Elazığ Akıl Hastanesi’nde yatan Urfalı bir hastanın Allah’a yazdığı mektup için okuyun!   İzdiham 29. sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın